Esastan Ret
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 07.01.2011 tarihinde makine operatörü olarak işe girdiği, kazanın meydana geldiği 22.12.2015 tarihinden 4 ay önce de vardiya amiri olarak görev yapmaya başladığı, davacının olay tarihinde sol ayağının sepet ile forklift arasında sıkışması neticesinde iş kazası geçirdiği, halen maluliyeti ve tedavisinin devam ettiği, doku kaybı ve kemik kırıkları oluştuğu, hem maddi hem de manevi anlamda zarara uğradığından bahisle 152.443,80 TL maddi, 150.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın davacı kusurundan kaynaklandığını, iş kazasından sonra gerekli tedavilerinin yaptırıldığını ve yaptırılmaya devam edilmekte olduğunu, davacının çalışmamasına rağmen kaza tarihi olan 2015 yılı Aralık ayından bu yana toplam 22.126,22 TL ödeme yapılarak maddi ve manevi destek sağlandığını, müvekkili şirketin tamamen kusursuz ve maddi, manevi destek sağladığından taleplerin reddi gerektiğini, iş kazasının meydan geldiği tarihte işyerinin Allianz Sigorta A.Ş. tarafından İş Kazası mali Mesuliyet Poliçesi kapsamında sigortalandığından davanın ihbarını talep ettiklerini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle 20.12.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasından dolayı davacının %10,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, iş kazasının meydana gelişinde davacının %30, davalının %70 kusurlu olduğundan bahisle davacı lehine 94.760,00 TL maddi, 13.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan 13.000,00 TL manevi tazminatın az olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle, kendilerine atfedilen kusur oranının yüksek olduğunu, mahkeme tarafından yapılan kusur belirlemesine itirazlarının tam olarak değerlendirilmediğini, bilirkişi raporu yetersiz olmasına rağmen hükme esas alındığını, davacıya iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiğini, gerekli kişisel koruyucu donanımların da teslim edildiğini, davacının ücret hesabı yapılırken varsayımsal ücretin yüksek takdir edildiğini, davacı çalışmamasına rağmen kaza tarihiden sonra davacıya yapılan ücret ödemelerinin mahsup edilmemesinin hatalı olduğunu, dosyaya sunulan belgelerden de görüleceği üzere davacının sağlığına kavuşması ve tedavi döneminde de mağdur olmaması için davalı tarafça en üst seviyede çaba gösterildiğini, davacının tam kusuru dikkate alındığında davacı lehine takdir edilen manevi tazminat miktarının yüksek olduğunu istinaf başvuru sebep ve gerekçeleri olarak ileri sürmüştür.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesi ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle, hüküm altına alınan 13.000,00 TL manevi tazminatın az olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, müvekkiline atfedilen kusur oranının yüksek olduğunu, kusur raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, müvekkili tarafından tüm önlemlerin alındığını, davacı kazalıya eğitim verildiğini, kişisel koruyucu donanımların teslim edildiğini, davacıya hiçbir zaman fazla mesai, hafta sonları çalışma veya öğle yemeğinde de çalışma şeklinde baskı yapılmadığını, işyerinde vardiyada çıkabilecek ihtiyaçları karşılaması için forklift ehliyeti olan bir çalışan mutlaka her vardiyada bulunduğunu, olay günü davacının bu şekilde görevlendirilen çalışana başvurmaması nedeniyle iş kazasına sebebiyet verdiğini, kaza tarihinde vardiya amiri olan davacının amir pozisyonunda olduğunu, kendisine iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili davalı işyerinin hassasiyetlerinin özümsettirildiğini, onunla birlikte çalışan işçilerin de sorumluluğu verilmiş olan işçiden iş güvenliği konusundaki ciddiyetin farkında olması ve buna uygun davranması beklendiğini, tüm bu hususların eksik değerledirmesi ile hazırlanmış olan kusur ve hesap bilirkişisi raporları da eksik ve hatalı olduğunu, davacının ücret hesabı yapılırken varsayımsal ücretin yüksek takdir edildiğini, bu nedenle hesaplamanın ciddi miktarda yüksek çıktığını, davacıya çalışmamasına rağmen kazanın yapıldığı 2015 yılının Aralık ayından cevap tarihine kadar toplam 22.126,22 TL'nin çalışma karşılığı olmadan ödendiğini ve bu tutarın haklı olarak yapılan hesaplamadan düşüldüğünü, ancak, bunun yanında tespit edilmesine rağmen aynı mahiyette yapılan 10.857,10 TL'lik diğer ödemenin de mahsup edilmesi gerekirken bunun yapılmamış olmasının hatalı olduğunu, dolayısı ile bu miktar dikkate alınmadan yapılan hesaplama ve kurulan hükmün de hatalı olduğunu, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
a. Davalı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
1.Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.
2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 110 uncu maddesi kapsamında dava yığılması (objektif dava birleşmesi) kapsamında her bir talebin ayrı bir dava olduğu ve ayrı ayrı hüküm ve sonuç doğuracağı açıktır.
3.Dosya içeriğine göre davacı vekilinin maddi tazminatla birlikte 150.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesi'nce davacı lehine maddi tazminatın yanında 13.000,00 TL de manevi tazminat ödenmesine hükmedildiği, Bölge Adliye Mahkemesi'nin 12.01.2021 tarihli kararı ile istinaf yoluna başvuran taraf vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine karar verildiği gözetildiğinde, kısmen kabulüne karar verilen manevi tazminat miktarının Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 78.630,00 TL’nin altında kaldığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu kısma yönelik temyiz itirazlarının miktardan reddine karar verilmiştir.
b. Taraf vekillerinin diğer hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13,16,20 ve 21 inci maddeleri ile 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 8 inci ve 31 inci maddeleri.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüne.
Dosya kapsamından, 20.12.2015 tarihinde meydana gelen iş kazasından dolayı davacının %10,20 oranında sürekli iş göremezliğe uğradığı, iş kazasının meydana gelişinde davacının %30, davalının %70 kusurlu oldukları anlaşılmaktadır.
Gerek mülga BK’nun 47 ve gerekse yürürlükteki 6098 sayılı TBK’nun 56 ncı maddesinde hakimin bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak zarar görene uygun bir miktar paranın manevi zarar adı ile ödenmesine karar verebileceği öngörülmüştür. Hakimin manevi zarar adı ile zarar görene verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 26.06.1966 tarihli ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir.
Manevi tazminatın tutarını belirleme görevi hakimin takdirine bırakılmış ise de hükmedilen tutarın uğranılan manevi zararla orantılı, duyulan üzüntüyü hafifletici olması gerekir.
Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları tarafların sosyal ve ekonomik durumları paranın satın alma gücü, tarafların kusur durumu olayın ağırlığı olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması, bunun yanında olayın işverenin işçi sağlığı ve güvenliği önlemlerini yeterince alınmamasından kaynaklandığı da gözetilerek gelişen hukuktaki yaklaşıma da uygun olarak tatmin duygusu yanında caydırıcılık uyandıran oranda manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23.6.2004,13/291-370)
Bu ilkeler gözetildiğinde, davacı yararına hükmedilen 13.000,00 TL manevi tazminat çok azdır.
Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.
O halde davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılmalı ve İlk Derece Mahkemesi hükmü bozulmalıdır.
Açıklanan sebeplerle,
1.Davalı vekilinin manevi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik temyiz itirazlarının miktardan REDDİNE,
2.Davalı vekilinin maddi tazminat istemi hakkında kurulan hükme yönelik tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,
3.Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüne, temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
4.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
5.Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde davacıya iadesine,
6.Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının davalıdan alınmasına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.