Ret
Taraflar arasındaki tazminat davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılaması sonucunda Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredilen Etibank Anafartalar Şubesi'nde mevduat sahibi olduğunu, Etibank'ın Bayındırbank A.Ş. bünyesinde birleştiğini, Bayındırbank A.Ş.'nin unvanının .... olduğunu, davalı çalışanı ...'un zimmet suçu nedeniyle tutuklanarak cezaevine gönderildiğini duyan müvekkilinin 09.12.2003 ve 22.12.2003 tarihlerinde bankaya yazılı olarak parasının akıbeti konusunda müracaatta bulunduğunu, 24.12.2003 tarihli banka cevabi yazısında davacı hesabında bulunan 50.605,00 USD'nin 26.03.2001 tarihinde aynı şubede bulunan başka bir hesaba virman yapıldığının ve hesap bakiyesinin sıfır olduğunun bildirildiğini, müvekkilinin bilgisi ve talimatı dışında hesabının boşaltıldığını, müvekkilinin sözkonusu hesaptaki paranın virman edilmesi ya da ödenmesi yönünde talimatı olmadığını, bankanın çalışanları üzerindeki denetim görevini ifa etmemesi nedeniyle kusurlu olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.605,00 USD ile sözkonusu miktara dava tarihine kadar işlemiş faizi 9.395,00 USD olmak üzere toplam 60.000,00 USD'nin 26.03.2001 tarihinden itibaren Devlet Bankalarının USD cinsinden açılmış, bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı üzerinden işleyecek faizi ile birlikte fiili ödeme günündeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) efektif satış kuru üzerinden TL karşılığının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği ıslah dilekçesi ile 50.674,28 TL ve dava tarihine kadar işlemiş avans faizi olan 144.541,28 TL toplamı 195.215,63 TL’nin davalıdan tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren avans faizi uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıya ait hesaptan 26.03.2001 tarihinde yapılan virmanın davacının talimatı ve bilgisi dahilinde gerçekleştirildiğini, bu nedenle davacının alacağının bulunmadığını, davacının 05.01.2004 tarihli dilekçesi ile müvekkili bankaya başvurarak davaya konu hesaba ilişkin dokümanları talep ettiğini, müvekkilinin de 28.01.2004 tarihli cevabi yazısı ile talep edilen dokümanları davacıya verdiğini, davacının dokümanları almasına rağmen hesabında yapılan işlemlere itiraz etmediğini, buna rağmen hesapta işlemin yapıldığı tarihten 5 yıl sonra açılan davanın kabul edilebilir olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ
Mahkemece 11.09.2012 tarih, 2011/397 E. ve 2012/180 K. sayılı karar ile toplanan deliller ve aldırılan bilirkişi raporuna dayanılarak davacıya ait döviz cinsinden hesapta bulunan paranın davacının talimatı olmaksızın üçüncü şahıslara ait hesaba virman edildiği, bir güven kurumu olarak davalı bankanın kusursuz sorumlu bulunduğu ve ayrıca adam çalıştıran sıfatı ile de sorumlu olduğu gözetildiğinde davalı bankanın çalışanının sahte imzalı talimatla davacıya ait hesapta bulunan parayı virman yoluyla üçüncü şahsın hesabına göndermesi nedeniyle davacının uğradığı zararı karşılaması gerektiği, ancak davacının davaya konu hesapta virman tarihinden sonra 30.10.2001 tarihinde yaptığı işlem ile davaya konu hesaptaki parasının akıbetini işlem sırasında sormuş ve öğrenmiş olması gerektiği, aynı şekilde davacının 22.12.2003 tarihli dilekçesine karşı davalı bankanın verdiği 24.12.2003 tarihli yazı ile de virmandan haberdar olduğu gözönüne alındığında söz konusu tarihten dava tarihine kadar uzun süre sessiz kalan davacının müterafik kusurunun bulunduğu, bu durumda belirlenecek tazminattan davacının kusuru oranında indirim yapılması gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 14.951,26 TL asıl alacak, 4.459,78 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 19.411,03 TL'nin davalıdan tahsiline, asıl alacak olan 14.951,26 TL'ye dava tarihinden itibaren devlet bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödedikleri dönemler itibariyle değişen oranlardaki faizin hesaplanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 04.04.2014 tarih, 2012/17663 E. ve 2014/6685 K. sayılı kararı ile dosya içinde örneği bulunan Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi kararı ile davacının, davalı çalışanı ... ile birlikte hareket ederek dolandırıcılık suçunu işlediğinden bahisle 5 yıl 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmekle Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 19.12.2012 gün ve 2013/54 K. sayılı ilamı ile bozulduğu ve ilgili Dairece davacının eyleminin zimmete iştirak suçunu oluşturacağı tespitinin yapıldığı, ancak dosya içinde mevcut, Ceza Mahkemesi
gerekçeli kararı, ceza dosyası bilirkişi raporu ve iddianame kapsamında, davacı ve diğer sanıkların yargılandığı ceza davasına konu olan maddi olaylar ile eldeki davanın konusunun aynı olup olmadığı, dava konuları aynı olmasa dahi ceza dosyası kapsamında eldeki davaya ilişkin olarak herhangi bir tespitin yapılıp yapılmadığı anlaşılamadığından, bu durumda, davacının davaya konu virman işleminden haberdar olup olmadığının tespitine yönelik olarak, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinden dosyası getirtilmek suretiyle yapılacak inceleme ve gerekirse alınacak bilirkişi raporu kapsamında, ceza dosyası içeriğinde somut olayla ilgili tespite yer verilip verilmediği, bu konuda bir açıklık bulunmasa dahi ceza dosyası kapsamındaki deliller itibari ile davacının yapılan işlemden haberdar olmasının gerekip gerekmediği hususları üzerinde araştırma yapılması gereğine işaret edilerek karar bozulmuştur.
