SUÇLAR: Nitelikli cinsel saldırı, tehdit

HÜKÜMLER: Beraat, mahkûmiyet

Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.11.2013 tarihli ve 2012/146 Esas, 2013/281 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında mağdur ...'ye yönelik işlediği iddia edilen nitelikli cinsel saldırı suçundan delil yetersizliğinden 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine ve aynı mağdura yönelik tehdit suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi, 29 ve 62 nci maddelerinin birinci fıkraları, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hapis cezasından çevrilme neticeten 1500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 20.01.2016 tarihli ve 14-2020/49459 onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.

A. Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi
Sanık müdafii mahkemece nitelikli cinsel saldırı suçundan verilen beraat kararını vekalet ücreti yönünden, tehdit suçundan kurulan mahkumiyet hükmünü ise sanığın atılı suçu işlediği sabit olmadığından bu suçtan da hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle temyiz etmiştir.

B. Katılan Mağdur Vekilinin Temyiz İstemi
Sanığın mağdura yönelik nitelikli cinsel saldırı suçunu işlediği tüm dosya kapsamından sabit olmakla bu suçtan sevk maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerektiği halde, hakkında beraat hükmü kurulmasının usul ve kanuna aykırı olduğuna ilişkindir.

Yapılan yargılama sonucunda İlk Dercece Mahkemesinin;
"Sanık ile mağdurun aynı kasabada ikamet ettikleri, mağdurun Antalya ili Alanya ilçesi Çıplaklı Kasabasında bulunan evlerinin bahçesinde çalıştığı sırada yanına gelen sanığın yüzüne biber gazı sıktığını, kendisini yere yatırıp 'seni köpek gibi öldürürüm' diyerek bağırdığını ve kendisine tecavüz ettiğini 03.09.2012 tarihinde alkol alan tanıklar ..., ... ve ...'a yanlarına gittiğinde anlattığı, bir gün sonra ..., ..., ... ve ...'un sanığın yanına gidip bu olayı sorduklarında sanığın tepki gösterdiği, sanığın mağdura 'seni öldürürüm, keserim, orospu çocuğu, ben sana bir şey yapmadım' şeklinde sözler söyleyerek vurmaya çalıştığı, tanık ...'un sanığı engellediği;
Akdeniz Üniversitesi Hastanesinin 20.12.2012 tarihli rapor içeriğinde; Mağdur ...'nün psikiyatrik muayanesi sonucunda; mağdura klinik olarak orta derecede zeka geriliği saptandığı, bu derecede zeka geriliği olan bireylerin ruh sağlığı bakımından kendisini savunamaz durumda olduğu, mental kapasitedeki kısıtlılık nedeniyle kişinin kendisine işlenen fiilin anlam ve sonuçlarını tam olarak kavrayamadığı, mağdurun ruh sağlığında kalıcı bozulma saptanmadığının bildirildiği, Alanya Devlet Hastenesinden alınan 03.09.2012 tarihli raporda müşteki ...'nün akıl zaafiyeti (noksanlığı) olduğunun tespit edildiği, vücudunda darp cebir izinin olmadığının, olayın üzerinden 15 gün geçmesi nedeniyle fiili livatanın akut bulgularının kaybolmuş olabileceğinin, akut livata bulgusu izlenmediğinin belirtildiği, mağdurun duruşmada psikolog huzurunda beyanının alındığı ancak mağdurun beyanlarının tutarlı olmadığı, sorulara olumlu yanıt verme eğilimini olduğunun tespit edildiği, hatta kendisinin de fırıncı ile Kerim'e tecavüz ettiğini söylediği, bu nedenle beyanlarına itibar edilemeyeceği, olay yerinde keşif yapıldığı, olayın gerçekleştiği iddia edilen yerin tamamen soyutlanmış bir yer olmadığı, yol kenarında bir yer olduğu, olayın gündüz saatlerinde gerçekleştiğinin iddia edilmesi karşısında bunun hayatın olağan akışına uygun olmadığı, buna göre sanığın mağdura yönelik nitelikli cinsel saldırıda bulunduğuna dair yeterli delil ele edilemediği, ancak sanığın mağdurun yanında tanıklar olduğu halde olayı sormak için yanına gelmeleri sırasında suçlanmasından kaynaklanan öfke ile mağdura hakaret edip vurmaya çalıştığının ve onu tehdit ettiğinin sabit olduğu" şeklindeki kabul ve gerekçesiyle sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan beraati ile tehdit suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.

