Esastan ret

Taraflar arasındaki asıl davada temliken tescil, karşı davada el atmanın önlenmesi, kâl ve ecrimisil istenmesinden dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı-karşı davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı-karşı davalı tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili; davacının 10.04.1997 tarihinden itibaren 616 parsel sayılı taşınmazda malik olduğunu, davalıların ise 617 parsel sayılı taşınmazda malik olduğunu, davacının dava konusu taşınmaza 4 katlı betonarme yapı inşa ettiğini ve yapının etrafını tel çit ve ağaçlarla çevirdiğini, yapı yapılırken 617 parsel numaralı taşınmazın bir kısmının da iyi niyetle kullanıldığını, söz konusu inşaatın 39,19 metresinin 616 numaralı parselde, 60 metrekarelik kısmının ise komşu 617 numaralı parsel içerisinde bulunduğunu, ayrıca davacı tarafından 617 parsel sayılı taşınmazda zemin altından su boruları vs. geçirtildiğini, davacıya ait yapı değerinin taşkın kısmın değerinden daha fazla olduğunu, inşaatın yıkılmasının hakkaniyete uygun düşmeyeceğini ileri sürerek davalıya ait 617 parsel sayılı taşınmaz üzerinde inşaat kurulu arazi parçasının mülkiyetinin davacıya verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde; davacı (karşı davalının) iyi niyetli olmadığını, imara açık olmayan taşınmazında yasal düzenlemeler karşısısında kaçak konumunda bulunan bir taşkın yapı inşa ettiğini, davacının kadastro görmüş ve sınırları belli bir parsele taşkın yapı inşa ettiğini, davalıların geleceklerini güvence altına almak üzere birikimleri ile yaptıkları yatırımın üzerinde taşkın yapı olduğunu öğrendiklerinde süresi içinde itiraz ettiklerini ileri sürerek davacının haksız el atmasının önlenmesine ve taşkın yapının tüm muhtesatı ile birlikte yıkımına, yıkım masraflarının davacı (karşı davalı) tarafından karşılanmasına, dava tarihinden geriye dönük olarak 5 yıl süre ve yasal faizi ile birlikte bilirkişi tarafından belirlenecek 5.000,00 TL ecrimisil bedelinin davalılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; asıl davanın reddine, karşı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı-karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava konusu taşınmazını 1997 yılı koşullarına göre harita mühendisine ölçtürdüğünü, müvekkilinin çitle çevirmiş olduğu alanda 1 metre bile fazlalık olmadığını, sadece yerde ve tüm adada kayma bulunduğunu, herkesin taşınmazının yan parsele tecavüzlü olduğunu, bu durumun bilirkişi raporunda da tespit edildiğini, taşınmazın ifraz yönünden İmar Kanunu’nun 18 inci maddesi uygulanacak alanda kaldığını, en azından uygulamanın gerçekleşmesine kadar dava sonucunun beklenmesi gerektiğini, belediye tarafından gelen ifraz olamayacağına ilişkin cevabın parsel bazında olmayıp genel bir ifade ve dava konusu parselin durumunu izahtan uzak olduğunu, bina değerinin arsa değerine göre 11,5 kat daha fazla olup bu durumun yerel Mahkeme tarafından göz ardı edildiğini, tüm açıklanan hususlar dikkate alındığında, asıl davanın kabulü gerekirken, en azından 18 inci madde uygulanması yapılmasının beklenmesi gerekirken ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, karşı dava yönünden; binanın taşan kısmının yıkılmasının tüm taşınmazın yıkılması sonucunu doğuracağını, hâl böyle iken taşınmazın malzeme bedelinin ödenmesine ilişkin bir karar verilmemesinin hatalı olduğunu, tanık anlatımları esas alınarak hüküm kurulmasının eksik ve hatalı olduğunu, müvekkilinin söz konusu rapora dayanarak inşaata başladığını, raporun hatalı düzenlenmiş olmasının müvekkilin gerekli dikkat ve özeni göstermediği anlamına gelmediğini, yapının taşkın kısmının yıkılmasıyla müvekkilinin uğrayacağı zararın, davalının elde edeceği çıkardan daha fazla olacağını, taşan kısmın yıkılması hâlinde kalan kısmını kullanılamaz hâle getireceğinden ana yapının ayakta kalmasının mümkün olmadığını, taşkın yapıların kâl’i hâlinde müvekkilinin binanın değeri kadar zarara uğramış olacağını belirterek Mahkeme kararının kaldırılmasını, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve numarası belirtilen kararı ile istinaf eden davacı- karşı davalının hem asıl dava, hem de karşı dava yönünden iyi niyetli bulunması nedenlerine dayanarak kararın kaldırılmasını talep ettiği; ancak dosyada bulunan tapulama tutanakları ile dava konusu 617 parselin tapulama tutanağının 13.07.1982 tarihinde kesinleşerek taşınmazın çapa bağlandığı, çapa bağlı taşınmazlarda iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceği ve iyi niyet bulunmayan hâllerde diğer koşulların da araştırılmasına gerek bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı-karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı-karşı davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava dilekçesindeki, aşamalardaki ve istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrarla asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, asıl davada temliken tescil; karşı davada el atmanın önlenmesi, kâl ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.

Hemen belirtilmelidir ki, mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır.

