Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 21’inci Hukuk Dairesi’nce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmek ve de davalı vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 08.03.2022 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davalı adına Av.... ile davacılar adına Av. ... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmişti. Dosyanın tekrar Dairemiz’e gönderilmesinden sonra Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili asıl dava dosyasında ve birleşen dava dosyasında ibraz etmiş olduğu dava dilekçelerinde özetle; müvekkilinin davalı işyerinde çalışmakta iken meslek hastalığına yakalandığını, daha sonra da hastalığının oranının arttığını, işverenin bu meslek hastalığından kusur ve kaçınılmazlık nedeni ile sorumlu olduğunu belirterek, 100.000,00 TL maddi, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin 15.05.2015 tarih ve 2009/20 Esas, 2015/382 Karar sayılı kararıyla; davalı şirkete ait işyerinde çalışan davacının meslek hastalığına yakalanarak %57,7 oranında malul kaldığı, itibar edilen kusur bilirkişi raporuna göre olayın meydana gelmesinde, davalı işverenliğin kusurunun %92 oranında, kaçınılmazlığın %8 oranında olduğu, davacının ise kusurunun bulunmadığı, davacının nihai ve gerçek maddi zararının 176.076,89 TL olduğundan bahisle ve taleple bağlı kalınarak maddi tazminat isteminin kabulüne, davacı lehine 50.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
1. İlk Derece Mahkemesinin 15.05.2015 tarih ve 2009/20 Esas, 2015/382 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
2.Yargıtay (Kapatılan) 21 inci Hukuk Dairesi'nin 19.09.2017 tarih ve 2016/13619 Esas, 2017/6556 Karar sayılı kararı ile dosya içerisinde davacının ücret tediye bordrolarının bulunduğunun anlaşılmasına göre meslek odasının bildirdiği emsal ücreti esas alan bilirkişi hesap raporuna üstünlük tanınması hatalı olduğu, davacı vekilinin 24.02.2010 tarihli bilirkişi kusur raporuna karşı 19.04.2010 tarihli 4. celsede bir diyeceğimiz yoktur şeklinde beyanda bulunması üzerine, davalı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluştuğundan, mahkemece bu 24.02.2010 tarihli bilirkişi kusur raporuna göre maddi tazminatın belirlenmesi gerekirken, usuli kazanılmış hak aşılarak davacının kusursuz olarak kabul edildiği bilirkişi kusur raporunu dikkate alıp maddi zarar hesabı yapan hesap raporunun hükme esas alınması doğru olmadığı, davalı lehine verilen 50.000,00 TL manevi tazminatın fazla olduğundan bahisle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyulduktan sonra davacının yargılama sırasında vefat ettiği gözetilerek yeniden yapılan hesaplama doğrultusunda verilen temyiz incelemesine konu 17.03.2021 tarih ve 2017/1110 Esas, 2021/233 Karar sayılı karar ile 78.158,96 TL maddi, 30.000,00 TL manevi tazminatının 28.06.2000 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacı ... mirasçılarına verilmesine, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi'nin 17.03.2021 tarih ve 2017/1110 Esas, 2021/233 Karar sayılı kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, maddi tazminatın eksik hesaplandığını, ücret tespitinin hatalı olduğunu, emsal ücret araştırması yapılması gerektiğini, hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu ileri sürmüştür.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle, zamanaşımının söz konusu olduğunu, dosya kapsamında alınmış olan bilirkişi raporlarında Yargıtay bozma ilamına aykırı olarak hesaplamalar ve tespitler yapıldığını, kaçınılmazlık faktöründen dahi davalı müvekkilinin sorumlu tutulduğunu, söz konusu raporlar baz alınarak tesis edilmiş olan hüküm de haliyle hatalı olduğunu, ücretin hatalı tespit edildiğini, İlk Derece Mahkemesi karar verirken faiz hususunda hatalı bir karar verdiğini, zaten tespit tarihinden sonra bilinen asgari ücretler oranında hesaplama yapıldığı halde bulunan tutara yeniden faiz işletilmesinin doğru olmadığını, Kurum tarafından yapılan ödemeler dikkate alınmadan, mahkemece tenzilat yapılmayan hesaplama ihtimaline itibar edilmesinin doğru olmadığını, hükme dayanak kılınan bilirkişi kusur raporunda bilirkişi...'un, davacının kusur oranının %30 olduğu kanaatinde olduğunu el yazısı ile belirtmiş, davacının da bu hususa itiraz etmediğini, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, hüküm altına alınan manevi tazminatın fazla olduğunu, davacılar lehine hükmedilmiş olan maddi ve manevi tazminat miktarlarının davacıların sebepsiz zenginleşmesine yol açacak nitelikte olduğunu, davacıların, reddedilen maddi tazminat talepleri yönünden davalı şirket lehine vekalet ücretine hükmedilmemesinin de hatalı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297/1-b maddesi, Geçici 3 üncü maddesinin 2 nci fıkrası atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanununun 428 inci maddesinin 7,8,9 uncu fıkraları ve 439 uncu maddesinin 2 nci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesi.
