ASIL DAVADA DAVACI: ... vekili Avukat ...

ASIL DAVADA DAVALI: ... vekili Avukat ...
BİRLEŞEN DENİZLİ 4. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ NİN 2012/428 ESAS 2012/59 KARAR SAYILI DOSYASI:

Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

1. Asıl davada davacı vekili; 02.08.2008 tarihinde davalı ...'in işleteni olduğu aracın tek taraflı trafik kazasında araçta yolcu olarak bulunan ve ...'ün zararlarının tahsili amacıyla aracın Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası bulunmadığından müvekkiline müracaat ettiklerini, 24.05.2012 tarihinde 10.666,00 TL ödeme yapıldığını, Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/141 Esas 2017/536 Karar sayılı dosyasında alınan raporda % 7,2 ve % 6,3 oranında malul olduğunun tespit edildiğini, davalının kusuru sonucu kazanın meydana geldiğini, icra takibi başlattıklarını ve davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

2. Birleşen 2012/428 E. sayılı dosyada davacı vekili; aynı nedenlerle 10.10.2012 tarihinde 18.700,00 TL ödeme yapıldığını, davalının kusuru sonucu kazanın meydana geldiğini, icra takibi başlattıklarını ve davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

3. Birleşen 2012/186 E. sayılı dosyada davacı vekili; aynı nedenlerle 24.05.2012 tarihinde 10.666,00 TL ödeme yapıldığını, davalının kusuru sonucu kazanın meydana geldiğini, icra takibi başlattıklarını ve davalının itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

4. Birleşen 2020/652 E. sayılı dosyada davacı vekili; aynı nedenlerle 1.706,28 TL ödeme yapıldığını, davalının kusuru sonucu kazanın meydana geldiğini, icra takibi başlattıklarını ve davalıların itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı ... vekili; davacı kurumca yapılan ödemenin kaza tarihinden itibaren 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra yapıldığını, kazanın iş kazası olduğunu, müvekkilinin Adana 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/141 Esas sayılı dosyasında taraf olmadığını, müvekkilinin taraf olmadığı davada alınan raporların ve yapılan tespitlerin müvekkilini bağlamadığını, bu dosyada belirlenen maluliyet oranlarını kabul etmediklerini, ödemeye dair belge sunulmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.

Davalı ... cevap vermemiştir.

Mahkemenin 22.03.2013 tarihli ve 2013/134 Esas 2013/89 Karar sayılı kararıyla; yetkisizlik kararı verilmiştir.

1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 30.10.2013 tarihli ve 2013/11525 Esas, 2013/14580 Karar sayılı ilamıyla; "6100 sayılı HMK'nin genel yetkiyi düzenleyen 6. maddesininin 1.fıkrasına göre; "Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir. "7. maddesinde de," davalı birden fazla ise dava, bunlardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabilir. Ancak, dava sebebine göre kanunda, davalıların tamamı hakkında ortak yetkiyi taşıyan bir mahkeme belirtilmişse, davaya o yer mahkemesinde bakılır. Birden fazla davalının bulunduğu hâllerde, davanın, davalılardan birini sırf kendi yerleşim yeri mahkemesinden başka bir mahkemeye getirmek amacıyla açıldığı, deliller veya belirtilerle anlaşılırsa, mahkeme, ilgili davalının itirazı üzerine, onun hakkındaki davayı ayırarak yetkisizlik kararı verir." denilmektedir. Yine aynı Yasa'nın 16. maddesinde ise, "Haksız fiilden doğan davalarda, haksız fiilin işlendiği veya zararın meydana geldiği yahut gelme ihtimalinin bulunduğu yer ya da zarar görenin yerleşim yeri mahkemesi de yetkilidir." hükmü yer almaktadır. HMK.'da kesin yetki halleri açıkça sayılmış olup, haksız fiile ilişkin davalardaki yetki, kesin yetki olmayıp, bir seçimlik yetkidir. Diğer taraftan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 110. maddesinde ise "Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentanın bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi, kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir." ifadesine yer verilmiştir. Bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. Davacı, davasını bu genel ve özel yetkili mahkemelerden hiçbirinde açmaz ve yetkisiz bir mahkemede açarsa, o zaman seçme hakkı davalılara geçer. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; mahkemece, davalılar tarafından yapılmış süresinde ve usulüne uygun bir yetki itirazı bulunmadığı halde HMK'nın 7. maddesi yanlış yorumlanarak ortak yetkili mahkemenin kesin yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmesi isabetli değildir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin 24.05.2017 tarihli ve 2014/124 Esas, 2017/330 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 05.12.2019 tarihli ve 2017/5256 Esas, 2019/11592 Karar sayılı ilamıyla; davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek "4925 sayılı Taşımacılık Kanunu kapsamında kalan taşımalar için Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası yaptırılmasının zorunlu olduğu düzenlenmiş, aynı yasanın 2. maddesinde İl ve ilçe trafik komisyonlarına taşımaların düzenlenmesi konusunda yetki verilmiştir. Somut olayda; davalı ...'a ait araç ile davalı ...'a ait iş yerindeki işçilerin servis taşımacılığı yapıldığı sırada kazanın gerçekleştiği konusunda uyuşmazlık yoktur. Mahkemece, taşıma yapılan mesafe ve davalıya ait iş yerinin işçilerinin taşınmasının yolcu tanımına girmemesi nedeni ile yapılan taşımanın Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında kalmadığı kabul edilmiş ise de mahkemenin bu kabulü Dairenin yerleşmiş içtihatlarına uygun değildir. Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre işçi taşımacılığı da ticari bir taşıma olup bu taşımalar da Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası kapsamında kalmaktadır. Ancak somut olayda Karayolu Taşıma Kanununun 2. maddesi gereğince Denizli Valiliği İl Trafik Komisyonu Başkanlığının 24.02.2005 tarih, 34 sayılı ve 14.11.2005 tarih, 149 sayılı kararları uyarınca yapılacak taşımada Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası yaptırmak zorunluluğu getirilmediğinden İl trafik komisyonunun bu kararı doğrultusunda davaya konu yapılan bu taşımada Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası yaptırma zorunluluğu yoktur. Buna göre Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Sorumluluk Sigortası kapsamında kalmayan bir taşıma için Güvence Hesabının da sorumluluğuna gidilemeyecektir. Bu nedenle, mahkemece, davacının yapmış olduğu bu ödemenin ex gratie (Lütuf) olarak kabul edilmesinde, Denizli Valiliği İl Trafik Komisyonu Başkanlığının 24.02.2005 tarih, 34 sayılı ve 14.11.2005 tarih, 149 sayılı kararları uyarınca bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacı, zarar görenlere yaptığı davaya konu ödemeleri sigorta hukuku kapsamında zarar sorumlularına rücu edemeyecek ise de alacağın temlikli hükümlerine göre sorumlulardan tazminat talep etme hakkı vardır. Dosya kapsamında bulunan “Makbuz ve İbraname” başlıklı belgede, sorumlulardan tazminat talep etme hakkının Güvence Hesabına devir ve temlik edildiği açıkça kabul edilmiştir. Davacı, zarar görenlere ödeme yaptıktan sonra zarar görenlerin alacağını temlik almıştır. 6098 sayılı Borçlar Kanunu (TBK) 183. maddesi “Kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça alacaklı, borçlunun rızasını aramaksızın alacağını üçüncü kişiye devredebilir” hükmünü öngörmektedir. Alacağın temliki, mevcut bir alacağın alacaklısının değişmesi işlemidir. Kanunun 183’üncü maddesindeki unsurlara göre, alacaklının bir borç ilişkisinden doğan alacağını borçlunun rızasına gerek olmadan bir sözleşmeye dayanarak üçüncü bir kişiye devretmesine alacağın temliki adı verilir. Alacağın temliki ile artık borçlu, yeni alacaklıya karşı ifa yükümlülüğü altına girmektedir. Buna göre, davacı tarafından yapılan ödemenin sigorta kapsamı dışında kaldığı mahkemece kabul edilse dahi bu defa TBK 183. vd. maddeleri gereğince alacağın temliki hükümlerine göre işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." denilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş; bu kez davalı ... vekili tarafından kararın düzeltilmesi talep edilmiştir.

