Esastan ret
Taraflar arasındaki ecrimisil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait 949,958,959,960,993,994,995,3175 ve 7990 parsel sayılı taşınmazların bulunduğu alanda davalı tarafından hafriyat yapıldığını, davalı şirkete 10.11.2014 tarih ve 51972 sayılı yazı ile hafriyat dökülmesine karşılık olarak 5.425.370 TL kullanım bedeli ödenmesinin ihtar edildiğini, davalı şirketin itirazı sonucunda tekrar hesaplama yapıldığını, 09.03.2015 tarih ve 11805 sayılı yazı ile 1,66 TL/M3 hafriyat bedeli esas alınarak belirlenen 4.017.445 TL bedelin ödenmesinin, itiraz edilmeksizin peşin ödenmesi hâlinde bedelde %35 oranında indirim yapılacağının davalı şirkete bildirildiğini; ancak davalı şirket tarafından itiraz edildiğini, davalı şirketin herhangi bir hakka dayanmaksızın yaptığı hafriyat işlemi için bedel ödemediğini ve haksız kazanç sağladığını, müvekkili Hazinenin normal şartlarda bu alanda kiralama yapabilecekken bu gelirden mahrum kaldığını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 4.017.445 TL alacağın temerrüt tarihi olan 02.04.2015 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davanın sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası olup 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, müvekkili şirketin dava konusu taşınmazları kapsayan alanda 06.04.2019 tarihine kadar geçerli maden işletme ruhsatı sahibi olduğunu, A grubu maden işletme (andezit-bazalt-dolgu malzemesi) ruhsatının 06.04.2009 tarihinde ... adına yürürlüğe girdiğini ve 01.08.2013 tarihinde müvekkili şirkete devredildiğini, müvekkili şirketin dava konusu alanda hafriyat dökümü yapmadığını, madencilik faaliyeti yürüttüğünü, madencilik faaliyetinin özü gereği kazı sonucunda toprakla karışık madenler (andezit-bazalt-dolgu malzemesi) çıkarılmak zorunda kalındığını, müvekkili şirketin madencilik faaliyetleri sonucunda çıkan ve içerisinde “II (a) grubu maden” barındıran toprakların ruhsatlı sahada kurulu bulunan kırma-eleme tesisinde değerlendirilmesinin mümkün olup olmadığını MİGEM’e sorduğunu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 05.05.2014 tarih ve 352034 sayılı yazısı ile kazı çalışmalarından elde edilen malzemenin (andezit-bazalt) ruhsat sahasında kırma-eleme tesisinde işlemine tâbi tutulduktan sonra aynı proje kapsamında kullanılmasının uygun bulunduğunun bildirildiğini, bakanlık oluruna rağmen davacının müvekkili şirketten bedel talep ettiğini, müvekkili şirketin ruhsat kapsamında yürüttüğü madencilik faaliyeti sonucunda çıkan kazı malzemesinin hafriyat toprağı vasfında olmadığını, bu malzemenin ticari faaliyete konu edilmesi ve kazanç elde edilmesinin söz konusu olmadığını, buradaki faaliyetin hafriyat dökümü değil, Maden Kanun'u kapsamında "maden vasfını haiz kazı malzemesinin geri kazanımı" faaliyeti olduğunu, maden işletme planında depolama alanı olarak gösterilen alanlarda geçici depolanması işlemini de kapsadığını, davacı İdarenin malvarlığında muhtemel bir artışın engellenmediğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin madencilik faaliyeti kapsamında hafriyat ve işlenen taşların dava konusu taşınmazlara döküldüğünün yapılan keşif ve bilirkişi raporları ve davalının kendi beyanları ile sabit olduğu, madencilik faaliyetinin özü gereği kazı faaliyetleri sonucunda çıkan malzemenin geri dönüşüm sağlanana kadar geçici depolandığı; ancak davalı taraf bu depolamanın herhangi bir izne bağlı olmadığını iddia etmiş ise de, bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği kapsamında mülk sahibinden izin alınması gerektiği, izne ilişkin delil bulunmadığı, dava konusu taşınmazların haksız işgal edildiği, davalının ecrimisilden sorumlu tutulması gerektiği, bilirkişi rapor ve ek raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu belirtilerek, davanın kısmen kabulü ile 2.060.760 TL'nin 02.04.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf başvurusunda, kök bilirkişi raporunda Hazinenin hafriyat malzemesi dökümü nedeni ile kira bedeli ... olduğu ve buna göre hesaplama yapılması gerektiğinin belirtildiğini, ek bilirkişi raporu ile çevredeki döküm bedellerinin dikkate alındığı belirtilerek m3 başına 0,65 TL kullanım bedeli alınması gerektiğinin bildirildiğini, bu miktarın çok düşük olduğunu, piyasa bedelini yansıtmadığını, bu miktarın hangi yollarla bulunduğunun belirtilmediğini, 16.09.2014 tarihinde yapılan ihale sonucunda döküme konu hafriyatın m3 başına bedelinin 1,66 TL olarak ihale edildiğini ve kiralama sözleşmesi düzenlendiğini, ayrıca davalı şirketin hafriyat dökümü yaptığı yere m² başına 1,85 TL bedel ödediğini, bilirkişice belirlenen bedeli kabul etmediklerini, itirazları doğrultusunda ek rapor alınması ve talebin tamamının kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamından davalı şirketin madencilik faaliyeti kapsamında hafriyat ve işlenen taşların dava konusu taşınmazlara döküldüğünün sabit olduğu, madencilik faaliyetinin özü gereği kazı faaliyetleri sonucunda çıkan malzemenin geri dönüşüm sağlanana kadar geçici depolandığı; ancak davalı taraf bu depolamanın herhangi bir izne bağlı olmadığını iddia etmiş ise de, bilirkişi raporlarında da belirtildiği gibi Madencilik Faaliyetleri Uygulama Yönetmeliği kapsamında mülk sahibinden izin alınması gerektiği, izne ilişkin delil bulunmadığı, dava konusu taşınmazların haksız işgal edildiği, davalının ecrimisilden sorumlu tutulması gerektiği, bilirkişi rapor ve ek raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiği, dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; İlk Derece Mahkemesince verilen karar hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Uyuşmazlık, çaplı taşınmaza ilişkin mülkiyet hakkına dayalı ecrimisil istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, “Mülkiyet hakkının içeriği” başlıklı 683 üncü maddesi, “Mülkiyet ilişkisi” başlıklı 722 nci maddesi, “İyi niyetli olmayan zilyet bakımından” başlıklı 995 inci maddesi.
1. Dosyanın incelenmesinde, hükme esas alınan 02.07.2018 tarihli ek raporda, kök raporda yapılan tespitlerin tekrarlandığı, 0,65 TL/m3 kullanım bedeli belirlendiği, bedelin belirlenmesinde civardaki maden ocakları tarafından hafriyat dökümü için yapılan ödemelerin emsal olarak değerlendirildiği, çevrede ödenen döküm bedelinin 0,5 - 1,5 TL/m3 olduğunun belirtildiği; ancak 13.10.2017 tarihli kök raporda çevrede ödenen döküm bedelinin 1 - 1,5 TL/m3 olarak belirtilmiş olduğu, ek raporda bilirkişi heyetinin bu tespitten hangi gerekçe ile ayrıldığının belirtilmediği anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin hüküm kurmaya elverişli ve yeterli olduğu söylenemez.
2. Hâl böyle olunca; Mahkeme tarafından bilirkişi heyeti aracılığıyla gerekirse yerinde yeniden keşif yapılması, uzman bilirkişilerden gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması, önceki raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,11.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.