Davanın kabulü
Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı, dava konusu 371 ada 6 parsel sayılı taşınmazın ½ oranında paydaşı olduğunu ve (kardeşi olan) davalının haksız şekilde müdahale ettiğini belirtilerek el atmanın önlenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle;
1. Tarafların paylı şekilde malik oldukları,
2. Taşınmazın garaj olarak kullanılan (zemine bitişik) giriş katına yönelik dava açıldığı,
3. Gayrimenkulün taraflara mirasen intikal edildiği ve intikalden sonra herhangi bir tenkis yapılmadığı,
4. Davalının dava konusu edilen yere müdahale ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne, garaj kapısı kilitlenmek suretiyle davacının kullanmasına engel olacak şekilde müdahalenin önlenmesine, müdahale konusu kilitlerin bir suretinin davacıya verilmesine, müdahalenin giderilmesi için davacıya beş günlük kesin süre verilmesine, bu süre içerisinde kilitlerin bir örneğinin davacıya verilmemesi durumunda davacının garaj kapısının kilidini değiştirmesi konusunda kendisine yetki verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle ;
1. Mahkeme kararının usul ve yasalara aykırı olduğunu,
2. TMK’nın 693 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre hareket edilmediğini,
3. Kararın amaca ve somut olaya uygun olmadığı gibi infaz kabiliyetinin de bulunmadığını,
4. Dava konusu dükkanın on yıldan beri vekil edeni tarafından kullanıldığını,
5. Davacının bu kullanma şeklini değiştirmek istediğini,
6. Kullanma şekline yönelik fiili bir kullanma ve anlaşmanın mevcut olduğunu,
7. Davacının ihtarname keşide ederek ancak hissesi oranında ecrimisil talep edebileceğini,
8. Şartlarda bir değişiklik olmadığına ve her iki malikin de birlikte kullanımları da mümkün bulunmadığına göre yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru olmadığını ileri sürerek temyiz yoluna başvurmuştur.
Uyuşmazlık, paydaşlar arası el atmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
1 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 683 ve devamı maddeleri,
3. Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşların payına el atmalarının önlenmesini her zaman isteyebilir. Ancak, o paydaşın taşınmazda payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa el atmanın önlenmesi davası dinlenemez. Yerleşik Yargıtay uygulamasına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorunu el atmanın önlenmesi davasıyla değil kesin sonuç sağlayacak taksim veya şüyuun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözülebilir,
4. Bilindiği üzere, Türk Medeni Kanunu'nun 706, Türk Borçlar Kanunu'nun 237,2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ncı maddeleri hilafına tapulu taşınmazların harici veya fiili taksimi ile paylarının mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşmayla belirlenmiş ya da fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre de paydaşlar bu durumu benimsemişlerse; kayıtta paylı, eylemli olarak bağımsız bu oluşumun resmi taksim yapılana veya ortaklığın giderilmesine kadar “ahde vefa” (söze sadakat) kuralı doğrultusunda korunması gerekir. O yüzden mahkemece açıklanan bu yön üzerinde durulması, başka bir anlatımla taşınmazın tüm paydaşların katıldığı kullanma paylaşımına konu olup olmadığının, tarafların bu konudaki delilleri istenerek açıklığa kavuşturulması gerekir. O halde, paydaşlar arasındaki el atmanın önlenmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planının olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
1. Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Dosyanın kararı veren Mahkemesine gönderilmesine,
Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.