Esastan reddi
Taraflar arasındaki inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait % 35 hissenin bulunduğu ... Mermer Limited şirketinin üzerine kayıtlı olan 362 parsel sayılı tarlanın ve 1583 parsel sayılı kargir mermer fabrikası ve tarla niteliğindeki taşınmazın müvekkili tarafından ...'a 07.05.2009 tarihinde inanç sözleşmesi ile %35 hissesini tapuda satış göstererek devrinin yapıldığını, davacının borçlarından dolayı şirkete herhangi bir zarar gelmemesi için tarafların şirket içindeki iç ilişkiyi düzenlemek amacıyla bu sözleşmeyi yaptıklarını, müvekkilinin sonra borçlarının büyük bir çoğunluğunu ödediğini; fakat davalı tarafın davacının hissesini geri vermediğini açıklayarak taşınmazların tapu kaydının iptali ile müvekkili adına hissesi oranında tesciline, bu taleplerinin uygun görülmemesi durumunda taşınmaz bedellerinin %35'inin hesaplanarak yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesini talep etmiştir.
2. Davacı vekili duruşmada: "Yapılan kamulaştırma işlemleri nedeniyle ifraz edilerek KGM ve TEİAŞ adına tescil edilen kısımlara yönelik tapu iptali ve tescil talebimiz yoktur, davalı ... üzerine ifraz sonucu tescil yapılan kısımlara yönelik tapu iptali ve tescil talebimiz devam etmektedir.'' şeklinde beyanda bulunmuştur.
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Mahkemenin yetkisiz ve görevsiz olduğunu, talebin zamanaşımına uğradığını, davacının sözleşme sunmadığını, müvekkilinin böyle bir sözleşme imzalamadığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
2. Davalı 09.08.2019 havale tarihli dilekçesinde sözleşmenin davacı ile ortaklığın tasfiyesi için yapıldığını, davacının SGK borçlarından dolayı taşınmaza haciz konulduğunu, bu borçlar kapatıldığında davacının %35 hissesini hakedeceğini, inanç sözleşmesinin taraflarının devreden şirket ve devralan olabileceğini, bu sebeplede inanç sözleşmesi olarak nitelenemeyeceğini, alacak sözleşmesi olduğunu, davacının alacağı hesaplanırken haciz tutarının dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça dosyaya sunulan sözleşmenin yazılı delil niteliğini haiz kabul edildiği, tanık beyanlarının davacının iddialarını doğrular nitelikte olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne; 1678 parsel sayılı (eski 1583 parsel sayılı taşınmazın ifraz edildiği ve 1678,1679 parsel numaralarını aldığı ve 1679 parselin KGM adına tescil edildiği anlaşıldığından) taşınmazın davalı adına olan 35/100 hissesinin iptali ile işbu hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, 2352 parsel sayılı (eski 362 parsel sayılı taşınmazın ifraz edildiği ve 2352,2353 parsel numaralarını aldığı ve 2353 parselin TEİAŞ adına tescil edildiği anlaşıldığından) taşınmazın davalı adına olan 35/100 hissesinin iptali ile işbu hissenin davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; zamanaşımı def'i ve husumet itirazlarının süresinde ileri sürülmediği yönündeki gerekçenin hatalı olduğunu, taşınmazı tapuda devredenin davacı olmadığını, bu sebeple davanın husumet yokluğundan reddedilmesi gerektiğini, inanç sözleşmesini imzalayan taraf ile davayı açan taraf aynı olmadığından sözleşmenin delil veya delil başlangıcı kabul edilmemesi gerektiğini, hükmedilen vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hatalı olduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını istemiştir.
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresinin TBK'nın 146 ncı maddesi gereği on yıl olduğu, 07.05.2009 tarihinde yapılan sözleşmeye dayanarak 06.05.2019 tarihinde, zamanaşımı süresi içerisinde dava açıldığı açıklanmıştır.
2. Taşınmazlar dava dışı ... Şirketinden satın alındığından inanç sözleşmesinin tarafının bu şirket olması gerektiği yönündeki istinaf sebebi, davanın klasik inanç sözleşmesinden değil onun bir türü olan namı müstear hukuksal nedeninden kaynaklandığı gerekçesiyle yerinde görülmemiştir.
3. Davalı vekili inanç sözlemesinde taraf ... Hancıoğlu olmasına rağmen davacının Celallettin ... olduğunu belirtip davacının aktif dava ehliyeti olmadığından davanın reddini talep etmiş ise de davalının düplik dilekçelerinde inanç sözleşmesindeki ... ile Celalettinin ayrı kişiler olduğunu söylememesi, sözleşmenin davacı ile ortaklığın tasfiyesi için yapıldığını ileri sürmesi nedeniyle davalının bu istinaf sebebi de kabul edilmemiştir.
4. Davalı 1.064.000,00 TL üzerinden harç yatırmasına rağmen Mahkemece 814.545,00 TL üzerinden harç ve davacı lehine vekâlet ücreti takdir edildiğinden davanın kısmen kabul edildiğini, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Kararda, tapu iptali ve tescil davasında alınacak harcın taşınmazların değeri üzerinden alınacağı, harcın fazla yatırılmasının bir önemi olmadığı açıklanarak davanın kısmen kabulü söz konusu olmadığından davalı vekilinin tüm istinaf nedenlerinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrarla, davanın namı müstear hukuki nedeninine dayandığına ilişkin izahın hangi delile dayandığının açıklanmadığını belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması ve davanın reddine karar verilmesi istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
Uyuşmazlık, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
1. İnançlı işlemler; inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte; ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır.
2. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır.
3. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir.
4. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca; ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.
5. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202 nci maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.
6. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188), yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması için, delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olması yeterlidir. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir.
7. İnanç sözleşmesinden ... davalar için ... bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125 ve 146 ncı maddeleri hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir.
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Dava inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Dava dışı ... Mermer Limited Şirketi tarafından dava konusu taşınmazlar davalıya devredilmiştir. Davalı taraflar arasında yapılan 07.05.2009 tarihli sözleşmeye ilişkin beyanlarında davacının borçları kapatıldığında %35 hissesini hak edeceğini ifade etmiş, satın aldığı taşınmazların %35 hissesinin davacıya ait olduğunu kabul etmiştir. Hükme esas alınan sözleşme davalı tarafından imzalandığı ve imza inkar edilmediğinden, Mahkemece yazılı delil olarak kabulüyle incelenen karar usul ve kanuna uygun olup, davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.11.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.