Başvurunun esastan reddi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı asıl tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı asıl tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava konusu meblağ 160.660 TL'nin altında bulunduğundan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 13.08.2007 tarihinde finansal kiralama sözleşmesi akdedildiğini ve sözleşmeye konu ekipman ve aksesuarlarının, mülkiyeti müvekkili şirkete ait olmak üzere finansal kiralama yoluyla davalıya kiralandığını, davalının sözleşmeden kaynaklı borçlarını ödememesi üzerine müvekkilince sözleşmenin feshediliğini ve sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili için davalı hakkında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatıldığını, takibin, davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı asıl cevap dilekçesinde; davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, davacının aynı alacak için kendisi aleyhine dava açtığını, bu davanın halen derdest olup sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacının icra zoruyla sözleşmeye konu makineyi elinden aldığını, bu makinenin satışı halinde sözleşmeden kaynaklı borçlarının da sona ereceğini, davacının makineyi satmadan mükerrer tahsilat yapmak amacıyla işbu davayı açtığını, davanın kabulü halinde davacının sebepsiz zenginleşeceğini, sözleşmeden kaynaklanan borcunun bir kısmını döviz kurlarında meydana gelen artış sebebiyle ödeyemediğini, davacı yanca, sözleşmenin kurulması aşamasında kendisine üç defa yapılandırma hakkının bulunduğunun belirtildiğini ancak talep etmesine rağmen yapılandırma talebinin kabul edilmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının itirazı üzerine takibin 15.08.2012 tarihinde durdurulduğu ancak takibin durdurulmasına ilişkin kararın davacı alacaklıya tebliğ edilmediği, bu nedenle davacı alacaklının, itirazı, icra dosyasına beyanda bulunduğu 10.10.2014 tarihi itibariyle öğrendiğinin kabulü gerektiği, davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, davacının, davalının finansal kiralama sözleşmesinden kaynaklanan borçlarını ödememesi üzerine sözleşmeyi 31.10.2008 tarihinde gönderdiği ihtarnameyle feshettiği, davalının 05.01.2009 tarihinde temerrüde düştüğü, davacının, davalı aleyhine, sözleşmeye konu makinenin iadesi için açtığı davayı kazanıp makineyi iade aldığı, davacının, sözleşmeden kaynaklı olarak davalıdan benimsenen bilirkişi raporlarında belirtilen tutarda alacaklı olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibe vaki itirazın 33.823,96 euro asıl alacak, 23.910,05 euro işlemiş faiz, 186,85 euro S.A opsiyon alacağı, 6.868,89 euro sair alacak olmak üzere toplam 64.789,75 euro bakımından iptaline, fazlaya ilişkin istemin reddine ve asıl alacak olan 33.823,96 euronun %20'si oranında icra inkâr tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı asıl istinaf dilekçesinde özetle; davanın bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını, kurumsal bir şirket olan davacı vekilinin itirazı 10.10.2014 tarihinde öğrendiğine ilişkin beyanının samimi olmadığını, sözleşmeden kaynaklı borcunu döviz kurlarındaki artış sebebiyle ödemediğini, davacının yapılandırma talebinin dürüstlük kurallarına aykırı bir şekilde kabul etmediğini, davacının aynı alacak için kendisine karşı açtığı ve halen derdest olan davanın bekletici mesele yapılmamasının doğru olmadığını, davacının, sözleşmeye konu makineyi icra zoruyla kendisinden aldığını, makinenin icra yoluyla satılması halinde borcunun sona ereceğini ancak davacının makineyi satmadığını, davacının hem makineyi satarak hem de ipotekli taşınmazını paraya çevirerek mükerrer tahsilat yapıp sebepsiz zenginleşeceğini, bu hususun göz önüne alınmamasının doğru olmadığını belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yanca, davacının sözleşmeye konu makineyi icra zoruyla iade aldığı, makineyi satması halinde mükerrer tahsilat yaparak sebepsiz zenginleşeceği ileri sürülmüş ise de dosya kapsamında yapılmış bir satışın bulunmadığı, satış yapılmadığı için sebepsiz zenginleşmeden söz edilemeyeceği, öncelikle satış yapıldıktan sonra oluşacak sebepsiz zenginleşme durumuna göre dava açılabileceği, davalının mahsup talebinin henüz gerçekleşmiş bir satış olmaması sebebiyle bu dava yönünden dinlenemeyeceği, davacı leasing şirketinin verilmiş bulunan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla alacağını talep etmesinde hukuka aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı asıl temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı asıl temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, itirazın iptali istemine ilişkindir.

1.6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 inci maddesi.

1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gerek hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı asılın aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2.Yabancı para cinsinden yapılan icra takiplerinde, 2004 sayılı Kanun'un 67 inci maddesi uyarınca icra inkâr tazminatına karar verilmesi durumunda, yabancı paranın takip tarihindeki Türk Lirası karşılığı esas alınmak suretiyle tazminat hesabı yapılması ve buna göre hükmolunan icra inkâr tazminatı miktarının hüküm fıkrasında açıkça gösterilmesi gerektiği halde İlk Derece Mahkemesince icra inkâr tazminatına yabancı para cinsinde hükmolunması bozmayı gerektirir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının düzeltilerek onanması gerekir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Davalı asılın diğer temyiz itirazlarının reddine,

2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı asılının temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının, hüküm fıkrasının (2) numaralı bendinde yer alan cümlenin hüküm fıkrasından tamamen çıkarılarak yerine " Asıl alacak olan 33.823,96 euronun takip tarihindeki efektif satış kuru karşılığına tekabül eden 75.244,78 TL'nin %20'si oranında 15.048,95 TL icra inkâr tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" cümlesinin yazılması suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.