BİRLEŞEN DAVA: İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi 2013/17 E., 2013/64 K.

BİRLEŞEN DAVA: İstanbul 50.Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/434 E.,2013/207 K.

ASIL VE BİRLEŞEN 2011/434 E. SAYILI DAVALARDA DAVALI:

1- Akran Petrol ve Petrol Ürünleri Turizm
BİRLEŞEN 2013/17 E. SAYILI

Birleşen 2011/434 E. sayılı davada davanın kısmen kabulü, asıl ve diğer birleşen davada esastan ret

Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklı alacak ve itirazın iptali davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili ve davalı şirket vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle birleşen 2011/434 E., sayılı davada davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, asıl ve diğer birleşen davaya ilişkin taraf vekillerinin istinaf talepleri esastan reddedilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı şirket vekili, duruşma istemi olmaksızın davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 28.11.2023 günü hazır bulunan davacı vekili Avukat Onat Kök ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü:

1.Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında 29.06.2009 tarihli ve ilk gaz alım tarihinden itibaren 5 yıl süre ile geçerli olacak "LPG İle Çalışan Karayolu Taşıtları İçin İkmal İstasyonu Bayiliği Sözleşmesi" imzalandığını, 23.06.2009 tarihli protokol ile 1.050.000 TL tutarında maddi destekte bulunulduğunu, ayrıca 01.07.2010 tarihli ek protokol ile 500.000,00 TL'lik ilave nakit destek verildiğini, ancak davalının haksız şekilde bayilik sözleşmesini 18.09.2010 tarihinde feshettiğini, Protokol'ün 8/g maddesi uyarınca müvekkilinin 700.000,00 usd cezai şart alacağının doğduğunu ileri sürerek şimdilik 50.000,00 TL'sinin talep edildiğini, bayilik sözleşmesinin 32 nci maddesi uyarınca müvekkilinin, sözleşmenin normal sona erme süresinin sonuna kadar mahrum kalınan kârı talep etme hakkı bulunduğunu, sonuç olarak müvekkilinin 1.755.491,03 TL mahrum kalınan kâr alacağı doğduğunu, ayrıca bayilik sözleşmesinin 33 üncü maddesine göre de müvekkilinin 759.057,45 TL cezai şart talep etme hakkının doğduğunu, yazılı cezai şart alacağı ile kâr kaybı alacağının toplamda 2.514.548,48 TL olduğunu ve tahsil edilen teminat mektubu mahsup edildiğinde alacağın 1.814.548,48 TL şeklinde hesaplandığını belirterek; şimdilik her iki alacak kalemi için ayrı ayrı 100.000,00 TL'nin ve ayrıca 23.06.2009 tarihili protokoldeki düzenleme gereği 50.000,00 TL tutarındaki cezai şart alacağının, fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, karar verilmesini talep etmiştir.

2. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında imzalanan bayilik sözleşmesinin, davalı tarafından süresinden önce haksız olarak feshedilmesi nedeniyle davalıya sözleşme ve protokoller ile verilen 1.614.900,00 TL nakdi desteğin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

3. Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirkete olan cari hesap borcu nedeniyle davalı borçlular aleyhine tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip başlattıklarını, davalılar tarafından icra takibine itiraz edildiğini bildirerek, itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.

1.Davalı şirket vekili asıl ve birleşen davaya ilişkin cevap dilekçesinde özetle; sözleşmenin müvekkili tarafından protokolün 8/g bendi uyarınca haklı sebeple feshedildiğini, bu sebeple davacının talep edebileceği tazminat yada cezai şartın bulunmadığını, peştemaliye niteliğindeki ödemelerin hiçbir suretle geri istenemeyeceğini savunarak haksız davanın reddini istemiştir.

