Taraflar arasındaki haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 25.04.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir..
Belli edilen gün ve saatte taraflardan kimsenin gelmemiş olduğu belirlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 25.04.2023 tarihinde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının İstanbul ili Üsküdar ilçesi (yeni Ataşehir ilçesi), 196 pafta 85 ada 75-77 parsellerinde kayıtlı, Fetih Mah. .../İstanbul adresinde bulunan Garanti Sitesinde Manolya Blok 3 numaralı bağımsız bölümün maliki olduğunu, davacının maliki olduğu binaya 33,00 metre mesafede davalı firma tarafından yapılan inşaatın derin temel kazısı nedeniyle davacının bloklarında çökme tehlikesi ile karşı karşıya kalındığını, binaların tamamen kullanılamaz hale geldiğini, bu binalarda oturmanın hayati tehlikeye yol açacak riskler taşıdığını, bu hususların Ataşehir Belediyesi ile Ataşehir Kaymakamlığının yazıları ve alınan bilirkişi raporları ile tespit edildiğini, bilirkişi raporlarında sitedeki bloklarda dilatasyon derzlerinde çatlamalar, betonarme düşey taşıyıcılarda, bölme duvarlarda düşey, yatay ve diyagonal çatlaklar, düşey taşıyıcılar ile bölme duvarlar arasında açılmalar, betonarme döşemelerde, taban döşemelerinde ve bina çevresinde çatlaklar ile zeminde oturmalar meydana geldiğinin belirlendiğini, davalının inşaat, kazı ve iksa çalışmalarını mühendislik teknolojileri dikkate alındığında yanlış uygulamalarla, kontrolsüz ve sorumsuzca gerçekleştirdiğini, bilirkişi raporlarına göre binaların taşıyıcı sisteminde meydana gelen hasarların onarımının mümkün olmadığını, binaların iki yönlü eğilmiş ve çökmüş durumda olduğunu, sonuçta müvekkiline ait taşınmazın bulunduğu bloğun davalının kazı, iksa ve hafriyat çalışmaları nedeniyle kullanılamaz hale geldiğini belirterek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 5.000 TL maddi ve 5.000 TL manevi tazminatın zararın ilk ortaya çıktığı tarihten itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının oturduğu binalarda yapısal hasar oluşmadığını, dava dilekçesi ekindeki bilirkişi raporları ve hukuki mütalaalar incelendiğinde davacının oturduğu konuta ilişkin zarar tespitinin bulunmadığının görüldüğünü, binanın ortak alanındaki hasarlara dayanılarak dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, müvekkilinin alanında en iyi şirketler ile çalıştığını, proje çalışmalarını kanuna ve mevzuata uygun şekilde yerine getirdiğini, her zaman komşuluk hukukuna özen gösterdiğini, haksız fiil sorumluluğunun şartlarının oluşmadığını, davacının maliki olduğu dairelerin bulunduğu binadaki zararların inşaatın kazı ve iksa çalışmaları başlamadan önce de mevcut olduğunu, bu hususun tespit dosyasında alınan raporlar ile tespit edildiğini, manevi tazminat talebinin hukuki dayanağının bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "...davacının İstanbul ili, Ataşehir ilçesi 85 ada 75 parsel C Blok 3 nolu bağımsız bölümün maliki olduğu, davalı şirket tarafından taşınmaza yakın parselde yapılan inşaat kazı çalışmasında davacının dairesinin de zarar gördüğü iddiası ile maddi ve manevi istemli tazminat davasının açıldığı, keşif sonucu alınan bilirkişi raporunda, davalı şirket tarafından yapılan temel kazısının fen ve teknik anlamda güvenlik önemleri alınarak usulüne uygun yapıldığı, komşu parsel olan Garanti Sitesi bloklarında ve davacının dava konusu yapılan dairesinde herhangi bir tehlikenin olmadığının belirtildiği, bina blokları çevresinde ortak alanlarda temellerden sonra yapılmış fakat nispeten az sıkıştırılmış olan gevşek dolgular üzerinde oturan tretuvarlarda, yollardaki kilitli taş kaplamalarda ve binaya yanaşma şeklinde yapılmış giriş merdivenlerinde görülen oturma binadan ayrılmaların nispeten gevşek yapılardaki dolgu arazisinin genel olarak az miktarda farklı oturmasından ve binadan ayrılmasından kaynaklandığının belirtildiği, ancak apartman ortak alanlarında ve sitenin ortak alanlarında meydana gelen hasarların davamızın konusunu oluşturmadığı, ortak alan dışında davacının bağımsız bölümünde herhangi bir tehlike ve zararın olmadığının belirtildiği, davalının kazı çalışması ile davacının dairesinde meydana gelecek zarar arasında illiyet bağının bulunmadığı" gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; karara dayanak bilirkişi raporlarının objektif anlamda eksik, yetersiz, denetime elverişsiz ve hüküm kurmaya yetersiz olduğunu, davacı müvekkillerine ait dairelerin Ataşehir Belediyesi yazısında belirtilen ve can ve mal kaybına yol açabilecek hasarların oluştuğu bloklardan olan Yasemin 1, Yasemin 2 ve Manolya Blokta olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun son sayfasında bilirkişilerin "Halen sitede Belediye yetkilileri tarafından tespit edilerek mühürlenmiş ve oturulmaya engel olabilecek bir durum da yoktur" şeklinde bir tespitte bulunduğunu, oysa Ataşehir Belediyesi'nin 20.08.2014 tarihli yazısının bu tespitin aksini gösterdiğini, gerek dava öncesi yapılan 2014/70 D.