Mahkûmiyet
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Üsküdar (Kapatılan) 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 16.05.2012 tarihli ve 2011/466 Esas, 2012/489 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası ve 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 6 ay hapis 15 gün adli para cezası ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (5271 sayılı Kanun) 231 inci maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
2. Sanığın denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar neticesinde; İstanbul Anadolu 23. Asliye Ceza Mahkemesi 16.09.2015 tarihli ve 2014/308 Esas, 2015/602 Karar sayılı kararıyla "daha önce sanık hakkında mahkememizin 2011/466 Esas, 2012/489 Karar sayılı kararı ile verilen 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmiştir.
3. Sanığın temyiz talebi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesi'nin 03.07.2017 tarihli ve 2017/18733 Esas, 2017/16793 Karar sayılı kararıyla; "Eylemin, hükümden sonra 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 158/1. maddesine eklenen (L) bendi kapsamında öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmadığına ilişkin delilleri takdir ve tartışmanın üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği zorunluluğu" nedeniyle bozma kararı verilmiştir.
4. Bozma sonrası İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Dairesi 18.09.2018 tarihli ve 2017/459 Esas, 2018/250 Karar sayılı kararıyla dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesi, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 62 nci maddesi, 50 nci maddesi, 52 nci maddesi, 53 üncü maddesi ve 5271 sayılı kanun 307 nci maddesi dördüncü fıkrası, gereği 3.600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık müdafiinin temyiz talebi; atılı suçun unsurlarının oluşmadığına, erteleme müessesinin gerekçeli kararda tartışılmamasına ilişkindir.
1. Sanığın, temyiz kapsamı dışındaki diğer sanıklarla birlikte kendisini Emniyet Müdürü olarak tanıtmak suretiyle başka bir şahsın şikâyetçinin kimlik bilgilerini kullanmak suretiyle sahtecilik yaptığını, olayı çözmek için vereceği hesaba 20.000 TL yatırmasını talep ettiği, şikâyetçinin buna inanıp 18.000 TL havale talimatı verdiği ancak sonra talimatı iptal ettirdiği, sanığın katılanı dolandırmaya teşebbüs ettiği iddia ve kabul olunmuştur.
2. Sanık üzerine atılı suçu kabul etmemiştir.
3. Temyiz kapsamı dışındaki sanıklar Mehmet Sacit Gürbüzer ve Seyfettin Kucurlar davaya konu eylemi sanık ve ağabeyi temyiz dışı sanık Cevat'ın yönlendirmesi ile gerçekleştirdiklerini beyan etmişlerdir.
4. Kolluk olay tutanakları dosya arasındadır.
5. 26.07.2018 tarihli uzlaştırma raporuna göre taraflar arasında uzlaşma sağlanamamıştır.
6. Mahkeme sanığın atılı suçu işlediğinin kabulü ile mahkûmiyetine hükmetmiştir.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği 27.06.2012 tarihi ile ikinci suçun işlendiği 25.12.2012 tarihleri arasında ve ilk uzlaştırma işleminin yapıldığı 27.06.2018 ile uzlaştırma raporunun düzenlendiği 03.08.2018 tarihleri arasında zamanaşımı süresinin durduğu tespit edilerek yapılan incelemede;
1. 5271 sayılı Kanun'un 231 inci maddesinin onbirinci fıkrasında yer alan “Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir.” şeklindeki düzenlemeye göre; cezanın kısmen infazı, ertelenmesi veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar verilebilmesinin, ancak yükümlülüklerini yerine getiremeyen sanıklar yönünden mümkün olduğu; dolandırıcılık suçundan yargılandığı davada hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanığın, denetim süresi içinde yeniden suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hükmün aynen açıklanması ile yetinilmesi gerektiği, hükmolunan cezanın ertelenemeyeceği ve seçenek yaptırımlara çevrilemeyeceği, ayrıca 5271 sayılı Kanunun 307 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereği "sonuç ceza bakımından" ceza süresinin ve belirlenecek adli para cezası kazanılmış hak oluşturmasına rağmen, açıklanan hükümde yalnızca hatalı hapis cezası esas alınarak uygulama yapılması suretiyle eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmaması nedeniyle, hüküm tarihi itibarıyla 1412 sayılı Kanun yürürlükte olduğundan lehe Kanun uygulanması sırasında 326 ncı madde uygulanması gerekirken 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesi gösterilmesi maddi hata olarak nitelendirilmiştir. Sanık hakkında hükmolunan adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde hapse çevrileceğine karar verilmiş ise de adlî para cezasının ödenmemesi halinde izlenecek yöntemin, 5275 sayılı Kanun'un 106 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında belirtildiği ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 23.01.2018 tarihli ve 2017/12-463 Esas, 2018/20 Karar sayılı kararı gereği bu hususun infaz aşamasında dikkate alınabileceği anlaşılmakla, bu hususlar bozma nedeni yapılmamıştır.
2. İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.09.2018 tarihli ve 2017/459 Esas, 2018/250 Karar sayılı kararında eleştiri hususları dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İstanbul Anadolu 9. Ağır Ceza Mahkemesinin 18.09.2018 tarihli ve 2017/459 Esas, 2018/250 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden eleştirilen hususlar dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
19.09.2023 tarihinde karar verildi.