Esastan ret

Taraflar arasında tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat talep edilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili; müvekkillerinden ...'ın davalı ...’dan 07/12/1974 tarihli sözleşme ile 400 m²’lik, ...'nün ise 22/04/1987 tarihli sözleşme ile 510 m²’lik yer satın aldığını ve zilyetliğini de devraldıklarını, taşınmazın kadastro sonucu 13323 ada 224 sayılı taşınmaz olarak tapuya tescil edildiğini ancak tapuda satış işleminin yapılmayarak tüm hisselerin ... tarafından yeğenleri olan diğer davalılara devredildiğini, bu devrin gerçek bir satış olmayıp müvekkillerini zarara uğratmak için yapıldığını belirterek dava konusu taşınmazda davalılar ..., ... ve ...'ın 400 m² hissesinin iptali ile davacı ... adına, taşınmazdaki 510 m² hissenin iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tescilini talep etmiştir.

1. Davalılar ..., ..., ...; zamanaşımı def’iyle birlikte, dava konusu parsel üzerinde sera ve evlerinin bulunduğunu, parseli 60 yıldır kullandıklarını, 13323 ada 224 parselin tapu kaydını annelerinden 06/12/2013 tarihinde bağış yolu ile aldıklarını, yine söz konusu parselden ... ve ...'in hisselerini de 20/02/2014 tarihinde satın aldıklarını, davalı ...'dan kötüniyetli olarak hisse satın aldıkları iddialarının yersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.

2. Davalı ... vekili; zamanaşımı def’iyle birlikte, davacılardan ...'ın dava dilekçesinde ileri sürdüğü gibi sözleşme tarihinin 1974 değil 1989 yılı olduğunu, davacıların halen kullandığı yerde o zaman müvekkilinin sondaj kuyusu bulunduğunu, içinde sebze olduğunu, müvekkilinin ...'dan bir kamyon kum aldığını, para almadığını, ...'den ise 750 TL arazinin içindeki sebze için aldığını, müvekkilinin davacılardan bir taşınmaz satımı karşılığı bir bedel almadığını, müvekkilinin dava konusu taşınmazı satmadığını, davacıların dava dilekçesinde ileri sürdükleri muvazaa iddiasının da doğru olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen esas ve karar sayılı kararıyla davaya konu edilen satış sözleşmesine konu taşınmazların tapulama işlemi ile 13323 ada 224 parsel sayılı taşınmaza dönüştüğü ve davalılar adına tescil edildiği, davalılardan ...’ın dava edilen taşınmazlardaki hisselerini dava konusu taşınmaz henüz tescilli değil iken satış sözleşmesine konu ettiğinden geçerli bir gayrimenkul satış vaadi sözleşmesinden bahsedilemeyeceğini, ancak sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre tarafların birbirlerinden aldıklarını denkleştirici adalet ilkesi uyarınca iade ile yükümlü olduğunu, davacı ...'ın düzenlemiş olduğu 07/12/1974 tarihli alım sözleşmesinde herhangi bir bedel yer almadığından, hem tapu iptal tescil hem de tazminat bakımından davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı ... bakımından ise davacının 22/04/1987 tarihli alım sözleşmesinde belirlenen (eski) 750.000,00 TL bedelin denkleştirici adalet ilkesine göre dava tarihindeki bedelin 9.480,00 TL olduğu gerekçesiyle davacıların tapu iptal ve tescil davalarının reddine, davacı ...'ın tazminat davasının reddine, davacı ...'nün davalılar ..., ... ve ...'a yönelik açmış olduğu tazminat davasının reddine, davacı ...'nün davalı ...'a yöneltmiş olduğu tazminat davasının kısmen kabulüne, 9.480,00 TL tazminatın 02/03/2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile beraber davalı ...'dan alınarak davacı ...'ye verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacılardan ...’in yaptığı sözleşme tarihinin 1974 olduğunu, mahkemece sözleşme tarihinin yanlış değerlendirildiğini, taraflar arasında yapılan sözleşmenin geçerli olduğunu, tarafların karşılıklı olarak edimlerini yerine getirmiş olmaları nedeni ile geçersizliğini ileri sürmenin iyi niyet kuralına aykırı olduğunu, davalı ...’in diğer davalılar olan yeğenlerine muvazaalı olarak hissesini sattığını, davacı ... yönünden tazminat talebinin reddinin doğru olmadığını, satış tarihindeki alım satım değerinin güncellenerek hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda belirtilen esas ve karar sayılı kararı ile taraflar arasındaki sözleşme tarihinde dava konusu taşınmazın tapuya kayıtlı olduğu, mahkemece gerekli deliller toplanarak davacı ...'ın sözleşmesindeki tarihinin yanlış olması ve bedelinin belirtilmemiş olması nedeniyle bu sözleşmeyi geçersiz kabul edilerek davacı ... bakımından tapu iptal tescil ve alacak davasının reddine karar verilmesinde, geçersiz sözleşmeye dayalı olarak tapu iptali tescil kararı verilemeyeceğinden davacı ... bakımından tapu iptal tescil davasının reddedilerek davacının ödemiş olduğu bedelin denkleştirici adalet hükümleri gereğince ulaştığı değer olan 9.084,00 TL olan tazminatın davalı ...'dan alınarak davacı ...'ye verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacıların istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili yukarıda IV-B bölümünde belirtilen sebeplerle hükmü temyiz etmiştir.

Dava, harici satış sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat istemine ilişkindir.

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2.Tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetinin naklinin hüküm ve sonuç doğurabilmesi için sözleşmenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 70., 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 237,2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 89. maddesi uyarınca resmi biçim koşuluna uyularak yapılması zorunludur.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacılar vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,12.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.