2. Diğer davalı ... vekili; davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl dava açısından, sözleşme haksız olarak feshedildiğinden bayilik sözleşmesinden kaynaklı cezai şart talebinin reddine, 23.09.2009 tarihli protokolde düzenlenen cezai şart talebi dikkate alındığında davalının ekonomik mahvına sebebiyet verilmemesi açısından teminat mektubunun miktarı da nazara alındığında hakkaniyet gereği cezai şartın 1.000.000,00 TL olarak tenkisine, takdirine, 700.000,00 TL'lik kısmı teminat mektubu ile karşılandığından geriye kalan 300.000,00 TL için 50.000,00 TL'nin dava tarihinden 250.000,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, davacının kâr mahrumiyeti talebinin kabulü ile 100.000,00 TL'nin dava tarihi, 514.879,10 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline; birleşen İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/434 E. sayılı dosyası açısından davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2010/26584 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin 402.618,90 TL üzerinden devamına, asıl alacak likit ve hesaplanabilir olduğundan asıl alacağın %40'ına tekabul eden 161.047,56 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine; birleşen İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/17 E. sayılı dosyası açısından davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2011/946 E sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptali ile takibin tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla, 648.537,79 TL üzerinden devamına, dava konusu alacak İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2010/26584 E sayılı dosyasında ilamsız takip açılmak suretiyle tahsili istendiğinden tekerrür oluşturulmaması açısından icra inkar tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına, karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı şirket vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Asıl davada, mahkemenin cezai şart talebini 1.000.000 TL'ye tenkis etmesinin hukuka aykırı olduğunu, bayilik sözleşmesi gereğince talep ettikleri cezai şart alacağının ilk derece mahkemesince reddedilmesi üzerine karşı taraf aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka uygun olmadığını, birleşen 2011/434 E. sayılı dosyada, müvekkili tarafından davalıya verilen maddi desteklerin iadesine ilişkin talebin 648.537,79 TL olarak yeniden belirlendiğini, ıslah dilekçesinde belirledikleri üzere 648.537,79 TL üzerinden hüküm kurulması gerektiğini, davalı lehine 10.866,13 TL vekalet ücreti hükmedilmesinin uygun olmadığını, birleşen 2013/17 E. sayılı dosyada, ıslah dilekçesindeki beyanlarının esas alınması gerektiğini, davalı lehine hükmedilen vekalet ücretinin fazla olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2. Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşmeyi haklı nedenle feshettiğini, dava dışı Opet A.Ş. lehine verilen intifa hakkının dava konusu olduğunu, davacının önceden mevcut intifa hakkından ve üçüncü kişi sıfatındaki şirketlerin varlığından haberdar olduğunu, dolayısıyla somut olayda kusur indirimi yapılması gerektiğini, kâr kaybı talebinde bulunamayacağını, bir an için davacının kâr kaybı talebinde bulunabileceği düşünülse de akaryakıt sektöründeki rekabet ortamı ve tüketim ihtiyacı gözetildiğinde davacının kolaylıkla ve makul sürede başka bir bayilik vereceği şüphesiz olup bundan dolayı mahkemece 45 aylık süreye isabet eden kâr mahrumiyetine hükmedilemeyeceğini, birleşen davalar yönünden müvekkilinin zaten teminat mektubu verdiğini, bu mektubun da davacı yanca nakde çevrildiğini, söz konusu icra takiplerinin mükerrer olup her iki birleşen dosyanın da reddine karar verilmesi gerektiğini, alacak likit olmadığından müvekkili aleyhine icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bayilik ilişkisinin feshedilmesinde davalının haksız olduğu yönünde yapılan değerlendirmenin isabetli olduğu, davalının taşınmaz üzerinde bir başkası lehine intifa hakkı tesis etmesinde davacının herhangi bir tasarrufu bulunmadığı, bu noktadaki