A. Sanık Hakkında Nitelikli Cinsel Saldırı ile İlgili Verilen Hüküm Yönünden

İlk Derece Mahkemesince hakkında nitelikli cinsel saldırı suçundan beraat kararı verilen sanığın tehdit suçundan ve kesin nitelikte oldukları için temyize konu edilmeyen hakaret ile kasten yaralama suçlarından mahkumiyetine hükmolunması ve dosyada sunulan vekalet hizmetinin bölünememesi karşısında, müdafiye vekalet ücreti tayin edilmemesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi ve tüm dosya kapsamına göre, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırılarak vicdanî kanıya ulaşıldığı anlaşılmakla, katılan mağdur vekili ile sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.

B. Sanık Hakkında Tehdit Suçu ile İlgili Verilen Hüküm Yönünden
Sanığın yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi gereği 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin öngörüldüğü, 5237 sayılı Kanun’un 67 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi uyarınca zamanaşımı süresini kesen son işlemin 18.11.2013 tarihli mahkûmiyet kararı olduğu ve bu tarihten temyiz incelemesi tarihine kadar, 8 yıllık olağan zamanaşımı süresinin gerçekleşmiş olduğu belirlenmiştir.

A. Katılan Mağdur Vekili ile Sanık Müdafiinin Nitelikli Cinsel Saldırı Suçu Yönünden Verilen Beraat Kararına Yönelik Temyiz İstemi
Gerekçenin (A) bölümünde açıklanan nedenlerle Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.11.2013 tarihli ve 2012/146 Esas, 2013/281 Karar sayılı kararında katılan mağdur vekili ile sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan mağdur vekili ve sanık müdafiinin temyiz istemlerinin reddiyle, Tebliğname’ye uygun olarak, üye ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla hükmün ONANMASINA,

B. Sanık Müdafiinin Tehdit Suçu Yönünden Kurulan Mahkûmiyet Hükmüne Yönelik Temyiz İstemi Yönünden
Gerekçenin (B) bölümünde açıklanan nedenlerle Alanya 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 18.11.2013 tarihli ve 2012/146 Esas, 2013/281 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkındaki kamu davasının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,

Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,

25.04.2023 tarihinde karar verildi.

Tehdit suçundan ve kesin nitelikte oldukları için temyize konu yapılmayan hakaret ile kasten yaralama suçlarından mahkumiyetine ve nitelikli cinsel saldırı suçundan beraatine karar verilen sanığa beraat ettiği suçta vekalet ücreti verilip verilemeyeceği hukuki sorunu oluşturmaktadır.

Ceza davası, açıldığı andan itibaren sonuçlandırılıncaya kadar, kişi hak ve özgürlüklerini ciddi şekilde etkileyen, kişileri lekeleyen, psikolojik yönden tedirgin eden, maddi ve manevi kayıp ve katlanmayı ifade eden, iş ve güçten ederek ekonomik kayıplar verdiren, savunma için hazırlık nedeniyle vakit kaybettiren, dava sürecinde rencide ederek maddi ve manevi sıkıntılara sokan, zorlu bir süreci ifade eder.

Ceza davasının ciddi delillere dayanmadan veya iddialar yeteri kadar incelenmeden açılması ve sonuçta sanığın beraat etmesi önemli bir hukuki sorundur. Hakkında dava açılan sanık beraat kararıyla sevinirken diğer yandan ise dava sürecinde kaybettiklerine de üzülmektedir. Spinoza’dan mülhem olarak, “hiç kimse beraat ederek sevinmek için hakkında bir ceza davası açılmasını istemez (Benedictus de Spinoza-Ethica-Trc Çiğdem Dürüşken-Kabalcı Yayınları, 1. Baskı, Nisan 2012). Beraat etmek her ne kadar iyi bir şey gibi görünse de sanık açısından aslında böyle bir davanın hiç açılmaması gerektiği ve yargılamanın fuzuli yapılması nedeniyle de kötüdür.

