Davanın reddi

Taraflar arasındaki ticaret unvanının terkini, maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin 1994 yılından bu yana "... Ticaret" ticaret unvanı ve markasıyla Hatay ... ve ilçelerinde geniş bir portföyü olan bir şirket olduğunu, şirketin ortaklığından ayrılan eski ortaklarının müvekkili şirketin müşteri portföyünden yararlanmak ve müşteri çevresini kendisine çekmek amacıyla 16.06.2016 tarihinde aynı ticaret unvanı ile ''... Ticaret'' aynı cadde üzerinde şirket merkezinin tam karşısında aynı faaliyet alanıyla herhangi bir izin almaksızın haksız rekabete yol açacak şekilde iş yeri açtığını, Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/190 D.İş sayılı dosyası ile tespit yaptırıldığını, tespit neticesinde mahkemenin ... ibaresinin tedbiren kapatılmasına karar verdiğini belirterek, ihtiyati tedbirin devamını, davalı tarafından kullanılan ''...'' ibaresinin ticari unvanından silinmesini, davalının kullandığı bütün tabela, reklam afişlerinin kaldırılmasını, ibarenin geçtiği tüm evrak ve belgelerin imha edilmesine, davalının davranışlarının davacı firmanın itibarını ve değerini azaltması nedeniyle 5.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesini, Hatay 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/190 D.İş sayılı dosyasında yapılan 1.315,00 TL vekâlet ücretinin tahsiline, Hatay İcra Müdürlüğü tarafından 02.11.2016 tarihinde 2016/28851 numaralı dosya ile yapılan 110,00 TL masrafın tahsilini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkil şirket ortaklarının daha önce davacı şirketin ortağı olduklarını, tarafların tamamının 22 yıl boyunca aynı şirket bünyesinde faaliyet gösterdiklerini, ''...'' isminin müvekkiller tarafından oluşturulmuş, kullanılmış, yer edinmiş olduğunu, müvekkillerinin davacı şirketteki hisselerini başkasına devrettiklerini, şirket adının tarafların uzlaşısı ile davacı tarafta kaldığını, yeni kurdukları şirketin ayırt edici özelliği olacak şekilde düşündüklerini, taraflar ortaklıktan ayrılırken bu ismin kullanılmayacağına dair bir şart koşmadıklarını, aksine malların taksimi sırasında davacı tarafından davalı şirket bünyesinde yüklü mal naklettiklerini, tarafların 20 yılı aşkın süredir beraber işlettikleri ve taksimi sırasında davalılara bırakılan dükkânı yeni açılmış gibi gösterdiklerini, davacı şirketin bulunduğu aynı caddede müvekkili şirketin sadece seramik bayiliği olduğunu, davacının ise inşaat malzemeleri dükkânı bulunduğunu, müvekkili şirketin seramik satışı yaptığını ve iş yerini yeni açtığını, iş yerinin tarafların ortaklığı mevcut iken var olduğunu, müvekkili şirketin, şirket ismi için Ticaret Sicil Müdürlüğü'ne başvuru yaptığını, ... ismini diğerlerinden ayırt edici şekilde ... Yatırım Mühendislik olarak kullanmaya başladığını, davacı şirket ile hiçbir ilgisi olmayan ek isimlerin tescilinin bizzat Sicil Müdürlüğünce yapıldığını, vergi levhası ve tüm ruhsatların bu isimle anıldığını, müvekkili şirket ortaklarından Onur Eraslan'ın inşaat mühendisi olduğunu, müteahhitlik yaptığını, faaliyet alanlarının tamamen farklı olduğunu, ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı şirketin 21.12.1994 tarihinde kurulduğu, faaliyetlerine devam etmekte iken davalı şirket ortakları ... ve ...'ın 09.06.2016 tarihinde şirketteki hisselerini devrederek şirketten ayrıldıkları, 15.06.2016 tarihinde davalı şirketin ticaret siciline tescil edildiği, davalı tarafça sunulan ibranamenin şirket hisselerinin satışına ilişkin olduğu, davacı tarafın taleplerine aykırı bir hususun bulunmadığı, bu hususun marka bilirkişi raporunda da ibraname başlıklı belgenin haksız rekabeti ortadan kaldırmayacağı şeklinde belirtildiği, "..." ismini kullanma hakkının davacı şirkete ait olduğu, iki şirket merkezinin aynı cadde üzerinde yer aldığı, aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, davacı unvanı olan ''...'' ibaresinin davalı tarafça kullanılmasının tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin yüksek olup haksız rekabete yol açacak nitelikte olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ''...'' ibaresinin marka değil, ticaret unvanı olduğunu, davacının ... ibaresinin kullanılmasına açık ve zimnen muvafakat ettiğini, müvekkili şirket ile davacı şirket yetkililerinin kardeş olduklarını, aralarındaki ortaklığın sonlandırılması neticesinde müvekkili tarafından davacının açık onayı ile ... Yatırım adıyla yeni bir şirket kurulduğunu, kurulan bu şirket ile davacı taraf arasında bir çok ticari işin yürütüldüğünü, davacı, davalı şirketin ismi ve unvanını bilerek alışveriş yaptığını, faturalar işlediğini, ürün sattığını, bedellerini alarak gelir elde ettiğini, davacı, müvekkili şirket ile ticaret yaparken sessiz kaldığını, ticaret yaparak sessiz kalma yolu ile kabul edilen ticaret unvanının taraflar arasında düzenlenen ibranamede aslında açıkça kabul edildiğini, müvekkili tarafından ibarenin hukuka aykırı bir biçimde kullanılmadığını aksine davacının açık onayı ile hukuka uygun bir biçimde kullanıldığını, bu sebeple haksız rekabetin söz konusu olmadığını belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin ticaret sicil kayıtlarına göre; 21.12.1994 tarihinde ... ve ... tarafından kurulduğu, şirketin Şükrü, ... ve ...'ın ortaklığında faaliyetine devam etmekte iken, .... Noterliğine ait 09.06.2016 tarih ve 17310 yevmiye nolu hisse devir ve temlik sözleşmesi ile ... ve ...'ın şirketteki hisselerini ...'a devrettikleri, ...'ın şirketin tek hissedarı olarak kaldığı, davalı şirketin ise, ... Yatırım Mühendislik İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. unvanı ile 15.06.2016 tarihinde, ... ve ... tarafından kurularak ticaret siciline tescil edildiği, her iki şirketin adresinin aynı cadde üzerinde bulunup, faaliyet alanlarının inşaat ve yapı malzemeleri sınıfı olduğu, davacı şirket temsilcisi ... tarafından düzenlenen 20.06.2016 tarihli Makbuz-İbraname başlıklı belge içeriğinin "... İnşaat Malz.ve Tic.Ltd.Şti.'nde ortaklarım ... ve ...'ın hisselerini bana satmalarından sonra, aynı faaliyet alanında kurmalarına izin verdiğimiz ve kendilerince kurulan ... Yatırım Müh.İnş.San.Tic.Ltd.Şti.'ne sattığım aşağıda fatura bilgileri verilen ürünlerin bedellerini nakden aldım. ... İnş. Malz. Ltd. Şti.'nin, ... Yat. Müh. Ltd. Şti.'den hiçbir alacağı kalmadığına ilişkin gayri kabili rücu ibraname niteliğindedir." şeklinde olduğu, dosyaya celbedilen Ticaret Sicil Gazeteleri, vergi dairesi kayıtları, ticari defterler ve özellikle 20.06.2016 tarihli davacı şirket temsilcisi imzasını taşıyan belge dikkate alındığında, her iki şirket ortaklarının kardeş olup, tarafların, 1994 yılından, davalı şirketin kurulduğu 2016 yılına kadar birlikte faaliyette bulundukları, davalı şirketin ise 15.06.2016 tarihinde kurulduğu, davacı şirket temsilcisi tarafından düzenlenen, 20.06.2016 tarihli belgede, davalı şirketin unvanı "... Yatırım Müh. İnş. San. Tic. Ltd. Şti." olarak belirtilerek, aynı faaliyet alanı içerisinde kurulmasına izin verildiğine vurgu yapıldığı, belgeyi veren davacı şirket temsilcisinin, davalının ticaret unvanının o tarihte biliniyor olmasına rağmen, bu belgeyi düzenleyerek imzalamasının, çelişkili davranış yasağı kapmasında olup, davacının artık davalının ticaret unvanını kullanmasına karşı çıkmasının, dürüstlük kurallarına aykırı olduğu ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile bağdaşmayacağı, zira, anılan Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu, bu bağlamda, bir hak sahibinin, sahip olduğu hakka yönelik saldırıları durdurma ve önleme yetkisine rağmen, ya pasif kalarak bu yetkisini uzun süre kullanmaması ya da bu yetkisini kullanmayacağına ilişkin aktif bir davranış gösterdikten ve karşı tarafta da hakkın kullanılmasına karşı çıkılmayacağına ilişkin güven ve haklı beklenti oluşturulduktan sonra, kendisine duyulan güveni ihlal edecek ve karşı tarafı zor