Taraflar arasındaki muhdesat tespiti davasında İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın hukuki yarar ve dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde, dava konusu gecekondunun vekil edeni tarafından 17.11.2004 tarihinde satın alındığını, ilgili tarihten beri zilyetliğin devam ettiğini, taşınmazın menkul mal hükmünde olması nedeniyle zilyetliğin devri ile alım satımının mümkün olduğunu, çekişmeli taşınmaza yönelik kamulaştırma davası açıldığını, söz konusu davada muhdesatın davacıya satıldığını kabul eden davalıların paralarını alamadıklarını gerekçe göstererek haklarını istediklerini açıklayarak binanın zilyedinin ve hak sahibinin müvekkili olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili cevabında; dava konusu yerin tapulu olup malikinin Ufuk olduğunu, müvekkillerinin murisi Hamide Aksoy lehine muhdesat şerhi bulunduğunu, taraflar arasındaki alım satımın davacının eşi ... ile yapıldığını, dava dışı Şahin'in kapora vermesine rağmen satışın gerçekleşmediğini, geri kalan paranın kendilerine ödenmediğini, davacı ve eşinin ekonomik durumlarının çok iyi olmaması sebebi ile müvekkillerinin binada oturmalarına müsaade ettiğini ve davacıya muhdesatın devrinin yapılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla (özetle); dava konusu muhdesatın zilyetliğinin davacı tarafça devralınmasından sonra bina ile ilgili tüm aboneliklerin davacı adına yapıldığı, emlak vergisinin davacı tarafından yatırıldığı, çekişme konusu binanın kamulaştırılmasına ilişkin İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılıncaya kadar hiçbir niza ve ihtilafın çıkmadığı, menkul hükmünde olan tapusuz binanın tapu dışı el senediyle devrinin mümkün olduğu, davacının ister kendisi, isterse eşi vasıtasıyla olsun 5 yılı aşkın süredir binaya zilyet olduğu, iyiniyetli olarak taşınmazda oturduğu, bu nedenle davacının zilyetliğinin korunmasının gerektiği, davalıların satış bedelini almadıkları yönündeki savunmalarının da dosyaya sunulan senetler karşısında esasa etkili görülmediği, davalıların davacıdan alacağı var ise buna ilişkin her zaman takip başlatabilecekleri gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalılar vekili özetle;

1. Eksik inceleme ve değerlendirme ile karar verildiğini,

2. Satışın davalılar ile dava dışı ... arasında yapıldığını,

3. Davacının taraf sıfatının olmadığını ve satışın muhtar senedi ile muris Hamide'nin tek mirasçısı Mehmet Altıntaş tarafından yapılması nedeniyle geçersiz olduğunu,

4. Dava konusu muhdesatın davacıya satılmadığını ve satışın askıda kaldığını,

5. Gerçek bir satışın varlığı halinde davalılar tarafından şerhin terkininin gerekeceğini,

6. Muhdesat şerhinin tapu kütüğünden düşürülebilmesi için muhdesat sahiplerinin istemde bulunması gerektiğini ileri sürmüştür.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;

1. Dava dışı Ufuk Kocabaş adına kayıtlı bulunan dava konusu taşınmazın beyanlar hanesinde davalılar murisi Hamide Aksoy lehine muhdesat şerhi bulunduğunu,

2. Davacı tarafın eda nitelikli şerhin iptali ile davacı lehine muhtesat şerhi verilmesi davası açma imkanı var iken tespit davası açmasında hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf itirazlarının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın hukuki yarar ve dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın açılmasında hukuki yararın bulunduğunu, belediyenin zilyedi ve hak sahibini tespit edememesi sebebi ile kamulaştırma yapamadığını, kamulaştırma davasına bakan mahkemenin de hak sahibi çıkacak kişiye ödeme yapılmasına karar verdiğini, Bölge Adliye Mahkemesi kararının dayanak yapılan Yargıtay kararı ile açıkça çeliştiğini, verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

Uyuşmazlık, muhdesat tespiti isteğine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK. mad. 684/1). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere kalıcı yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK mad. 718). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, şahsi bir hak olup (TMK 722,724,729 m.ler), sahibine arazi mülkiyetinden ayrı bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak bahşetmez. Taşınmaz üzerindeki kalıcı yapı, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan bu ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.

3. Tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması (6100 s.lı HMK mad.106/2) ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilmelidir (HMK mad.114/1-h, 115).

4. Öğretide ve Yargıtayın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.

5. 26.05.2004 tarihli ve 5177 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 19 uncu maddesine eklenen ek fıkra hükmünde "Başkası adına tapulu, sahipsiz ve/veya zilyedi tarafından iktisap edilmemiş yerin kamulaştırmasında binaların asgarî levazım bedeli, ağaçların ise 11. madde çerçevesinde takdir olunan bedeli zilyedine ödenir" denilmektedir. Bu hükümle başkası adına tapulu veya tapusuz bir taşınmazın kamulaştırılması halinde, taşınmazda malik olmayan ancak üzerindeki muhdesatı meydana getiren kişilere muhdesatın kamulaştırma bedelinin kendisine verilmesini sağlama amacıyla zilyetliği tespit davası açma hakkı tanınmıştır.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelerden, dava konusu 41602 ada 11 parsel sayılı taşınmazın dava dışı Ufuk Kocabaş adına kayıtlı olduğu, taşınmazın beyanlar hanesinde davalılar murisi lehine muhdesat şerhi bulunduğu ve ilgili yere yönelik İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.04.2021 tarihli ve 2019/334 Esas, 2021/158 Karar sayılı ilâmı ile “...tespit edilen zemin üstü muhtesat kamulaştırma bedeli olan 120.027,75 TL kamulaştırma bedelinin 3 er aylık vadeli hesaba alınarak İzmir 17. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2019/232 E sayılı dosyasından yapılan yargılama sonucunda belirlenecek hak sahiplerine ödenmesine, ...” karar verildiği anlaşılmaktadır.

3. Somut olayda; her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, hukuki yarar bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, dava konusu taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasına konu edildiği görülmektedir. Bu yönü ile kamulaştırma sahası kapsamında kalan yapıya yönelik davacının muhdesat iddiasının dinlenilmesi gerekmektedir.

4. Öte yandan yapının yer aldığı taşınmaz malikinin davada yer alması zorunlu olduğu hâlde, gayrimenkul maliki Ufuk Kocabaş’ın davada yer almadığı anlaşılmaktır.

5. Hâl böyle olunca, iddia ve savunma çerçevesinde, öncelikle taraf teşkilinin sağlanması, akabinde dava konusu (ve hakkında kamulaştırma bedelin tespiti ve tescil davası açılan) 41602 ada 11 parsel üzeride var olan muhdesat hakkında dosya kapsamına uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bu sebeple hüküm bozulmuştur.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine,Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

19.09.2023 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.