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesinde, “Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez.” hükmüne yer verilmiştir.
Adalet Komisyonu'nun 55 inci madde gerekçesine göre; “sosyal güvenlik ödemelerinin, denkleştirme (indirim) işlevi görebilmesi, onun sorumluluğu doğuran olaya sebebiyet verenlere rücu edilebilmesine bağlıdır. Bu kural gereği, rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri; teknik arıza, tam kaçınılmazlık hallerindeki ödemeler, bu tazminatlardan indirilemez. Bağlanan gelirlerin, işçinin kusuru ve kaçınılmazlık gibi nedenlerle rücu edilemeyen kısmı da indirilemez. Bir kısmı rücu edilemeyen miktar dahi denkleştirilemeyeceği gibi, zarar görenin kusuruna (müterafık kusura) yansıyan sosyal güvenlik ödemeleri, tahsis tarihinden sonra meydana gelen sosyal güvenlik ödemelerindeki artışlar, kısmi kaçınılmazlık ve teknik arıza halindeki ödemeler ve benzerleri rücu edilemediğinden bu miktarlar dahi denkleştirilemez.”
Öte yandan, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kanun'un 2 nci maddesine göre “Türk Borçlar Kanununun kamu düzenine ve genel ahlaka ilişkin kuralları, gerçekleştirildikleri tarihe bakılmaksızın bütün fiil ve işlemlere uygulanır”. Dairemizin ve giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşleri, Kurumca bağlanan gelirlerin peşin sermaye değerinin ve geçici işgöremezlik ödeneklerinin hesaplanan zarardan indirilmesi, Kurumun rücu hakkının korunması ve mükerrer ödemeyi önleme ilkesine dayandığından, kamu düzenine ilişkin olarak kabul edilmiştir. Kaldı ki, 6098 sayılı Kanun'un 55 inci maddesi de emredici bir hükme yer verdiğinden gerçekleştiği tarihe bakılmaksızın tüm fiil ve işlemlere uygulanmalıdır.
Yine 6100 sayılı HMK’nın 297/1-b maddesine göre hüküm tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, varsa kanuni temsilci ve vekillerinin ad ve soyadları ile adreslerini içermelidir.
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelerle temyizin kapsam ve nedenlerine göre, taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından, hükme esas alınan 04.12.2020 tarihli hesap raporunda iki ihtimalli bir hesaplama yapıldığı, ilk ihtimalde müteveffa davacının maddi zararının Kurum ödemeleri tenzil edilmeksizin 78.158,96 TL olarak tespit edildiği, diğer ihtimalde ise davacı sigortalıya yapılan Kurum ödemelerinin davalı işverene rücu edilebilecek kısmı tenzil edilerek maddi zararın 58.224,26 TL olarak belirlendiği, gerekçeli karar başlığında müteveffa davacı sigortalı ile aynı adı taşıyan mirasçı oğlu ...’ün gösterilmediği anlaşılmaktadır.
Somut olayda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 55 inci maddesi gereğince Kurumca yapılan ödemelerin hesaplanan maddi zarar tutarından tenzili gerektiğinden 04.12.2020 tarihli bilirkişi hesap raporunun ikinci hesaplama ihtimaline göre karar verilmesi gereğinin gözetilmemesi hatalı olduğu gibi gerekçeli karar başlığında müteveffa davacı sigortalı ile aynı adı taşıyan mirasçı oğlu ...’ün gösterilmemesi yerinde görülmemiştir.
Mahkemece yapılacak iş hükme dayanak kılınan 04.12.2020 tarihli bilirkişi hesap raporunun Kurum ödemelerinin rücu edilebilecek kısmı tenzil edilerek müteveffa davacının maddi zararını 58.224,26 TL olarak hesaplayan ikinci ihtimaline itibar etmek, müteveffa davacı sigortalı ile aynı adı taşıyan mirasçı oğlu ...’ün de gerekçeli karar başlığında gösterilmesi gerektiğini dikkate alarak sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,
Davacılar avukatı yararına takdir edilen 8.400 TL duruşma Avukatlık parasının davalıdan alınmasına,
Davalı avukatı yararına takdir edilen 8.400 TL duruşma Avukatlık parasının davacılardan alınmasına,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
19.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi