Esastan ret
Taraflar arasındaki el atmanın önlenmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacılar vekili, müvekkillerine babalarından veraset yoluyla intikal eden ve iştirak hallinde maliki oldukları Konya ili, ... ilçesi, ... Mahallesi, 2637 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kain bahçeli ev, ahır ve samanlık kaldığını, taşınmazın zemin ile beraber iki katlı ev şeklinde olduğunu, katların girişleri ve kullanım alanlarının birbirinden bağımsız olduğunu, ihtarname ile davalı ...'ın haksız müdahalesinin men'inin talep edildiğini, taşınmazda davalı ...'a ait eşyaların bulunduğunu, davalının 2637 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kain eve müdahalesinin men'nine, ecrimisil, tazminat vs. tüm alacaklara yönelik haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya konu taşınmazın iştirak halinde mülkiyete konu taşınmaz olduğunu, zorunlu dava arkadaşlığı bulunduğunu, müvekkilinin Konya'da sağlık personeli olarak çalıştığını ve ikamet ettiğini, davalının bahsedilen taşınmaza gidip fiili müdahalesinin mümkün olmadığını, davanın haksız açıldığını belirterek, davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesi; ''..taşınmaz başında keşfin yapıldığı, mahalli bilirkişi ve taraf tanıklarının taşınmaz başında dinlendiği ve beyanlarında, ...'ın muris ...'ın torunu olduğunu, dava konusu taşınmazın 1 inci katında murisin ...'ın eşi ...'ın oturduğunu, 2 nci katın kullanılmadığını, 2 nci katdaki eşyalardan bir kısmının ... tarafından yaklaşık 15 yıl önce köydekilerin kullanması için koyulduğunu, herhangi bir itiraz edenin olmadığını, ...'ın Konya'da yaşadığını ve sağlık memuru olduğunu, arada sırada gezmek amaçlı buraya ...'ın yanına geldiğini, ... ile ...'nın ise ...'ın vefatından sonra bir iki kez geldiklerini, ...'ın kızlarının evi kullanmasına ... ile ...'ın engel olmaya çalıştıklarını ve kapıları da .. ve ...'nin kitlediklerini beyanda bulunmuşlardır. Davalı tarafından dava konusu taşınmazı kullandığının ispatı gerektiği, uzun yıllar önce herkesçe tasarruf edilmesi için koyulan eşyaların tek başına ispat gücü olmadığı, TMK'nın 2 nci maddesi gereğince işbu dava ile davalıya yöneltilen iddianın ispatlanamamış olduğu ...'' gerekçeleri ile dava reddedilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1. Davacı vekili, davalının mirasçı olmayıp terekeye 3 üncü kişi konumunda olduğunu, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanları ile davalının taşınmaza eşyalarını koyarak haksız müdahale ettiğini, zaman zaman evde kaldığını, davanın kabul edilmesi gerektiğini belirterek hükmü istinaf etmiştir.
2. Davalı vekili, davalı lehine nisbi vekalet ücreti verilmesi gerektiğinden bahisle hükmü istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
A. 1. Beyşehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/475 Esas, 2022/78 Karar sayılı 22.02.2022 tarihli kararına yönelik davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile HMK'nın 353/1-b.2 nci maddesi uyarınca anılan mahkeme kararının vekalet ücreti yönünden düzeltilmek üzere kaldırılmasına, kaldırılan kararın yerine yeniden hüküm tesisisine;
2. Davanın reddine karar verilmiştir.
B. 1. Bölge Adliye Mahkemesi davacı vekilinin istinaf başvurusunu; dava konusu taşınmazın davalı tarafından kullanıldığının ispat edilemediği, davalının taşınmazda fiilen oturmadığı, davacının tasarruf hakkının kısıtlandığının kanıtlanamadığı, böylece davanın ispatlanamadığı gerekçesi ile davanın reddine ilişkin kararın yerinde olduğu anlaşılmakla, davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.
2. Davalının vekalet ücretine yönelik istinaf başvurusunun kabulü ile; karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca, dava değeri üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerektiğinden, davalı lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek, hükmün bu yönden düzeltilmesine karar vermiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili; istinaf talep dilekçesinde belirtilen nedenlerle, toplanan delillerden davalının müdahalesinin sabit olduğunu belirterek, hükmün bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
1. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 683 üncü maddesinde; malikin hukuk düzeninin sınırları içerisinde o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, tasarrufta bulunma, yararlanma yetkilerine sahip olduğu, malını haksız olarak elinde bulunduran kişiye karşı her türlü el atmanın önlenmesi davası açabileceği öngörülmüştür.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190 ıncı maddesi;
"1. İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.
2. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir."
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,06.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.