sorumluluğun bütünüyle davalı tarafların üzerinde olduğu, talep konusu alacaklar likit olduğundan birleşen davaya ilişkin olarak kabul edilen tutar üzerinden davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, asıl davada davacının kâr mahrumiyeti talep ettiği, davacının kâr kaybına uğradığı ve davalının bunu tazmin etmekle yükümlü olduğu, makul süre kısıtlamasına iştirak edilmemesinin hukuka uygun bulunduğu, davacının kâr mahrumiyetinin 614.879,10 TL olduğu, 2013/17 E. sayılı dosyada, davacının takip tarihi olan 18.03.2011 tarihinden önce 18.01.2011 tarihinde elindeki teminat mektubunu nakde çevirerek 700.000,00 TL tahsil ettiği anlaşılmakla, davanın 402.618,90 TL üzerinden kabulüne karar verildiği, 2011/434 E. sayılı dosyasında ise davacının takip tarihi olan 20.11.2010 dan sonra 18.01.2011 tarihinde elindeki teminat mektubunu nakde çevirerek 700.000,00 TL tahsil ettiği, cezai şartın sözleşme hükümlerine göre, 426.965,12 TL olarak belirlendiği, taleple bağlı kalınarak 100.000,00 TL'nin hüküm altına alındığı, bayilik sözleşmesinden kaynaklı cezai şart talebinin ise reddine karar verildiği, davalının ekonomik mahfına sebebiyet verilmemesi açısından teminat mektubunun miktarı da nazara alınarak hakkaniyet gereği cezai şartın 1.000.000,00 TL olarak tenkisine karar verildiği, cezai şart bedelinin makul olduğu, birleşen davalar kapsamında talep edilen promosyon ve pazarlama desteği, satış destek primi ve peştemaliye bedeliyle ilgili olarak yapılan hesaplamanın hukuka uygun olduğu, bu tür destek ve teşvik ödemelerinin, ancak sözleşmenin ifa edilmeyen bölümüne isabet eden kısmının talep edilebileceğini, sözleşmenin ifa edilen kısmına isabet eden tutarın talep edilemeyeceğini, 04.07.2014 tarihli raporda bilirkişinin bulduğu 648.537,79 TL hesaplanırken zaten sözleşmenin bakiye süresinin esas alındığı ama hükme esas alınan raporda hata yapıldığı, davacının davalıya ödediği peştemaliye bedeli toplam 755.000,00 TL olup, bu tutarın sözleşmenin ifa edilmeyen kısmına isabet eden 535.175,25 TL kısmının ve davacı tarafından davalıya ödenmiş olan toplam 150.000,00 TL'lik promosyan ve destek priminin sözleşmenin ifa edilmeyen kısmına isabet eden 113.362,54 TL'lik kısmının toplanarak 648.537,79 TL'nin bulunduğu, görüldüğü üzere bu tutar hesaplanırken, davalıya yapılan ödemelerin sözleşmenin ifa edilen kısmına isabet eden bölümünün zaten düşülmüş olduğu, o halde, davacının destek ödemeleri ve peştemaliye bedeli olarak ödediği tutarın, sözleşmenin ifa edilmeyen bölümüne isabet eden 648.537,79 TL'lik kısmını talep hakkının bulunduğunun kabulü gerektiği, nitekim ilk derece mahkemesince birleşen 2013/17 E. sayılı davada verdiği hükümde, bu tutara hükmedildiği, birleşen 2011/434 E. sayılı davaya konu alacak ile 2013/17 E. sayılı davaya konu alacağın aynı alacak olduğu, dolayısıyla bu iki davada farklı tutarlara hükmedilmiş olmasının da çelişkili olduğu, davacı vekilinin birleşen 2011/434 E. sayılı davada verilen hükme yönelik istinaf başvurusunun kabulü gerektiği, ıslahla talep azaltılması feragat niteliğinde olup azaltılan kısmın reddine karar verilmesi sonucu davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine; asıl ve birleşen davalarda davacı vekilinin asıl ve birleşen 2013/17 E. sayılı dosyasına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun esastan reddine; davacı vekilinin birleşen 2013/434 E. sayılı dosyasına karşı yapmış olduğu istinaf başvurusunun kısmen kabulüyle hükmün kaldırılmasına, bu davanın esası hakkında yeniden hüküm verilmesine davanın kısmen kabulü ile davalının İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün 2010/26584 E. sayılı dosyasına yaptığı itirazın kısmen iptali ile takibin 648.537,79 TL üzerinden devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2011/946 E. sayılı dosyasıyla tahsilde tekerrür olmamasına, asıl alacağın %40'ına tekabül eden 259.415,11 TL icra inkar tarzminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı şirket vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

2. Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki itirazlarını tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Asıl dava, bayilik sözleşmesinin haksız feshi sebebiyle cezai şart ve mahrum kalınan kâr kaybından doğan alacağın ve taraflar arasındaki protokolde düzenleme bulan cezai şart alacağının tahsili istemine; birleşen İstanbul 50. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/434 E. sayılı dosyası, bayilik sözleşmesi ve protokoller uyarınca ödendiği iddia edilen nakdi desteğin iadesi amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptaline; birleşen İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2013/17 E. sayılı dosyası, bayilik sözleşmesi ve cari hesap ilişkisi kapsamında ortaya çıktığı iddia edilen alacağa ilişkin olarak başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkin olup, uyuşmazlık, sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı ve bu kapsamda davacı tarafın alacak taleplerine ilişkindir.

818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 106,108 ve 325 inci maddeleri.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre asıl davada davacı vekilinin asıl davada verilen hükme yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine, asıl davada davalı şirket vekilinin asıl davada verilen hükme yönelik temyiz itirazlarından aşağıdaki (2) numaralı paragrafın kapsamı dışındaki sair itirazları yerinde görülmediğinden reddine karar verilmiştir.

2. Asıl davada, davacı kâr mahrumiyeti talep etmiş olup, mahkemece, bilirkişi raporu hükme esas alınarak davacının 2009 yılı faaliyet kârı ve 2010 yılı faaliyet kârının ortalama değeri alınmış, davacının Ağustos 2009 ve Ağustos 2010 dönemi içinde davalıya yaptığı toplam satış bedelinin ortalama faaliyet kârı ile çarpılması neticesi bulunan sonuç on ikiye bölünmüş ve davacının bir yıllık kâr mahrumiyeti hesaplanmıştır. Sözleşmenin fesih tarihi ile sözleşmenin sona erme tarihi arasında kalan 45 aylık süreye isabet eden kâr mahrumiyetinin 614.879,10 TL olduğu, davacının mevcut mesafe kısıtlamalarına göre aynı yerde akaryakıt istasyonu açma imkânı bulunmadığından, davacının, davalının haksız feshine bağlı olarak kullanılamayan 45 aylık kısım için kâr mahrumiyeti talebinde bulunabileceğine kanaat getirilmiştir. Sözleşmenin süresinden önce davalı tarafından haklı sebep olmaksızın feshi halinde, davacının kalan makul süre için kâr mahrumiyeti talebinde bulunması haklı olmakla birlikte, iki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde 818 sayılı Kanun'un 106 ve 108 inci madde hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen aynı Kanun'un 325 inci maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerektiği, bu yönteme göre kâr kaybının sözleşme ifa ile bitse idi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden yapması gereken bilcümle zorunlu harcama kalemleri ile sözleşme süresinden evvel feshedildiğinden süresinden evvel fesih nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarları toplamının indirilerek bulunacağı, elde edilecek fark miktara da net kâr denildiği, ancak mahkemece benimsenen hesap yönteminin doğru olmadığı, mahkemece taraflar arasındaki sözleşmenin 32 nci maddesine göre değil açıklanan genel hükümler çerçevesinde kâr mahrumiyetine dair hesap yapılması ve bu yapılırken zorunlu harcama kalemlerinin ve sair giderlerin indirilerek net kâr üzerinden bir karar verilmesi gerekirken hatalı hesaplamalar içeren bilirkişi raporunun hükme esas alınarak yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.

3. Birleşen davalara ilişkin olarak temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

4. Birleşen davalara ilişkin olarak temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı şirket vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Asıl davada davacı vekilinin tüm, davalı şirket vekilinin asıl davaya yönelik bozma kapsamı dışındaki temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesinin asıl davaya ilişkin kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının asıl dava yönünden davalı şirket yararına BOZULMASINA,

4. Birleşen davalar yönünden, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Takdir olunan 17.100,00 TL duruşma vekâlet ücretinin asıl davada davacıdan alınarak asıl davada davalıya verilmesine,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.11.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

Asıl davada davacı; taleplerinden birisi de taraflar arasındaki sözleşmenin haksız feshi nedeniyle cezai şart alacağının tahsili istemine ilişkindir.

Davalı cevap dilekçesinde ve diğer dilekçelerinde cezai şarttan indirim talebinde bulunmamıştır.

6102 sayılı TTK' nın 22 nci maddesinde hüküm altına alındığı üzere tacir olan borçlu aşırı ücret veya ceza kararlaştırılmış olduğu iddiasıyla ücret veya sözleşme cezasının indirilmesini mahkemeden isteyemez.

Ancak Yargıtay yerleşik içtihatlarıyla kabul edildiği üzere cezai şartın fahişliği, borçlunun ekonomik mahvına sebep olacak nitelikte ise borçlunun talebi halinde bu husus değerlendirilebilecektir. Belirttiğimiz üzere somut olayda davalının bu yönde bir talebi ve savunması bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenle davacının bu yöndeki temyiz isteminin de kabulü ile kararın bu yönden de bozulması gerektiğini düşündüğümden davacı vekilinin bu yöndeki temyiz isteminin reddine dair (1) nolu bendin ilgili bölümüne katılmamaktayım.