Esastan ret

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından davacıya karşı davacının keşideci, davalının lehtar olduğu bonoya dayalı kambiyo senedine özgü takibin başlatıldığını, ancak takip dayanağı senetteki imzanın davacıya ait olmadığını, davalıya yönelik Cumhuriyet Savcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında alınan bilirkişi raporuna göre de takip dayanağı senetteki imzanın davacının ... ürünü olmadığının tespit edildiğini ileri sürerek takibe dayanak bonodan dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, haczin kaldırılmasına, kötü niyetli olarak açılan takibe devam etmesi nedeniyle %40' dan ... olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; bononun düzenleme tarihinde davacıya ait resmi ve ... kurumlardan getirtilecek imza örnekleri üzerinde yapılan incelemede imzanın davacıya ait olduğunun ortaya çıkacağını savunarak davanın reddine, davalı lehine %20 kötü niyet tazminatına karar verilmesini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/20 E. sayılı dosyasının incelenmesinde müşteki katılanın ..., sanığın ... olduğu, resmi belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları v.b tüzel kişilerin araç olarak kullanılması sebebi ile dolandırıcılık suçundan sanık ... 'nun hapis ve adli para cezası ile cezalandırıldığı ve kararın kesinleştiği, İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/20 E. sayılı dosyasında kesinleşen karar gereği davacı ... 'nün 84.000,00 TL bedelli senetten dolayı borçlu olmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile davacının takip dosyasına konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespitine, takibin iptaline, haczin kaldırılmasına, 33.600,00 TL kötü niyet tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Senet üzerindeki imzanın davacıya ait olduğunu, asıl uyuşmazlık konusu olan senet üzerindeki imzanın davacıya ait olup olmadığı noktasının yargılama aşamasında yeterince irdelenmediğini, yalnızca İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/20 E. sayılı dosyasında verilen kararın değerlendirildiğini, bilirkişi incelemesi yapılmadan hüküm kurulduğunu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(6098 sayılı Kanun) 74 üncü maddesine göre ceza hakiminin kusuru değerlendirmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının hukuk hakimini bağlamayacağını, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun(2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesinin beşinci bendine göre kötüniyet tazminat oranının %20'ye düşürüldüğünü, davada mahkemece %40 miktarında tazminata hükmedilmesinin tamamen hata sonucu olduğunu savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile soruşturma aşamasında imza incelemesinin yapıldığı ve bu imza incelemesine göre ceza yargılamasının yapılarak kesinleştiği, dosya içerisinde bulunan söz konusu raporun denetime elverişli bulunduğu, dava konusunun kusur durumuna ilişkin olmadığı, bu nedenle davalı istinaf isteminin yerinde olmadığı, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi uyarınca icra takibinin haksız olduğu, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde, icra takibine girişen alacaklının, kötü niyetli kabul edildiği, davalının imzaların davacıya ait olmadığını bilerek davacı hakkında icra takibine geçmiş olması nedeniyle icra takibinde haksız ve kötü niyetli olduğu, bu nedenle davacı lehine %40 icra inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf sebepleriyle ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının bir mahkumiyet kararı olmadığını, bu nedenle 6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesinin uygulanamayacağını, hükme esas alınan ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlamayacağını savunarak kararın kaldırılmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, menfi tespit istemine ilişkindir.

1. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin birinci alt bendi,

2.2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi,

3.6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesi.

Dava, takibe dayanak bonodan dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

Davacı, keşideci olarak göründüğü bono altındaki imzanın kendisine ait olmadığını iddia etmiştir. İlk Derece Mahkemesince başkaca araştırma ve inceleme yapılmadan İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 09.12.2014 tarihli, 2013/20 E. ve 2014/650 K. sayılı kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince alınan 15.04.2014 tarihli bilirkişi raporunda 01.03.2006 tanzim tarihli bono altındaki davacı imzası ile mahkemece alınan istiktap tutanağı, 2007 tarihli sandık seçmen listesi ve 2012 ve 2013 tarihli belge asıllarındaki imza örnekleri karşılaştırılarak imzanın davacının ... ürünü olmadığı tespit edilmiştir. Ancak alınan bu raporda bononun keşide tarihinden önceki ve keşide tarihine yakın imza asılları getirtilerek usulüne uygun imza incelemesi yapılmamış, keşide tarihi öncesine ait davacının imza örneğine haiz belge asılları da toplanmamıştır. Bu nedenle düzenlenen bilirkişi raporu hükme esas alınamaz.

Ayrıca İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesince verilen karar hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı olup, 6098 sayılı Kanun'un 74 üncü maddesi anlamında hukuk hakimini bağlayan kesinleşmiş kararlardan değildir. Mahkemenin gerekçesinde bu karardan hukuk hakimini bağlayan bir karar gibi bahsedilmesi de doğru olmamıştır.

Bu nedenle, Mahkemece davaya konu bononun keşide tarihine yakın, önceki ve sonraki tarihli, resmi kurumlarda bulunan, davacı tarafından atılmış, samimi imzalarını içeren belge asılları getirtilerek, grafoloji konusunda uzman bilirkişi aracılığı ile yeniden rapor alınarak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yetersiz incelemeye tabi bilirkişi raporuna ve hukuk hakimini bağlamayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itibar edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

05.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi