Taraflar arasında görülen haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davalı .... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Asıl ve birleşen davada davacılar vekili dava dilekçesinde; davacıların oğulları ...'ın trafikte kendi adına kayıtlı olan, kaza sırasında davalılardan ...'in sevk ve idaresindeki aracın 05.06.2012 tarihinde yapmış olduğu kazada vefat ettiğini, kazaya karışan aracın diğer davalı Euro Sigorta tarafından Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) ile sigortalandığını, aracı kullanan ...'in 0,89 promil alkollü olduğunun tespit edildiğini belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla müvekkillerinin her biri için ayrı ayrı 5.000,00 TL olmak üzere toplam 10.000,00 TL maddi tazminatın, kazanın meydana geldiği 05.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, müvekkillerinin uğradıkları manevi zarar nedeniyle her biri için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL manevi tazminatın davalı ...'den tahsiline, karar verilmesini talep etmiş; ıslah ile maddi tazminat taleplerini toplam 47.826,00 TL'ye yükseltmiş; bozmadan sonra açılan birleşen dava ile de aynı kaza nedeni ile davacı ... için 31.249,00 TL ve davacı ... için 25.689,00 TL olmak üzere toplam 56.938,00 TL talep etmiştir.

Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; 05.06.2012 tarihli trafik kazasına karışan plaka sayılı aracın müvekkili şirkete sigortalı olduğunu, söz konusu poliçeye göre teminatın kişi başı 225.000,00 TL ile sınırlı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde sigortalı araç sürücüsünün kusursuz olduğunu, sürücüye isnat edilen kusur oranını kabul etmediklerini, kusursuzluk nedeniyle poliçe teminat sorumluluklarının olmadığını, davacıların Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan tazminat alıp almadığının tespiti gerektiğini belirterek, dava açılmasına sebebiyet vermediklerinden temerrütlerinin söz konusu olmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemenin 06.11.2014 tarihli ve 2012/385 Esas, 2014/480 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile davacı ... için 25.372,00 TL ve Yusuf için 22.454,00 TL maddi tazminatın davalı ... yönünden olay tarihi 05.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz, Euro Sigorta şirketi yönünden dava tarihi 04.09.2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek adı geçen davacılara verilmesine, davacılar için ayrı ayrı 50.000,00'er TL manevi tazminatın olay tarihi 05.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsil edilerek davacılara verilmesine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 22.10.2018 tarih 2015/16795 Esas, 2018/9356 Karar sayılı ilamıyla davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, "Somut olayda; bilirkişi raporunda müteveffanın (destek) geliri hesaplanırken, bilirkişi tarafından emlak danışmanlığı ve araç kiralama işi yapan desteğin gelirinin, asgari ücret olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek, asgari ücretin 1 katı gelir esas alınmak suretiyle tazminat hesabı yapıldığı anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde desteğin emlak danışmanlığı ve araç kiralama işi yaptığı ve aylık gelirinin 1.800,00-2.000,00 TL civarında olduğu, zabıta araştırmasında emlak ofisinde çalıştığı, vergi kaydının bulunmadığı, SGK İl Müdürlüğü cevabi yazısında, sigortalı desteğin eşinin başvuru yapması halinde ölüm aylığı bağlanabileceği belirtilmekte olup, hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise; asgari ücretin 1 katı gelirin esas alınarak hesaplama yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu halde, davacılar desteğinin ölmeden önceki gelir durumuna ilişkin olarak dosyaya herhangi somut bir veri sunulamadığı, sigortalı olarak kaydının bulunduğu anlaşılmakla, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan bu husus araştırılmaksızın afaki olarak asgari ücretin 1 katı kadar gelir elde edebileceğinin kabulü doğru olmamıştır. Davacıların hükmolunacak tazminata dava ve ıslah dilekçelerinde yasal faiz talep etmelerine karşın, talep aşılmak suretiyle davalı ... yönünden reeskont faizine hükmedilmesi uygun bulunmamıştır. Davalı ... manevi tazminattan sorumlu olmamasına karşın, manevi tazminata ilişkin harç nedeniyle sorumluluğuna hükmedilmesi de uygun görülmemiştir. Kabule göre de; davacılar desteğin anne ve babası olarak tazminat talebinde bulunmaktadırlar. Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, desteğin eşi, anne ve babası dikkate alınarak, desteğin gelirinin %70'lik kısmı hak sahipleri arasında paylaştırılmak suretiyle hesaplama yapılmış, mahkemece tazminat hesabında uygulanan pay oranı uygun bulunarak karar verilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki pay oranı hatalıdır. Şöyle ki; Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre, destekten yoksun kalanların destek paylarını belirlerken desteğin gelirinin bir kısmını kendisine bir kısmını da eş, çocukları ile sağ olan ana ve babasına ayıracağı varsayılmalıdır. Bu genel bilgi ışığında; hayatın olağan akışına göre çocuğun ileride evleneceği ve en az iki çocuk sahibi olacağı kabul edilerek, desteğin evleninceye kadar gelirinin yarısını kendi ihtiyaçları yarısını da anne ve babası için ayıracağı varsayılarak bu dönemde desteğe iki anne ve babaya birer pay vermek suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında evlenmeden önceki dönem içinde anne ve babanın her birine %25 pay verilmesi gerektiği, desteğin ileride evlenmesi ile birlikte desteğe iki eşe iki anne ve babaya birer pay verilerek, yine desteğin tüm gelirinin oranlanarak anne ve babaya %16'şar pay ayrılması, desteğin bir çocuğunun olması durumunda iki pay desteğe, iki pay eşe bir pay çocuğa ve birer pay anne ve babaya ayrılmak suretiyle desteğin tüm gelirine oranlandığında anne ve baba için %14'er pay verilmesi daha sonra ikinci çocuğun doğacağı varsayılarak bu kez desteğe iki, eşe iki, çocukların her birine birer ve anne ve babaya birer pay verilerek desteğin tüm gelirine oranlanarak anne ve babaya 12,5'er pay verilmesi gerekirken az yukarıda yazıldığı şekilde desteğin gelirinin % 70'lik kısmının davacı anne, baba ve eşe ayrılması, bunun yanında çocuklarının olacağı varsayımı gözetilmeksizin hesaplama yapılması uygun olmayıp, bu yönde bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru görülmemiştir." gerekçeleri ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; asıl davada davacı ... yönünden 25.372,00 TL'nin davalı ... yönünden bu miktardan 5.000,00 TL'ye olay tarihi olan 05.06.2012 tarihinden, davalı ... yönünden dava tarihinden itibaren 20.372,00 TL'ye ıslah tarihi olan 20.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, asıl davada davacı ... yönünden 22.454,00 TL'nin davalı ... yönünden bu miktardan 5.000,00 TL'ye olay tarihi olan 05.06.2012 tarihinden, davalı ... yönünden dava tarihinden itibaren 17.454,00 TL'ye ıslah tarihi olan 20.08.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, davacıların manevi tazminat talebinin kabulü ile 50.000,00 'er TL'nin olay tarihi 05.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'den tahsili ile davacılara ödenmesine; birleşen davanın kabulü ile davacı ... yönünden 31.249,00 TL'nin, ... yönünden 25.689,00 TL'nin davalılardan ...'in kaza tarihi 05.06.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi, sigorta şirketinin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sorumlu olmak üzere müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılara ödenmesine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde; davanın görevli mahkemede görülmediğini, başvuru şartının yerine getirilmediğini, hesaplamanın hatalı yapıldığını usulü kazanılmış haklarının korunmadığını, desteğin emniyet kemeri takılı olmaması nedeni ile müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, vekalet ücreti yönünden usulü kazanılmış haklarının korunmadığını, eş için pay ayrılmadan ve garamaten hesaplama yapılmadan hatalı tazminat belirlendiğini, kazaya karışan kusurlu sürücünün alkollü olması nedeni ile işleten olan desteğin yasal mirasçılarına rücu hakkı olduğunu, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleştiği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.

davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan ve diğer davalının sürücüsü olduğu aracın karıştığı 05.06.2012 tarihli trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle ölenin desteğinden yoksun kalanları destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 53 ve 56 ncı (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 45 ve 47 nci) maddeleri, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas 1960/9 Karar sayılı, 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas 1959/5 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararları.

1. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ...'nin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Bilindiği üzere bir davada, mahkemenin veya tarafların yaptıkları bir usul işlemi sebebiyle taraflardan biri lehine doğan ve göz önüne alınması zorunlu olan hakka, usuli kazanılmış hak denir. Yargıtay uygulamaları ile benimsenmiş ve akademik çalışmalarla da kabul görmüş bir ilkedir (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 04.02.1959 tarihli ve 1957/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı yine Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı içtihatları). Usuli kazanılmış hak müessesesi, Yargıtayın bozma ilamına mahkemece uyulduktan sonra bozma ilamının bağlayıcı etkisinin kapsamını belirlemek amacıyla Türk hukuk sistemine girmiştir.

Usuli kazanılmış hak; usul ve esasa yani hukuka uygun karar verilmesinin, yargı kararlarında istikrarın, yargılamanın hızlı sonuçlandırılmasının ve kamu düzeninin sağlanması amaçlarına hizmet eden müessesedir. Yukarıda tarih ve sayıları verilen içtihadı birleştirme kararlarında bu husus şöyle açıklanmıştır: “Usul Kanunumuzda bu şekildeki usule ait müktesep hakka ilişkin açık bir hüküm konulmuş değilse de Temyizin bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan gayesi ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar gayesine dahi ermek üzere kabul edilmiş bulunması bakımından usule ait müktesep hak müessesesi; Usul Kanunu'nun dayandığı ana esaslardandır ve amme intizamıyla da ilgilidir.”

Usuli kazanılmış hak, esasen Yargıtay'ın bozma ilamı sonrası karar veren İlk Derece Mahkemesinin yapacağı yargılamanın sınırlarını belirlemek amacı ile gündeme gelmiştir. Böylece, Yargıtay içtihatlarında sıklıkla tekrarlandığı üzere, bozma ilamı ile davanın, usul ve kanuna uygun bir yola sokulması amaçlanmıştır. İlk Derece Mahkemesince artık Yargıtay tarafından gösterilen ve doğru olduğu kabul edilen usul ve esaslar dairesinde yargılama yapılması zorunlu hâle gelmiştir. İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamına uyması hâlinde artık Yargıtay tarafından gösterilen yolda ilerlemesi beklenir. Böylece; hem yargılamanın, Yargıtayca bozma ilamıyla çizilen esaslar dâhilinde devam ettirilerek doğru, adil ve hızlı bir biçimde sonuçlanması amacına ulaşılır, hem de mahkemeler arasındaki hiyerarşi, uyum, kararlardaki istikrar ve dolayısıyla da kamu düzeni sağlanmış olur.

Dosya kapsamından, mahkemece verilen davanın kabulü ile davacı ... için 25.372,00 TL, l için 22.454,00 TL maddi tazminatın tahsiline dair ilk kararın davalı ... vekilinin temyizi üzerine Dairemizce desteğin gelir araştırmasının yapılması gerektiği, faiz talebinin talep aşılmak sureti ile verilmesinin doğru olmadığı, manevi tazminat talebine ilişkin belirlenen harçtan davalı ... şirketinin sorumlu tutulmasının hatalı olduğu ve destek paylarının hatalı belirlendiği belirtilerek verilen bozma kararı sonrasında mahkemece bozmaya uyulmasından sonra asıl ve birleşen davanın kabulü ile ... için 56.621,00 TL, için 48.143,00 TL'nin tahsiline karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece verilen davanın kısmen kabulü ile ... için 25.372,00 TL, l için 22.454,00 TL'nin tahsili yönündeki kararı temyiz etmeyen davacılar bakımından verilen hükmün kesinleştiği gözetilmeden, davalı .... bakımından da birleşen dava yönünden davanın kabulü yönünde karar verilmesi davalı ... şirketinin usuli kazanılmış hakkını ihlal ettiğinden kararın bozulması gerekir.

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ...'nin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ...'nin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalı ....'ye iadesine,

Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,

22.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.