Esastan Ret

Taraflar arasındaki iş kazasından sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekili tarafından temyiz edildiği; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının 10.06.2016 ve 16.05.2017 tarihinde meydana gelen iş kazalarında sürekli iş göremezliğe uğradığını iddia ederek maddi ve manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, 131.173,39 TL maddi tazminatın 2.757,28 TL'sinin 10.06.2016 ilk kaza tarihinden 128.416,11 TL'sinin 16.05.2017 ikinci kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 10.000,00 TL manevi tazminatın 500,00 TL'sinin 10.06.2016 ilk kaza tarihinden 9500,00 TL'sinin 16.05.2017 ikinci kaza tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; iş kazası geçiren davacıya tüm eğitimlerin verildiğini, kendi el numarasına uygun eldivenin de verildiğini, davacının kendi görev kapsamı dahilinde yağ sızıntısını temizlemesi gerektiğini, bu kapsamda %70 ve %80 oranında kusur oranlarının tespitinin hatalı olduğunu, davacının ücretinin çıplak ücreti üzerinden değil prime esas toplam kazancı üzerinden hesaplandığı, davacının bilinen çalıştığı dönem için katsayı uygulandığını, yıllık kazanç hesabının %5 artış formülüne göre yapılmadığı, ömür hesabının PMF 1931 tablosuna göre yapılmasının hatalı olduğunu, Mahkemece hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu ileri sürmüştür. Davalı vekili süresinden sonra sunulan delile muvafakatleri olmamasına rağmen bu delillerin değerlendirildiğini belirterek Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında iş güvenliği uzmanı heyetten alınan bilirkişi raporunda ilk iş kazasına ilişkin; davalı ... işveren olarak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4.1.a maddesine göre her türlü tedbirin alınmasını sağlamalı ve aynı Kanun'un 4.1.b maddesine göre çalışanların alınan önlemlere uyup uymadığını denetlenmesi gerektiği, İşyeri Bina ve Eklentilerinde Alınacak Sağlık ve Güvenlik Önlemlerine İlişkin Yönetmeliği Ek-I madde 36 ve 37'ye göre CNC makinalarının etrafını kaymaz nitelikte malzeme ile kaplaması, kaygan zeminlerin uygun şekilde işaretlenmesi, paspas vb. araçlar kullanarak önlem alması gerektiği, bahse konu olan olayda gerekli önlemleri almayan, alınan önlemleri kontrol etmeyen, zemine dökülen yağın temizlenmesini sağlamayan, zemini kaymaz malzeme ile kaplamayan veyahut çalışanlara kaymaz ayakkabı temin etmeyen davalı ... Havacılığın yukarıda belirtilen yükümlülüklerini yerine getirmediği, ikinci iş kazasına ilişkin; davalı ... işveren olarak 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4.1 a maddesine göre her türlü tedbirin alınmasını sağlamalı ve ayni Kanunun 4.1.b maddesine göre çalışanların alınan önlemlere uyup uymadığını denetlenmesi gerektiği, davalı İş Ekipmanlarının Kullanımında Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği madde 5 ve Ek-I madde 2.8'e CNC makinasında gerekli önlemleri alması, Kişisel Koruyucu Donanımların İşyerlerinde Kullanılması Hakkında Yönetmeliği madde 5, madde 6 ve madde 7 kapsamında çalışanlara uygun nitelikte eldiven vererek çalışanların bu eldivenleri kullanmasını sağlaması gerektiği, davacıya uygun eldiven vermiş olsa da bunun denetimini sağlaması gerektiğine yönelik tespitlerin yerinde olduğu, aksi istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı, dosya kapsamında davacının hesaplamaya esas ücretinin dosyaya sunulan bordrolara göre yapıldığı, buna ilave olarak tanıklarca doğrulanan yol ve yemek ücreti dahil edilerek gerçek ücret üzerinden hesaplama yapıldığı, davacının asgari ücret ile prim, sosyal yardım, yemek ve yol bedelinin eklenmesiyle bilinen son ücretinin hesaplamaya esas alınan ücretle örtüştüğü, her yıl için %10 oranında iskonto uygulanmasının Yargıtay içtihatlarına uygun olduğu, muhtemel bakiye ömür süresinin PMF tablosu yerine TRH-2010 tablosuna göre belirlenmesinin davacı lehine olduğu, davacının bu konuda istinafı olmadığı göz önüne alınarak davalı vekilinin bu kapsamdaki istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, hükmedilen manevi tazminatın davacının maluliyet durumu, olay tarihi ve kusur durumları, olay tarihinden bu yana işleyecek faiz oranları ve tarafların ekonomik durumları dikkate alındığında hak ve nesafete uygun olduğu gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın temyizen bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının tazminat istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci ve 77 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleridir.

1. Davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Mülga 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 20.07.2016 tarihinden itibaren uygulanan 8 inci maddesinin 3 üncü fıkrasına göre “Bölge adliye mahkemesinin para ile değerlendirilemeyen dava ve işler hakkındaki kararları ile miktar veya değeri beş bin lirayı geçen davalar hakkındaki nihaî kararlara karşı tebliğ tarihinden başlayarak sekiz gün içinde temyiz yoluna başvurulabilir.” Bu fıkradaki “beş bin” ibaresi 6763 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile “kırk bin Türk Lirası” şeklinde değiştirilmiştir.

Mülga 5521 sayılı Kanun'un, 6763 sayılı Kanun'un 5 inci maddesi ile değişik beşinci fıkrasına göre parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı öngörülmüştür.

25.10.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8 inci maddesinde “temyiz edilemeyen kararlar” sayılmış ancak miktar itibariyle kesinliğe bu maddede yer verilmemiş, 7/3 üncü maddede, 6100 sayılı HMK’nın kanun yollarına ilişkin hükümlerinin, iş mahkemelerince verilen kararlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir.

6100 sayılı HMK’nın 362/1-a maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin miktar veya değeri kırk bin Türk Lirasını (bu tutar dâhil) geçmeyen davalara ilişkin kararların temyiz yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır. HMK Ek madde 1 hükmüne göre de 362 nci maddedeki parasal sınırların, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanacağı belirtilmiştir.

HMK.'nın 362/2 nci maddesine göre “Birinci fıkranın (a) bendindeki kararlarda alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda, kırk bin Türk Liralık kesinlik sınırı alacağın tamamına göre belirlenir. Alacağın tamamının dava edilmiş olması hâlinde, kararda asıl talebinin kabul edilmeyen bölümü kırk bin Türk Lirasını geçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur. Ancak, karşı taraf temyiz yoluna başvurduğu takdirde, diğer taraf da düzenleyeceği cevap dilekçesiyle kararı temyiz edebilir”

HMK.'nın 366 ncı maddenin yollaması ile temyiz yolunda da uygulanan 346. madde uyarınca, temyiz dilekçesi kesin olan bir karara ilişkin olursa, kararı veren mahkeme temyiz dilekçesinin reddine karar verir. Ancak temyiz edilen karar kesin olduğu halde bu konuda inceleme yapılıp karar verilmeksizin dosya Yargıtay’a gönderilmiş ise 01.06.1990 tarih, 1989/3 E. - 1990/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gereğince dosyanın mahalline çevrilmesine gerek olmaksızın Yargıtay tarafından temyiz talebinin reddine karar verebilecektir.

Yukarıda belirtildiği şekilde, iş mahkemelerinin kararlarının istinaf incelemesi sonucu bölge adliye mahkemelerince verilen kararlarda karar tarihine göre kesinlik sınırı: 20.07.2016 - 01.12.2016 tarihleri arasında 5.000,00 TL; 02.12.2016 tarihi sonrası için 40.000,00 TL; 01.01.2017 sonrası için 41.530,00 TL ve 01.01.2018 tarihi sonrası için 47.530,00 TL; 01.01.2019 tarihi sonrası için 58.800,00 TL, 01.01.2020 tarihi arası için 72.07000 TL, 01.01.2021 tarihi sonrası için 78.630,00 TL, 01.01.2022 tarihi sonrası için 107.090,00 TL, 01.01.2023 tarihi sonrası için 238.735,737 TL’dir.

Bu tür davalarda, 6100 sayılı HMK’nın 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı dikkate alınmalıdır.

Belirtilen açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, temyize konu tutarın yukarıda değinilen temyiz (kesinlik) sınırının altında bulunduğu anlaşılmakla davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının aşağıdaki şekilde reddine karar verilmiştir.

2. Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz kapsam ve nedenlerine göre hükme esas alınan hesap raporundaki hesap ilkelerinin Dairemizce benimsenen ilkelere uygun olması ve davalı vekilince temyiz sebebi olarak ileri sürülen sebeplerin aynı zamanda istinaf sebebi olarak daha evvelce ileri sürüldüğü ve Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde açıklandığı şekilde incelenerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği bu yönle Bölge Adliye Mahkemesince oluşturulan gerekçenin de yerinde olduğu dikkate alındığında kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1.Davalı vekilinin manevi tazminata yönelik temyiz isteminin miktardan REDDİNE,

2.Davalı vekilinin maddi tazminata yönelik temyiz itirazlarının reddine, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin ilgilisinden alınmasına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

12.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.