Taraflar arasında teminat mektubunun iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen özel güvenlik hizmet alım sözleşmesi kapsamında müvekkilinin edimlerini yerine getirerek işin tamamlandığını, sözleşme gereğince davalı tarafa teminat mektubunu verdiklerini, idare ve SGK'ya borcun olmaması halinde teminatın iade edileceğinin kararlaştırıldığını, iade koşullarının yerine getirilmiş olmasına rağmen teminat mektubunun iade edilmediğini, ayrıca müvekkil şirket bünyesinde çalışan işçilerin ihaleyi alan dava dışı firmada aynen çalışmaya devam ettiklerini, Yargıtay içtihatları gereği işyeri devri halinde kıdem tazminatı hakkı doğmayacağını ileri sürerek teminat mektubunun iadesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşme hükümleri kapsamında işçilerin kıdem tazminatı alacakları nedeniyle teminat mektubunu iade etmediklerini, teminat mektubunun iade koşullarının oluşmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasındaki sözleşmenin sona erdiği, davacı tarafın iş yeri devri yaptığı, devralan diğer firmanın davalı tarafa özel güvenlik hizmeti verdiği ve davacı tarafın daha önce çalıştırdığı işçilerin eli ile verdiği, davacının çalıştırmış olduğu işçilerinin işçilik hakkından kaynaklanan alacakları için dava açmaları halinde davalı idare ile birlikte bu işçileri çalıştıran şirketlerin de müteselsilen sorumlu olacakları gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu iadesi talep edilen teminat mektubu 01.03.2017 tarihine kadar geçerli bir mektup olup bu tarihe kadar bankaya hitaben tazminat talebinde bulunulmadığından teminat mektubunun hükümsüz kaldığını, dava konusuz kaldığı için esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, öte yandan dava tarihinde mektubun tazminini gerektirir bir olgu yahut olay doğmadığından yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılması gerektiğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; özel güvenlik hizmeti veren yüklenici davacı şirket ile davalı arasında imzalanan sözleşmenin 31.12.2015 tarihinde sona ermesi ile işçilerin işyeri devri nedeniyle 01.01.2016 tarihinden itibaren dava dışı Alnıaçık Güvenlik Hizmetleri Ltd. Şti. bünyesinde çalışmaya devam ettikleri, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 16.12.2020 tarihli, 2020/1804 E. 2020/4353 K. sayılı emsal nitelikteki ilamında da belirtildiği gibi işçilerin iş akitlerinin kıdem tazminatı gerektirecek şekilde sona erip ermeyeceğinin meçhul olduğu, bu nedenle ne zaman gerçekleşeceği meçhul bir olay için teminat mektubunun iade edilmemesinin hukuken korunamayacağı gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşme gereğince işçilerin kıdem tazminatları ödenmeden teminatın iadesinin mümkün olmadığını, davacı şirketin basiretli tacir olarak imzaladığı sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmesi gerektiğini, kıdem tazminatı ve işçilik alacaklarından davacı yüklenicinin sorumlu olduğunu, işçilerin bu konuda dava açmamış olmalarının kıdem tazminatı alacaklarını hak etmedikleri anlamına gelmediğini, çalışan işçilerin iş bitimi sonunda kıdem tazminatı alacağına hak kazanmış olduklarını, işçilik haklarına ilişkin dava açmaları halinde müvekkilin de sorumlu olacağını, işçilerin iş akitlerinin kıdem tazminatı gerektirecek şekilde sona erip ermeyeceğinin meçhul olduğu yönündeki kanaatin yanıltıcı olduğunu, davacının sözleşme bitim tarihinde işçileri kıdem tazminatını hak kazanacak şekilde işten çıkardığını beyanla kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davacı tarafça hizmet alım sözleşmesi kapsamında davalı tarafa verilen teminat mektubunun iadesi istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 369 ncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 nci maddeleri.
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 nci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Alınması gereken temyiz harcı peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
14.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.