Trafik işkazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelirler ile yapılan ödemelerin tazmini davasının yapılan yargılaması sonunda; ilâmda yazılı nedenlerle davanın kabulüne ilişkin hükmün süresi içinde temyizen incelenmesi davacı ... davalılardan ... Otelcilik ve Tur.A.Ş. Avukatlarınca istenilmesi ve davalı avukatınca da duruşma talep edilmesi üzerine, dosya incelenerek, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 27.11.2012 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Av. ... ile karşı taraf adına Av. ... ... geldiler. Diğer davalı adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak, hazır bulunan Avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tesbit edildi.
1-Dava, 05.04.2005 tarihli trafik-iş kazasından doğan rücu tazminatı istemine ilişkin olup, 5510 sayılı Yasanın 21. maddesiyle yeniden getirilen “sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı” tazmin hükmünün, 5510 sayılı Yasanın yürürlüğü öncesinde gerçekleşen iş kazalarından kaynaklanan rücuan tazminat davalarında uygulanmasına olanak veren bir düzenleme bulunmadığı gözetildiğinde, davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 10 ve 26. maddeleridir.
Trafik kazasında ölen kişinin hak sahiplerine iş kazası ve meslek hastalığı kapsamında sosyal sigorta yapılması, ölen kişinin sigortalı olması koşuluna bağlıdır. Davalı şirket kazalı ...’in işyerinde çalışmadığı, kendi çalışanları olmadığı, yönünde savunmada bulunmuştur. Kazalı ...’in davalı şirkete ait işyerinde çalışıp çalışmadığı konusunda, kaza sonrasında yapılan ceza soruşturmasına ilişkin dosya, Kurum müfettiş incelemesi sonucu davalı şirket hakkında resen prim tahakkuku ve idari para cezalarına ilişkin tüm bilgi ve belgeler celbedilerek, davalının iddia ve savunmaları değerlendirildikten sonra hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi,
2- Kabule göre; hükme esas alınan kusur raporunda; davalı şirketin istihdam ettiği araç sürücüsü davalı ... %75, sürücünün beyanındaki yayalar %25 kusurlu bulunmuş olup, kararı temyiz eden ve trafik-iş kazasının oluşumunda işçi sağlığı ve iş güvenliği kurallarına aykırı kusurlu davranışı belirlenememiş olan davalı şirket yönünden davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 10. maddesidir.
506 sayılı Yasanın 26. maddesindeki halefiyet ilkesi uyarınca, Kurumun rücu alacağı; hak sahiplerinin tazmin sorumlularından isteyebileceği maddi zarar (Tavan) miktarı ile sınırlı iken, Anayasa Mahkemesi’nin, 21.03.2007 gün ve 26649 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 23.11.2006 gün ve E: 2003/10, K: 2006/106 sayılı kararı ile 26. maddedeki “…sigortalı veya hak sahibi kimselerin işverenden isteyebilecekleri miktarla sınırlı olmak üzere…” bölümünün Anayasaya aykırılık nedeniyle iptali sonrasında, Kurumun rücu hakkının, yasadan doğan kendine özgü ve sigortalı, ya da, hak sahiplerinin hakkından bağımsız basit rücu hakkına dönüşmüş olması karşısında, ilk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin, tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmesi zorunluluğu doğmuştur. 506 sayılı Yasa uyarınca açılan rücuan tazminat davalarına ilişkin olarak süregelen uygulamada olduğu gibi, maddi zarar (Tavan) hesabı yapılması gereği de ortadan kalkmış bulunmaktadır. Ayrıca, 506 sayılı Yasanın 10. maddesinin uygulanmasını gerektiren durumlarda da, ilk peşin sermaye değerli gelirin esas alınması gereği dışında, Anayasa Mahkemesi iptal kararı öncesinden süregelen içtihatlarla oluşturulup uygulanan temel ilkelerden farklı bir yaklaşıma gerek bulunmamaktadır.
Somut olayda; trafik-iş kazasının oluşumuna etken kusuru bulunmayan davalı şirketin, 506 sayılı Yasanın 10. maddesi uyarınca tazminle sorumlu bulunduğu miktar; sigortalıya bağlanan ilk peşin sermaye değerli gelir miktarı ile ödemeler üzerinden, % 50 oranından aşağı olmamak üzere mahkemece takdir edilecek oranda Borçlar Kanunu’nun 43 ve 44. maddeleri uyarınca yapılacak indirime göre belirlenmelidir.
Ayrıca, 506 sayılı Yasanın, iş kazası nedeniyle işverenin tazmin sorumluluğunu düzenleyen 10 ve 26. maddeleri kapsamındaki sorumluluk hallerinin genişletilmesi veya genel hükümler uyarınca kusursuz sorumluluk yoluna gidilmesine olanak bulunmadığından; davalı şirketin işleten sıfatıyla 506 sayılı Yasa kapsamında sorumluluğuna hükmedilmesi olanağı da bulunmamaktadır.
Mahkemece, davalı şirketin 506 sayılı Yasanın 10. maddesi kapsamındaki tazmin sorumluluğunun, yukarıda sıralanan ilkeler ışığında belirlenmesi gereği üzerinde durulmamış olması,
3-İlk peşin değerli gelirler ile harcama ve ödemelerin, tazmin sorumlularının kusuruna isabet eden miktarıyla sınırlı kısmına hükmedilmesi gerekirken, iş bu davada yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesinin iptal kararı dikkate alınmaksızın artışları da içerir biçimde tüm peşin sermaye değerli gelir esas alınarak hüküm kurulmuş olması,
4-Rücu davalarında faize gelirler yönünden; onay tarihinden itibaren hükmedilmesi ve gelir onay tarihinin 30.10.2009 olduğu gözetilmeksizin, 15.10.2010 tarihinden itibaren faize hükmedilmiş olması,
5-Kabul edilen miktar üzerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 6.109,57 TL nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, eksik vekalet ücretine hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde davacı ile davalı ...Ş. vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
Temyiz edilen hükmün yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalı ...Ş.'ye iadesine, davacı avukatı yararına takdir edilen 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davalı ...Ş.'ye yükletilmesine, davalı ...Ş. avukatı yararına takdir edilen 900,00 TL duruşma avukatlık parasının davacıya yükletilmesine, 27.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.