Taraflar arasında görülen itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile sigortalısı dava dışı Likua Şirketi arasında Ürün Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi düzenlendiğini, sigortalının çuval imalatı işi yaptığını, çuval imalatı için davalıdan kumaş aldığını, aldığı bu kumaşlarla imal ettiği çuvalları kireç tozu konulmak üzere dava dışı şirkete sattığını, satın alan şirketin çuval içerisine kireç tozu koyduğunu, kireç tozu konulan çuvalların yaklaşık bir ay sonra konteynıra yüklenirken çuvallarda yırtılmalar meydana geldiğini, çuvalların imalatında kullanılan, davalı taraftan satın alınan kumaşların ayıplı olması nedeniyle zarar meydana geldiğini, sigortalısı tarafından zararın karşılandığını, davacının da poliçe teminatı kapsamında sigortalısına 63.040,86 USD ödeme yaptığını, davalının meydana gelen zarardan sorumlu olduğunu, sigortalıya ödenen tazminatın rücuan tahsili amacıyla davalı aleyhine takip başlatıldığını, davalının haksız itirazı üzerine takibin durduğunu açıklayıp itirazın iptali ile takibin devamına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirketin ortaya çıkan zarardan sorumlu olmadığını, çuvallardaki yırtılmanın neyden kaynaklandığının net bir şekilde tespit edilmesi gerektiğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin 14.09.2015 tarihli ve 2013/563 Esas, 2015/575 Karar sayılı kararıyla dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine, dosyanın görevli Gebze Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 12.12.2016 tarihli ve 2016/7446 Esas, 2016/10579 Karar sayılı ilamı ile hüküm; davaya bakan mahkemenin görevli olduğu gerekçesiyle bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın kısmen kabulü ile Gebze 3. İcra Müdürlüğü’nün 2012/3717 sayılı takip dosyasında davalı (borçlu) itirazının 57.329,36 TL asıl alacak, 1.003,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 58.333,02 TL üzerinden iptali ile takibin devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine, alacak miktarı likit olduğundan 57.329,36 TL asıl alacak üzerinden hesaplanan takdiren % 20 oranındaki 11.465,87 TL icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
1. Davacı vekili; ortaya çıkan zararın tek sorumlusunun kumaşları üreten davalı olduğunu, sigortalı tarafından davalıdan kumaş temin edilirken UV stabilizatörü ihtiva eden kumaşlar talep ettiğini, ancak davalı tarafından satılan kumaşlarda UV stabilizatörü bulunmadığını, bu nedenle çuvalların yırtıldığını, davalıdan başka kusurlu bulunmadığını, zararın tamamından davalının sorumlu tutulması belirtmiştir.
2. Davalı vekili; davalı şirketin zarardan sorumlu olmadığını sorumlu olduğu kabul edilse dahi davalıya izafe edilen kusurun fazla olduğunu, alacak likit olmadığından inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğunu, zararın çuvaldan mı içine konulan malzemeden mi yoksa depolamadan mı kaynaklandığının araştırılması gerektiğini, çuvallarda ne kadar UV stabilizatörü bulunduğunun araştırılmadığını, eğer yeteri kadar UV stabilizatörü bulunsaydı aynı zararın meydana gelip gelmeyeceğinin değerlendirilmediğini belirtmiştir.
Uyuşmazlık, ürün mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat istemiyle başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1472 nci maddesi, 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 67 nci maddesi.
1. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olmasına, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına, bozma ilamı ile kesinleşen yönlere ilişkin yeniden temyiz incelemesinin yapılamayacak olmasına, karara esas alınan kusur raporunun karar vermeye elverişli olmasına, davalı ile davacının sigortalısı arasında düzenlenen belgeye göre kumaşlarda UV stabilizatörü kullanıldığının belirtilmiş olmasına, ara karar üzerine davalı tarafından verilen yazı cevabında üretilen kumaşlarda UV stabilizatörü bulunduğunun belirtilmemiş olmasına, bilirkişi heyetince çuval kumaşı üretiminde UV maddesinin gerekli olduğu halde bu maddenin eklenmemesi nedeniyle davalı tarafından üretilen çuval kumaşının hatalı olduğu ve bu hatanın hemen tespit edilmesi mümkün olmadığından gizli ayıp niteliğinde olduğunun belirtilmiş olmasına, davalının ortaya çıkan zarardan kusurlu ve sorumlu olmasına göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2. Dava, ürün mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı rücuan tazminat istemi nedeniyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Yukarıda yapılan özetten de anlaşılacağı üzere davacı, söz konusu poliçeye dayalı olarak sigortalısına 63.040,86 USD ödeme yaptığını ileri sürmüştür.
Davacı vekili 6102 sayılı Kanun'un 1472 nci maddesi gereğince sigortalısının haklarına halef olarak zarar sorumlusuna karşı eldeki davayı açmıştır.
Rücu davaları; gerçek zararının giderilmesi amacına yönelik olup zenginleşmeye bir vesile teşkil etmemelidir. Dolayısıyla zarar sorumlusundan halefiyet ilkelerine dayalı olarak talepte bulunan davacı da, ödediği meblağın tamamını değil ancak zarar görenin uğradığı gerçek zararı, zarar sorumlusu bulunan üçüncü kişilerden isteyebilir. Bu durum karşısında mahkemece, gerçek zarar miktarının, zararın niteliğine göre konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla tespit ettirilmesi, davacının rücu edebileceği gerçek zarar miktarının belirlenmesi gerekmektedir.
Mahkemece gerçek zarar miktarı konusunda rapor alınmaksızın davacının ödediği tazminat miktarının aynen benimsenerek bu miktardan sadece kusur indirimi yapılarak karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Buna göre mahkemece konusunda uzman bilirkişilerden gerçek zarar miktarının tespiti ile hasıl olacak sonuca göre, davalının sorumluluk miktarının belirlenmesi gerekirken, zarar miktarı konusunda hiç bir inceleme yapılmaksızın eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
3. 2004 sayılı Kanun'un m.67, II'e göre, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine, red veya hükmolunan meblağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminata mahkûm edilir.
İtirazın iptali davasında borçlunun inkâr tazminatına mahkûm edilebilmesi için öğretide ve Yargıtay kararlarında genellikle kabul edildiği üzere, aşağıdaki şartların (birlikte) gerçekleşmesi gerekir:
1- Alacaklının ilâmsız icra takibi yapması, 2- Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması, 3- İtirazın iptali davasının süresi içinde açılmış olması, 4- Alacaklının talepte bulunulması, 5- Borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi, 6-Alacağın likit olması.
Bu şartlardan "likit alacak kavramı" alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alacak likittir. Borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olmalıdır. Buradan anlaşılması gereken; alacağın ve miktarının borçlu tarafından bütün unsurları ile bilinebilir (hesap edilebilir) olması ve bu konuda alacağın tespiti için ayrıca yargılama yapılmasına gerek olmaması anlamındadır.
Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesinde "Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir. Hâkimin, tarafların talebiyle bağlı olmadığına ilişkin kanun hükümleri saklıdır." düzenlemesine yer verilmiştir.
Somut olayda, dava dilekçesinde icra inkar tazminatına hükmedilmesi talep edilmediği gibi yukarıda belirtildiği üzere alacağın kapsamı yargılamayı gerektirmekte olup likit değildir. Açıklanan nedenlerle mahkemece talep aşılacak şekilde yasal şartları oluşmadığı halde icra inkar tazminatına hükmedilmesi de doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,
2. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine,
23.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.