Eşyaya bağlı ayni haklardan olan mülkiyet hakkı herkese karşı ileri sürülebileceği gibi, hakka yönelik bir müdahale durumunda ne zaman gerçekleştiğine bakılmaksızın, ileri sürüldüğü andaki hak sahibi tarafından her zaman koruma istenebileceği de kuşkusuzdur. Anılan korumanın istenmesi durumunda da hakkın kötüye kullanıldığından söz edilebilmesine hukuken olanak yoktur.

Diğer yandan; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683 üncü maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.

Yasal ayrıcalıklar dışında, TMK’nın 684/1 ve 718/2 nci maddeleri hükümlerine göre, arazinin mülkiyeti ve buna bağlı olan tasarruf hakkı o arazide kalıcı olmak koşuluyla yapılan şeyleri de kapsar TMK’nın 725 inci maddesinde bu kuralın istisnalarından birisi düzenlenmiş, böylece muhdesatla arasındaki bağlantı kesilmiş bina sahibine bazı koşulların oluşması hâlinde ayrılmaz parça niteliğindeki taşkın yapı için üzerinde bulunduğu taşınmaza malik olabilme olanağı tanınmıştır. Bunun için, tapuya kayıtlı özel mülkiyete konu bir taşınmaz üzerinde, temelli kalması amacıyla yapılan binanın ayrılmaz parçası yine tapuda kayıtlı üçüncü kişiye ait taşınmaza taşkın yapılmış olmalıdır.Taşkın inşaat, taşkın yapı ile iki komşu taşınmazı fiilen birleştirmekte, ekonomik bir bütünlük oluşturmaktadır. Bu özelliğinden dolayı taşkın yapıya dayanan temliken tescil isteği taşınmaza bağlı kişisel hak niteliğindedir. Taşılan arazi malikinin devir borcu eşyaya bağlı bir borç olduğundan inşaat maliki hakkını taşılan arazinin her malikine karşı kullanabilir. Yeni malikler de Türk Medeni Kanunu'nun 725 inci maddesinde belirtilen haklardan yararlanabilecekleri gibi borçlardan da sorumlu olur.

Bu tür davalarda taşkın yapıyı yapan kişinin taşınmazı lehine, taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkı yoksa durum ve koşullar da haklı gösterdiği takdirde taşkın yapıyı yapan kimse, taşan kısım için uygun bir bedel karşılığında irtifak hakkı kurulmasını veya bu kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini isteyebilir. TMK’nın 725 inci maddesine dayanılarak tescil talebinde bulunulabilmesi bazı koşulların varlığına bağlıdır; a) Birinci koşul, malzeme sahibinin iyi niyetli olmasıdır. TMK’nın 725 inci maddesi hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere, taşkın yapının bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin yapı sahibine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi niyettir. Öngörülen iyi niyetin TMK’nın 3 üncü maddesinde hükme bağlanan sübjektif iyiniyet olduğunda da kuşku yoktur. Bu kural, taşkın inşaatı yapan kimsenin, el attığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşılık bilebilecek durumda olmamasını ya da taşkın inşaat yapmakta haklı bir sebebinin bulunmasını ifade eder. İyi niyetin varlığı iddia ve savunmaya bakılmaksızın mahkemece re’sen araştırılmalıdır. Ne var ki, 14.02.1951 tarihli ve 17/1 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi olay ve karinelerden, durumun özelliklerine göre kendisinden beklenen dikkat ve özeni göstermemiş olduğu açık bulunan taşkın inşaat sahibinin temliken tescil talebinde bulunması mümkün değildir. Çünkü bu gibi durumlarda kötü niyet karşı tarafın ispatı gerekmeden belirlenmiş olur. Ayrıca iyi niyet inşaatın başladığı andan tamamlandığı ana kadar devam etmelidir. (Sübjektif koşul) b) İkinci koşul, yapı kıymetinin taşılan arazi parçasının değerinden açıkça fazla olmasıdır. TMK’nin 725 inci maddesinde “durum ve koşulların haklı kılması” şeklinde ifade edilen husus uygulama ve doktrinde inşaatın yıkılması ile inşaat sahibinin uğrayacağı zarar veya yıkılmaması hâlinde arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybının karşılaştırılması şeklinde değerlendirilmektedir. Kastedilen değer sadece taşılan arazinin değerinden ibaret değildir. Bu değerin içinde arazi sahibinin taşılan kısım dışında kalan arazisinin uğrayacağı değer kaybı da vardır. Arsa malikinin arsasının uğrayacağı değer kaybı uzman bilirkişilerden rapor alınmak suretiyle TMK’nın 4 üncü, TBK’nın 50 nci maddesi uyarınca ve aynı zamanda sebepsiz zenginleşmeyi önleyecek biçimde dava tarihine ve objektif esaslara göre tespit ve takdir edilmelidir. (Objektif koşul) c) Üçüncü koşul ise taşkın inşaat yapanın, taşınmaz malikine bu bedeli ödemesidir. Taşkın inşaatın yıkılması gerekmiyorsa, mahkemece yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda belirlenecek bedel arsa sahibine ödenmek üzere depo ettirilmelidir. d)Yukarıda değinilen üç koşulun yanısıra, mahkemece iptal ve tescile karar verilebilmesi için taşkın yapının zeminindeki arazi parçasının ana taşınmazdan ifrazının da mümkün olması gereklidir.

1. Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı-karşı davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı-karşı davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,06.12.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.