Esastan ret
Taraflar arasındaki tapu kaydındaki şerhin terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı kayyım vekili ile dahili davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı kayyım vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin İstanbul ili, Beykoz ilçesi, Gümüşsuyu Mahallesinde kain 1878 ada 64 parsel sayılı taşınmazı 20.03.2015 tarihinde tam hisseli olarak satın aldığını, tapu kaydının beyanlar hanesinde ''Bu yer şagil ...ve şagil ... tarafından kullanılmaktadır” şeklinde iki ayrı şerh bulunduğunu, söz konusu şerhlerin 1960 yılında konulmuş olup gerçek durumu yansıtmadığını, müvekkilinin tasarruf hakkını kısıtlamakta olduğunu, yapılan araştırmalara rağmen şerh lehtarlarına da ulaşılmadığını ileri sürerek tapu kaydında yer alan kullanıcı şerhlerinin terkinini talep ve dava etmiştir.
2. Davalı olarak gösterilen ...ve ...’nin tebligata yarar bir adresine ve açık kimlik bilgilerine ulaşılamadığından, kendilerine ulusal bir gazetede ilan suretiyle tebligat yoluna gidilmiş; ayrıca bu şahıslara 3561 sayılı Yasa kapsamında kayyım tayin ettirilmesi için davacı vekiline süre verilmiş ve buna dair açılan dava neticesinde, Beykoz Sulh Hukuk Mahkemesinin 04.07.2017 tarihli ve 2017/332 Esas, 825 Karar sayılı kararı ile İstanbul Defterdarı ...’nin kayyım olarak tayin edildiği anlaşılmıştır.
1. Davalı kayyım vekili cevap dilekçesinde; tapu kütüğünün beyanlar hanesinde yazılı zilyetlik veya muhdesat şerhinin ayni bir hak olmayıp kişisel hak niteliğinde olduğundan tapu sicilinden ayrı olarak alınıp satılmasının, değiştirilmesinin mümkün olmadığını; dava konusu taşınmaz hakkında düzenlenen kadastro tutanaklarına karşı açılan iş bu davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
2. Dahili davalı vekili, zamanaşımı ve hak düşürücü süre itirazında bulunmuş; davanın öncelikle tapuda şagil olarak görünen şahıslara, ölmüş iseler mirasçılarına yöneltilmesi, mirasçılarının da bulunamaması halinde gaiplik kararı alınması gerektiğini, tapu kaydında düzeltim davalarının 6100 sayılı HMK uyarınca çekişmesiz yargı işlerinden olup davanın sulh hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça sunulan deliller, keşifte dinlenen tanık beyanları ve sunulan bilirkişi raporları karşısında davacının iddiasının sübut bulduğu, eski parseller üzerinden davaya konu parsele aktarılan kullanıcı kayıtlarının esasında gerçeği yansıtmadığı, böyle bir kayıt çok eskiden mevcut olsa bile isabet ettikleri yerin davacının parseli içinde kalmadığı ve uzun yıllar öncesinde de davacı parselinde böyle bir yapıya rastlanılmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın tapu kaydının beyanlar hanesinde yer alan ''bu yer şagil ...tarafından kullanılmaktadır'' ve ''bu yer şagil ... tarafından kullanılmaktadır'' şeklindeki kullanıcı kayıtlarının terkinine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kayyım vekili ve dahili davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı kayyım vekili ve dahili davalı vekili istinaf dilekçelerinde özetle; tapuda şagil olarak görünen şahıslar hakkında gaiplik kararı alınması gerektiğini, davada kayyımın yerinin bulunmadığını, taraf teşkili sağlanmadan karar verildiğini, davacının Tapu Sicil Tüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca öncelikle tapu müdürlüğüne başvurarak tapu kaydının idari yoldan düzeltilmesini talep etmesi gerektiğini, bu prosedüre uyulmadan açılan davanın usulden reddinin gerektiğini, davacının kadastro mahkemesinde dava açma süresini kaçırmış olup genel mahkemede bu davayı açmasının mümkün olmadığını, tapuda şagil olarak görünen kişilerin mirasçısız olarak ölmesi halinde hakları ve mal varlıklarının Hazine'ye kalacak olması nedeniyle davanın Hazine'ye ihbar edilmesi gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmişlerdir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu taşınmazın 1960 tarihli tapulama tutanağında şagil ...ve şagil ... tarafından kullanıldığı beyanlarının yer aldığı, bu beyanların kadastro tespiti sonrasında tapu kayıtlarına da aktarıldığı, yapılan tüm araştırmalara rağmen şerh lehtarlarının açık kimlik bilgilerine ulaşılamadığı ve mahallinde yapılan keşif sırasında da taşınmaz üzerinde herhangi bir yapının bulunmadığının tespit edildiği, davacının dava konusu taşınmazın maliki olup ayrıca bir mülkiyet iddiası olmadığından, lehtarlar hakkında gaiplik kararı verilmesinin gerekmediği, şerhin terkini isteminin tapu idaresince re'sen düzeltilecek hususlardan olmadığı, talebin mülkiyete yönelik olmadığından hak düşürücü sürenin de söz konusu olmadığı gerekçesiyle davalı kayyım ve dahili davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı kayyım vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı kayyım vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf itirazlarını aynen tekrar ederek, Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasını ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, kayyımla temsil edilen şerh lehtarları hakkında gaiplik kararı alınmasının ve davanın Hazine'ye ihbar edilmesinin gerekip gerekmediği, kabule ilişkin mahkeme kararının yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, davalı kayyım vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.