durumda bırakacak şekilde sahip olduğu haktan kaynaklanan yetkisini ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırılık ve çelişkili davranış teşkil edeceği gerekçesi ile davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; kararın gerekçesinde belirtilen ve hükme dayanak teşkil eden 20.06.2016 tarihli ''Makbuz-İbraname'' başlıklı belgenin açığa atılan imzanın kötüye kullanılması suretiyle meydana getirildiğini, taraflar arasında halen derdest bulunan Hatay 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/45 E. sayılı dosyasında davalı taraf aleyhine itirazın iptali davası açıldığını, davalı tarafın itirazın iptaline konu takibin dayanağı belgenin söz konusu ibraname olduğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından bahse konu makbuzun belgede sahtecilik yapılıp yapılmadığı konusunda Grafoloji ve Sahtecilik konusunda uzman bilirkişilerden rapor alınması gerekçesi ile bozulduğu, yargılamanın Hatay 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/45 E. sayılı dosya üzerinden devam ettiği, mahkemece bu husus bekletici mesele yapılmadan, belgede sahtecilik yapılıp yapılmadığı hususunda inceleme yaptırılmaksızın karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı müvekkil şirkete karşılığında ödeme yaptığını beyan ettiğini, zira bunun doğru olmadığını, tarafların kardeş olduğunu, bu nedenle kolaylık olması açısından aile üyelerinin imzasının bulunduğu boş belgeler bulundurduklarını, davalının bu belgelerden birini kullanarak söz konusu belgeyi oluşturduğunu, davalı aleyhine haksız rekabet hükümlerine aykırı davrandığı gerekçesi ile açılan ceza davası neticesinde davalı hakkında adli para cezasına hükmedildiği, mahkemece bu hususun incelenmediği belirterek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının ticaret unvanının terkini, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 52,54,55,56 ncı maddeleri.

Davacı her ne kadar 20.06.2016 tarihli "Makbuz-İbraname" başlıklı belgenin üst kısmının sonradan doldurulduğunu ileri sürmüş ve bu husus itirazın iptali davasında yargılama konusu olmuş ise de, sonradan doldurulmadığı ve davacının bu belgeyi davalı şirkete verdiği kabul edildiğinde dahi bu belge kapsamından yola çıkılarak davacının 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırı hareket ettiği ve çelişkili davranış ilkesi çerçevesinde bu davayı açmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğu sonucuna varılamaz. Bu belgede ... ve ...’un aynı faaliyet alanında şirket kurmalarına karar verildiği beyan edilmekte olup bu beyan yeni kurulan şirketin ‘...’ ibaresini taşıyan unvanla kurulacağına karar verildiği ve ‘...’ ibaresinin ticaret unvanında kullanılmasına rıza gösterildiği sonucunu doğurmamaktadır. Makbuz-İbraname başlıklı belge davalı şirkete satılan 18.06.2016 ve 20.06.2016 tarihli fatura bedellerinin şirketten nakden alındığı beyanını ve üst kısımda da faturadaki malların ... Yatırım Limited Şirketine satıldığı beyanını içermektedir. Elbette Makbuz-İbranamede mal satılan şirketin ve satım bedelinin nakden alındığı şirketin unvanının yazılması doğal ve hayatın olağan akışına uygun olup bu husus davacının davalının ‘...’ ibareli unvanına onay verdiği anlamına gelmemektedir. Fatura tarihleri ve Makbuz-İbraname tarihi ve ticaret unvanının tescil tarihi 15.06.2016 ve davacı şirketin 21.12.1994 tarihinden itibaren ... unvanıyla iştigal ettiği işbu davanın da 07.11.2016 tarihinde açıldığı nazara alındığında sessiz kalma suretiyle hak kaybı ve ticaret unvanında "..." ibaresinin bulunmasına izin-icazet söz konusu olmayıp 4721 sayılı Kanunun 2 nci maddesine aykırılık ve çelişkili davranış söz konusu değildir. Bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin kararının bozulması gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

2. Bozma sebebi ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

29.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi