Esastan ret

Taraflar arasındaki Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu (YİDK) kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin “FORM” ibaresini ilk olarak 1990 yılında, “FİT” ibaresini de 2000 yılında marka olarak tescil ettirdiğini ve bu markalar üzerinde büyük yatırımlar yaparak tescilli marka sayısını arttırdığını, seri marka oluşturduğunu, davalı şirketin 2017/64602 sayılı "fitformulla" ibareli marka başvurusunu yaptığını, müvekkilince bu başvuruya yapılan itirazın önce Markalar Dairesi Başkanlığı sonrasında ise YİDK tarafından reddedildiğini, oysa davaya konu marka başvurusunun müvekkiline ait “FİT” ve “FORM” markalarının birleştirilmesi suretiyle oluşturulduğunu, dolayısıyla dava konusu başvuru ile müvekkili markaları arasında karıştırılma tehlikesinin bulunduğunu, taraf markalarının kapsamlarındaki ürünlerin gıda ürünleri olduğunu ve bu ürünlerin çocuklar tarafından da satın alındığını, bu hususun da karıştırılma ihtimalini artırdığını, dava konusu başvuruda yer alan ve müvekkili adına tescilli bulunan “FİT” ibaresinin zayıf/tanımlayıcı bir ibare olmadığını, aksine bu ibarenin müvekkilini işaret ettiğine ilişkin pek çok yargı kararının bulunduğunu ileri sürerek YİDK’in 2018-M-5250 sayılı kararının iptaline, dava konusu markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı TPMK vekili cevap dilekçesinde; Kurum kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markalar arasında iltibasa yol açacak derecede benzerlik bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı şirket süresinde cevap dilekçesi vermemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının "şekil+fitformulla" ibareli başvuru markasıyla davacının "FİT" ibareli tescilli markaları arasında sescil ve görsel olarak ortalama (hedef) tüketicileri iltibasa düşürecek derecede bir benzerlik bulunduğu, dava konusu mallar açısından ortalama düzeydeki tüketici kesimi nezdinde her iki markanın işletmesel kökenlerinin aynı, idari ve ekonomik açıdan birbiriyle bağlantılı işletmeye ait markalar olarak algılanabileceği, bu açıdan 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (6769 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi birinci fıkrası anlamında iltibas koşullarının oluştuğu, FİT ibareli markanın tanınmış olduğu ve davalı başvurusunun bu tanınmışlıktan istifade edilebileceği gerekçesiyle davanın kabulüne 2018-M-5250 sayılı YİDK kararının iptaline, dava konusu 2017/64602 sayılı markanın hükümsüzlüğüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davalı TPMK vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesi anlamında iltibasa yol açacak düzeyde benzerlik bulunmadığını, davalının “fit formulla” ibareli marka başvurusunu bir bütün olarak ele almak gerektiğini, söz konusu başvurudan sadece "fit" ya da "form" ibaresini esas alarak iltibas ihtimalini ileri sürmenin hukuken kabul edilemeyeceğini belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

2.Davalı şirket vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili başvurusunu oluşturan "şekil+"formulla" ibaresinin yüksek ayırt edici niteliğe sahip olduğunu, başvuruda tek başına FORM ibaresinin bulunmadığını, müvekkil markasının fit ve formulla ibarelerinin birleşiminden oluşarak bütüncül şekilde kullanıldığını, Formulla ibaresinin, davacıya ait form ibareli markalardan işitsel, görsel ve anlamsal bakımdan farklı olmakla birlikte işletmesel kökenlerinin de aynı olmadığını, bunun yanında iki markada ortak olarak bulunan tek ibarenin "fit" ibaresi olduğunu, "Fit" ibaresini içeren birçok markanın da günümüzde tescilli olup bu ibarenin herkes tarafından kullanılan bir terim olması sebebiyle ayırt edici niteliğinin zayıf bulunduğunu, kaldı ki ayırt edici niteliği zayıf olan "fit" ibaresinin, müvekkili markasında tek başına esaslı unsur olarak yer almadığını, müvekkilinin kullandığı ibarenin "form" değil, "formulla" ibaresi olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "fitformulla" ibareli başvuru ile davacının itirazına mesnet markaları arasında 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası anlamında ortalama alıcılar nezdinde görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları genel izlenim itibarıyla ilişkilendirilme ihtimalini de içerecek şekilde iltibas tehlikesinin bulunduğu, zira davacı markalarını oluşturan "fit" ibaresinin dava konusu başvurunun ilk hecesinde aynen kullanıldığı ve vurgunun da bu ibare üzerinde toplandığı gerekçesiyle davalılar vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davalı TPMK vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

2.Davalı şirket vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. 6769 sayılı Kanun'un 6 ncı maddesinin birinci fıkrası.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekillerince temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davalılara yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.