İş sayılı delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporunun gerekse de Ataşehir Belediyesi’nin tahliyeye ilişkin yazısının müvekkiline ait dairenin ve dairenin bulunduğu apartmanın ağır hasarlı olduğunu ve onarımın yapılmasının hemen hemen mümkün olmadığını ortaya koyduğunu, davaya konu taşınmazın bulunduğu blokun davalının hafriyat ve inşaat çalışmalarından kaynaklı olarak tamiri mümkün olamayacak ve hayati tehlike arz edecek şekilde hasar aldığını, bu durumun daha önce alınan bir çok bilirkişi raporu ve davalı yanın ikrarını içeren söylem ve davranışları ile açıkça ortaya çıktığını, davaya konu blokların davalı inşaatına en yakın bloklar olduğunu, alınan raporlarda Yasemin 1 ve 2 blokların can ve mal kaybına yol açabilecek derecede hasarlı olduğunun tespit edildiğini, dosyaya verilen raporda ise bu ağır hasarlı Yasemin 1-2 bloklara ve davalının inşaatına çok yakın olan Manolya Blok'ta hiçbir hasar olmadığı iddia ettiğini, bilirkişilerin vermiş oldukları raporun hangi bilimsel kıstaslara göre verildiğinin belli olmadığını, raporun sübjektif nitelikte olduğunu ve ihtilafı aydınlatır nitelikte olmadığını, daha önce birden fazla verilen bilimsel raporlarla açık çelişkiler barındırdığını, sunmuş olunan tüm bilirkişi raporlarının davalının kazı ve temel çalışmaları neticesi bu hasarların meydana geldiğini tespit ettiklerini, kazı çalışması bittikten sonra yapılan betonarme çalışmalarının kazı çalışması sırasında müvekkillerine ait taşınmazlara vermiş oldukları hasarın onarımına bir faydası veya etkisi olmadığını, hasar meydana geldiğini ve onarımı gerektiğini, onarım mümkün değil ise binaların yeniden yapılması gerektiğini, bu nedenle raporda yer alan bu tespitin davanın esası ile bir ilgisi bulunmadığını, davaya konu bloklardaki diğer taşınmaz malikleri adına açmış oldukları konusu aynı olan davalarda verilen raporlar iddia ve taleplerindeki haklılığı ortaya koyduğunu, gerek dava dilekçelerinde gerekse de iş bu dilekçelerinde değindikleri dava öncesi ve sonrası alınan raporların dava konusu bloklarda bir hasar/zarar veya değer kaybı bedelinin var olup olmadığının tartışmasını sona erdirdiğini, tartışılan veya farklılık arz eden hususların hasar/zarar ve/veya değer kaybı bedellerinin miktarı olduğunu, bilirkişi heyetinin vermiş olduğu raporun emsal raporlardan da anlaşılacağı üzere ihtilafı aydınlatmaktan uzak ve hükme esas teşkil etmemesi gereken bir rapor olduğunu, Emaar Libadiye Gayrimenkul Değerlendirme A.Ş. ile sigorta şirketleri arasında derdest İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1260 esas sayılı hasar tazminatı davasında Garanti Sitesi binaları yanında çevrede mukim benzer nitelikteki binaların kazı nedeniyle hasara uğraması karşısında davalı şirket tarafından sahiplerine ödediklerini iddia ettikleri tutarların sigorta şirketlerinden tazminini istediklerini, bu dava konusu ve davalı tarafından yapılan ödemelerin, davalının kazısının etkileşim alanında bulunan binaların büyük bir risk altında olduğunun kanıtı olduğunu, bütün bu gerçeklere göre Garanti Sitesinde var olan düşey yatıklıkların ve hasarların davalının kazısından önce oluşmuş olacağı iddiasının doğru olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile "....davalının devam eden inşaat projesinde inşaatın büyük bir kısmını yol seviyesine kadar tamamlandığı ve iksa sisteminin yapıdan desteklenerek hareket etmesinin engellenmiş durumda olduğu, davacıya ait dairelerde yapısal hasar tespit edilemediği ve meydana gelmiş değer kaybı da oluşmadığının anlaşıldığı, davacı tarafından zararın varlığı ve illiyet bağı ispatlanamadığından İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı" gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili, temyiz dilekçesinde; karara dayanak bilirkişi raporları objektif anlamda eksik, yetersiz, denetime elverişsiz ve hüküm kurmaya yetersiz olduğunu, davacı müvekkillerine ait dairelerin Ataşehir Belediyesi yazısında belirtilen ve can ve mal kaybına yol açabilecek hasarların oluştuğu bloklardan olan Yasemin 1, Yasemin 2 ve Manolya Blokta olduğunu, hükme esas alınan bilirkişi raporunun son sayfasında bilirkişilerin "Halen sitede Belediye yetkilileri tarafından tespit edilerek mühürlenmiş ve oturulmaya engel olabilecek bir durum da yoktur şeklinde bir tespitte bulunduğunu, oysa Ataşehir Belediyesi'nin 20.08.2014 tarihli yazısının bu tespitin aksini gösterdiğini, gerek dava öncesi yapılan 2014/70 D.İş sayılı delil tespiti dosyasında alınan bilirkişi raporunun gerekse de Ataşehir Belediyesi’nin tahliyeye ilişkin yazısının müvekkiline ait dairenin ve dairenin bulunduğu apartmanın ağır hasarlı olduğunu ve onarımın yapılmasının hemen hemen mümkün olmadığını ortaya koyduğunu, davaya konu taşınmazın bulunduğu blokun davalının hafriyat ve inşaat çalışmalarından kaynaklı olarak tamiri mümkün olamayacak ve hayati tehlike arz edecek şekilde hasar aldığını, bu durumun daha önce alınan bir çok bilirkişi raporu ve davalı yanın ikrarını içeren söylem ve davranışları ile açıkça ortaya çıktığını, davaya konu blokların davalı inşaatına en yakın bloklar olduğunu, alınan raporlarda Yasemin 1 ve 2 blokların can ve mal kaybına yol açabilecek derecede hasarlı olduğunun tespit edildiğini, dosyaya verilen raporda ise bu ağır hasarlı Yasemin 1-2 bloklara ve davalının inşaatına çok yakın olan Manolya Blok'ta hiçbir hasar olmadığını iddia ettiğini, bilirkişilerin vermiş oldukları raporun hangi bilimsel kıstaslara göre verildiğinin belli olmadığını, raporun sübjektif nitelikte olduğunu ve ihtilafı aydınlatır nitelikte olmadığını, daha önce birden fazla verilen bilimsel raporlarla açık çelişkiler barındırdığını, sunmuş olunan tüm bilirkişi raporlarının davalının kazı ve temel çalışmaları neticesi bu hasarların meydana geldiğini tespit ettiklerini, kazı çalışması bittikten sonra yapılan betonarme çalışmalarının kazı çalışması sırasında müvekkillerine ait taşınmazlara vermiş oldukları hasarın onarımına bir faydası veya etkisi olmadığını, hasar meydana geldiğini ve onarımı gerektiğini, onarım mümkün değil ise binaların yeniden yapılması gerektiğini, bu nedenle raporda yer alan bu tespitin davanın esası ile bir ilgisi bulunmadığını, davaya konu bloklardaki diğer taşınmaz malikleri adına açmış oldukları konusu aynı olan davalarda verilen raporlar iddia ve taleplerindeki haklılığı ortaya koyduğunu, gerek dava dilekçelerinde gerekse de iş bu dilekçelerinde
değindikleri dava öncesi ve sonrası alınan raporların dava konusu bloklarda bir hasar/zarar veya değer kaybı bedelinin var olup olmadığının tartışmasını sona erdirdiğini, tartışılan veya farklılık arz eden hususların hasar/zarar ve/veya değer kaybı bedellerinin miktarı olduğunu, bilirkişi heyetinin vermiş olduğu raporun emsal raporlardan da anlaşılacağı üzere ihtilafı aydınlatmaktan uzak ve hükme esas teşkil etmemesi gereken bir rapor olduğunu, Emaar Libadiye Gayrimenkul Değerlendirme A.Ş. ile sigorta şirketleri arasında derdest İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1260 esas sayılı hasar tazminatı davasında Garanti Sitesi binaları yanında çevrede mukim benzer nitelikteki binaların kazı nedeniyle hasara uğraması karşısında davalı şirket tarafından sahiplerine ödediklerini iddia ettikleri tutarların sigorta şirketlerinden tazminini istediklerini, bu dava konusu ve davalı tarafından yapılan ödemelerin, davalının kazısının etkileşim alanında bulunan binaların büyük bir risk altında olduğunun kanıtı olduğunu, bütün bu gerçeklere göre Garanti Sitesinde var olan düşey yatıklıkların ve hasarların davalının kazısından önce oluşmuş olacağı iddiasının doğru olmadığını ileri sürerek usul ve yasaya aykırı olan kararın bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davalı tarafından başlatılan inşaat projesinin derin temel kazısı sonrasında komşu parselde bulunan Garanti Sitesindeki davacıya ait bağımsız bölümde hasar meydana geldiği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kurallarına, hükme esas alınan bilirkişi raporlarının ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli olmasına, bilirkişi raporlarında davacıya ait bağımsız bölümde iskana engel olacak yapısal ya da yapısal olmayan hasar gözlemlenmediğinin tespit edilmesi ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
25.04.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.