Bir kişi suç işlemekle itham edilerek hakkında ceza davası açılmış ve yargılama sonucu beraat kararı verilmişse, haksız çıkan taraf suçları takip ve suçluları cezalandırma tekelini elinde tutan devlet olduğu için yargılama masrafına ve bu kalem içinde yer alan vekalet ücretine de katlanmalıdır. 5271 sayılı Kanun'un 327 nci maddesinde beraat eden sanıklar hakkında açık bir düzenlemeye yer verilmiştir.

Hukuk düzeninde bir kişiye suç isnat ederek kamu davası açılmışsa mahkumiyet yolu gözüktüğü ve hiç kimse beraat etmesi için kamu davasına nesne yapılamaz. Sanığın savunmasını hazırlamak için avukat yardımı alması ve sonuçta da beraat etmesi halinde hukuk sisteminin kusuruna katlanmak zorunda değildir. Beraat etmek için çabalayan ve bu kararı elde eden sanık hukuk düzeninin görmediği ve farkında olmadığı hususları avukat tutup gösterdiği için çabası takdir edilmelidir. Böyle bir sanık, vekalet ücretinden mahrum edilmemelidir.

Vekil ile kendisini temsil ettiren ve beraat eden sanığa vekalet ücreti ödenmesi, savunmayı ödüllendirme, hukuk siteminin gözünden kaçan konuyu savunan müdafaaya bir mükafat verme, bir nevi hakkında dava açılan sanıktan özür dileme, katlandığı sıkıntıları telafi etme ve uğradığı maddi kayıpları az da olsa tazmin etme amacını doğal olarak taşımaktadır.

Sanık hakkında bir çok suçtan dava açılmış ve bir kısmından beraat kararı verilmişse somut davada olduğu gibi mahkumiyet veya düşme kararı verilen suçlarla birlikte aynı iddianamede kamu davası açıldığı gerekçesiyle beraat ettiği suçlardan sanığa vekalet ücreti ödenmemektedir. Kamu davalarının tek bir iddianamede açılmış olmasına hukuki sonuç bağlanıp sanık aleyhine fiili durum yaratılarak vekalet ücreti verilmemesi kabul edilebilir bir hukuki yorum değildir.
5271 sayılı Kanun'un 324-330 uncu maddeleri arasında düzenlenen yargılama masrafları kural olarak devlet hazinesinden yapılmalıdır. Ancak tarafların yaptığı harcamalar da 324 üncü maddenin birinci fıkrasında yargılama masrafına dahil olduğu yazılıdır. Beraat eden sanığın 327 nci maddenin ikinci fıkrasına göre de önceden ödenmek zorunda kaldığı giderler devlet hazinesinden ödeneceği için beraat eden ve vekalet ücreti ödemesi de bu giderlere dahil olduğu için lehine hükmedilmelidir.

5271 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesi birleştirilerek görülen davalarda yargılama giderinin ve bu arada vekalet ücretinin de sanık tarafından ödenmek zorunda olmadığını düzenlemektedir. Bu hüküm kanunun başarısız ve meramı ifade etmeyen bir düzenlemesidir. Bundan sanık yararına vekalet ücreti ödenmeyeceği çıkarımı yapılamaz. Tersine olarak vekalet ücreti ödemesi gerektiği yorumu ise rahatlıkla yapılabilir.

