Esastan ret
Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin müteveffa ...'un evlatlığı olduğunu, murisin sözlü vasiyetnamesinin açıldığını, vasiyetnamenin açıkça hukuka, şekil şartlarına ve müteveffanın son arzularına aykırı olduğunu, sözlü vasiyetnamenin el yazılı vasiyetname ve resmi vasiyetname yapılamayan koşullarda yapılabilen olağanüstü bir vasiyetname şekli olduğunu, diğer iki şekilde vasiyetname yapabilecek hale gelir yada sözlü vasiyetnamenin sıkı sıkıya bağlı olduğu geçerlilik şekil şartlarına aykırılık söz konusu olduğu durumda iptalinin gerektiğini, vasiyetnamenin şekil şartlarına uyulmaksızın yapıldığını, müteveffa vasiyetname tarihinde ağız kanseri tedavisi gördüğünden bir kaç kelime konuşabildiğini, genellikle yazarak anlaştığını, dolayısıyla fiilen bu vasiyeti yapmasının imkansız olduğunu, davalı mirasçıların müteveffanın ölüm döşeğinde olduğu bilgisini alınca ortaya çıktıklarını, hasta müteveffadan aldıkları düzenleme şeklindeki vekaletname ile müteveffanın gayrimenkulünü devir aldıklarını, müteveffanın sonrasında vasiyetname yapabilecek sağlık koşullarına eriştiğini, içerik itibari ile müteveffanın muhtemel son arzuları ile tamamen çelişkili olduğunu iddia ederek İstanbul 13. Sulh Hukuk Mahkemesinin 13.04.2017 tarih 2016/223 Esas 2017/374 sayılı kararı ile açılan vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar davaya cevap vermemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 10.09.2020 günlü 2019/418 Esas, 2020/193 Karar sayılı kararı ile dava konusu vasiyetnamenin açılmasına ilişkin İstanbul 13. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/223 Esas sayılı dosyasında davacıya 01.11.2016 tarihinde bizzat vasiyetnamenin açılmasına ilişkin dilekçenin tebliğ edildiği, 15.11.2016 tarihinde davaya ilişkin delil ve beyan dilekçesi sunduğu, 13.04.2017 tarihli oturumda, vasiyetnamenin okunduğu, davacının "vasiyetnameyi kabul etmiyorum, yazılı dilekçelerimi tekrar ediyorum" dediği, davacı tarafından davaya konu vasiyetnamenin iptali için, sözlü vasiyette tanık olarak bulunan ... ... ve ... ...'a husumet yöneltilerek 14.12.2017 tarihinde İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/491 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığı, mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın mirasçılara yöneltilmediği gerekçesiyle 24.01.2019 tarihinde husumet yokluğundan davanın reddine karar verildiği, iş bu davanın ise öğrenme tarihinden (13.04.2017) itibaren 1 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 04.03.2019 tarihinde açıldığı, vasiyetnamenin öğrenme tarihi ile iptali davasının açıldığı tarih arasında 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
A. İstinaf Yoluna Başvuran
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; vasiyetnamenin açılmasına dair kararın usule uygun kesinleştirilmesinden sonra hak düşürücü sürenin başlayacağını, vasiyetnamenin açılması dosyasının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılmadığını, vasiyetnamenin açılması kararının mirasçılara tebliğ edilmediğini, İlk Derece Mahkemesinin belirttiği tarihte hak düşürücü sürenin başlatılmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin 07.04.2022 günlü 2020/2100 Esas, 2022/840 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi kararınında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
A. Temyiz Yoluna Başvuran
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin vasiyetnamenin açılması kararının tebliği ile başlayacağını, vasiyetnamenin açılması dosyasında mirasçıların beyanlarını kendi imzaları ile onaylamaları gerektiğini, iyiniyetli olmayan davalılara karşı iptal davası açma süresinin 20 yıl geçmekle düşeceğini, ayrıca hükümsüzlüğün her zaman ileri sürülebileceği, konuşamayan muristen vekaletname olarak taşınmazını devretmenin kötüniyeti ispatladığını, bu nedenle davalıların bir kısmının iyiniyetli olmadığını, vasiyetname tanıkları dinlenmeden karar verilmesinin doğru olmadığını ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.
Uyuşmazlık, vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri.
2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 559 uncu maddesi şöyledir;
"İptal davası açma hakkı, davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın geçmesi tarihinin üzerinden, iyiniyetli davalılara karşı on yıl, iyiniyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıl geçmekle düşer.
Hükümsüzlük, def"i yoluyla her zaman ileri sürülebilir."
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.11.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.