2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 09.07.2020 tarihli ve 2020/2109 Esas, 2020/4692 Karar sayılı ilamıyla; karar düzeltme dilekçesinin miktar nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava dışı hak sahipleri tarafından imzalanan 14.02.2008 tarihli ibraname-feragatname uyarınca zarar gören kişilerin ... ve ...'tan olan alacaklarından ibra ettiği ve geleceğe dönük hiçbir talepleri bulunmadığının beyan edildiği, davacıya yapılan temlikin ise 2012 yılına ait olup temlik edilen tarih itibariyle hak sahiplerinin davalılarda herhangi bir alacağı bulunmadığı, davalıların hak sahiplerine karşı sorumluluğunun ortadan kalktığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde; feragatnamenin savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağının ihlali niteliğinde olduğunu, davalı tarafından cevap ve ikinci cevap dilekçelerinde alacağın temlikini ortadan kaldırdığı iddia edilen ibranamelere ilişkin herhangi bir beyanda bulunulmadığını, karar düzeltme dilekçesi eki ile ilgili feragatnamenin ibraz edildiğini, dayanılan delile muvafakatleri bulunmadığını bildirdiklerini, 2008 tarihli feragatnameden 2012 yılında bahsedilmediğini, davalıların ihbar yükümlülüğüne aykırı davrandıklarını, bu tür bir sözleşmenin her zaman düzenlenebileceğini, ödenen bedel ile feragatnamedeki bedel arasında açık nispetsizlik bulunup bulunmadığının araştırılmadığını belirtmiştir.

Asıl ve birleşen davalarda uyuşmazlık, davalıların kusurlu eylemi sonucu dava dışı kişilere ödenen bedelin davalılardan rücuen tahsili talepli icra takibine itirazın iptali ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183 üncü maddesi.

Dosya kapsamından, karara dayanak yapılan ödemeye esas kazanın mağdurları olduğu bildirilen ... ve adlı kişilerden, davalılar tarafından alındığı iddia olunan 14.02.2008 tarihli Feragatname - İbraname başlıklı adi şekilde düzenlenen 2 ayrı belgenin herhangi bir mahkeme dosyasına sunulmadığı gibi noter ya da imza tasdiki de bulunmadığı anlaşılmakla; belgelerin doğruluğunun imzası bulunanların beyanı alınmak suretiyle araştırılması, mağdurların belgeyi doğrulaması halinde ödemeyle ilgili katlanacakları durumla ilgili değerlendirme yapılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, her zaman düzenlenebilecek adi yazılı belgelere dayalı olarak asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davacıya iadesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.