Mahkemece 29.05.2018 tarih, 2015/236 E. ve 2018/376 K. sayılı karar ile davacıya ait hesapların zimmet faili tarafından havuz hesabı olarak kullanıldığı, bu kapsamda davacının hesabına havale edilen ve hesapta bir süre kaldıktan sonra iade edilen tutarın hangi hukuki ilişki kapsamında davacıya havale edildiğinin davacı tarafça izah edilemediği, davacının kendi hesaplarına yönelik özen yükümlülüğüne uymadığı dikkate alınarak hükmolunacak tutardan davalı banka lehine %25 indirim yapılmasının uygun görüldüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, 38.005,71 TL asıl alacak, 108.429,75 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 146.435,46 TL'nin davalıdan tahsiline, asıl alacağa dava tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmasına, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
Dairemizin 27.02.2020 tarih, 2018/4743 E. ve 2020/2153 K. sayılı kararı ile davalı banka çalışanı ...'un zincirleme zimmet eylemleri sırasında davacıya ait hesapları havuz hesabı olarak kullandığının ceza yargılama dosyası ve sunulan deliller ile sabit olduğu kabul edilmesine rağmen, davacıya ait hesapların zimmet faili tarafından havuz hesabı olarak kullanılması ve bu kapsamda davacının hesabına havale edilen ve hesapta bir süre kaldıktan sonra iade edilen tutarın hangi hukuki ilişki kapsamında davacıya havale edildiğinin davacı tarafça izah edilememesi hususunun müterafik kusur değil, paranın davacıya ait olmadığının delili olduğu, banka görevlisi ...’un yaptığı işlem ile davacının hesabına gönderilen paranın yine ...’un yaptığı işlem ile davacının hesabından gönderildiği nazara alınarak davanın reddi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve yazılı gerekçe ile kısmen kabulünün doğru olmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka çalışanı ...'un zincirleme zimmet eylemleri sırasında davacıya ait hesapları havuz hesabı olarak kullandığının ceza yargılama dosyası ve sunulan deliller ile sabit olduğu, davacıya ait hesapların zimmet faili tarafından havuz hesabı olarak kullanıldığı, bu kapsamda davacının hesabına havale edilen ve hesapta bir süre kaldıktan sonra iade edilen tutarın hangi hukuki ilişki kapsamında davacıya havale edildiğinin davacı tarafça izah edilememesi hususunun müterafik kusur değil, paranın davacıya ait olmadığının delili olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk bozma ilamında davacının hesabındaki paranın hukuki dayanağının bozma konusu yapılmadığını, bu suretle davacının hesabındaki davaya konu tutarın hukuki sebebinin/kaynağının işbu davanın haklılığı bakımından sonuca etkili olmadığının tespit edildiğini, hükmün davacının davalı bankadan talepte bulunma hakkının bulunduğuna ilişkin kısmının onanarak kesinleşmek suretiyle davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğunu, davacının hesabında bulunan paranın kaynağının açıklanmasının istenilmesinin hukuka aykırı olduğunu, ceza dosyasının işbu davadaki uyuşmazlık konusuna ilişkin bir tespit içermediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı banka nezdinde bulunan davacıya ait mevduat hesabındaki paraların davacının izni ve bilgisi dışında bir başka kişiye ait hesaba virman yolu ile aktarılarak çekildiği iddiası ile tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun (818 sayılı Kanun) 55 inci, 306 ncı, 307 nci maddeleri.
Dosyadaki yazılara, Mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davacı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 05.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.