Hukuki sorun, birden çok dava açılan hallerde çıkmaktadır. Bir kimse hakkında ister ayrı ayrı iddianame düzenlensin, isterse tek bir iddianamede birden çok suç anlatılsın o kişi hakkında kaç suç işlendiği iddia ediliyorsa hukuken o kadar dava var demektir. Sanığa isnat edilen her bir suçtan ayrı hukuki işlemler yapılmakta her bir suç ayrı yargılama masrafına yol açmaktadır. Nitekim hukuk muhakemesinde daha açık ve kesin olarak yargılama masrafları her dava yönünden hatta karşılıklı davada bile belirli ve adilane tespit edilmiştir. Ceza yargılamasında savcının tavrına, olayı birleşik veya ayrı iddianamelerde anlatmasına hukuki sonuç bağlanamaz. Sırf bir metinde birden çok suçu anlattı ve bazılarından mahkum oldu veya düştü diyerek beraat ettiği suçlardan vekalet ücreti vermemek mantıksız ve tutarsızdır.

5271 sayılı Kanun birlikte görülen davalarda vekalet ücretinin nasıl verileceğini ayrıntılı düzenlememiştir. Kanun, birden çok suçtan hakkında kamu davası açılan sanığın beraat ettiği suçlarda vekalet ücreti alıp almayacağı konusunda açık hüküm getirmemiş suskun kalmıştır. Kanunun açıkça düzenlemediği bir konuda sanığa dolaylı mali külfet yüklenemez. Yine kanunun düzenlemeleri bir bütün olarak ele alındığında da, beraat ettiği suçlarda sanığa vekalet ücreti ödenmesini engelleyen, ima eden veya yorumla bu sonucu çıkarmaya elverişli hiçbir hüküm yoktur.

Ceza davası açılıp bir kısım suçlardan beraat eden sanık lehine vekalet ücreti ödenmesi halinde ise bir çok hukuki fayda doğacaktır. İlk olarak kanunun suskun kaldığı bir husus eşitlik ve adalet ilkeleri ile kişi hak ve özgürlüklerinin korunması esaslarına göre içtihaden sanık lehine yorumla doldurulacaktır. İlerde beraat etmesi mümkün davaların açılması bir nebzede olsa önlenecek, savcılara dava açarken çeki düzen verecektir. Savcılara mahkum olmayacak suçtan dava açılmaması gerektiği aksi takdirde vekalet ücreti ödenerek hazinenin fuzuli masrafa sokulacağı hatırlatılacaktır. Vekaletli avukatla savunma teşvik edilecektir. Gereksiz yere suçlanan sanığa en azından vekalet ücreti ödenecektir.

Bir başka açıdan ise hazineye ciddi bir yük gelmeyecektir. Kişi hakkında açılan kamu davalarının bazısından beraat ve bazısından mahkum olacağı ve vekalet ücretleri her bir dava için verilip mahsup edildiğinde beraat kararı sayısından mahkumiyet kararı verilmesi daha çok verilmesi beklendiği için daima hazine kazançlı çıkacaktır. Devlet hazinesini koruma endişesi bu nedenle gereksizdir.

Nihayet, onama kararında geçen “vekalet hizmetinin bölünmezliği” kavramı ve gerekçesi hakiki ve hukuki değildir. Vekalet hizmetinin bölünmezliği ifadesi hukuki terminolojiye aykırı olup böyle bir ilke konulamaz. Vekalet hizmeti, her bir suç için davada ayrı verilmektedir. Sanık dilerse bir avukatla dilerse her bir suç için farklı avukatları vasıtasıyla savunma yapabilir. Vekalet hizmeti verilmesinin vekalet ücretiyle ilgisi mantıken kurulamaz. Her ceza davası bir isnadı barındırdığı ve sanığın işlediği bir kötülüğü ifade ettiği için vekalet hizmetinin bölünememe mantığı izaha muhtaçtır. Bu kavramın hukuki, ilmi veya mantıki izahı yapılamaz.

Hakkında açılan tehdit ve kesin nitelikte oldukları için temyize konu yapılmayan hakaret ile kasten yaralama suçlarından mahkumiyetine ve nitelikli cinsel saldırı suçundan beraatine karar verilen sanık lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken 5271 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin birinci fıkrası, 326 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkraları, 327 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarının ruhuna aykırı olarak beraat ettiği suç yönünden vekalet ücreti vermeyen mahkeme kararını düzeltmeden onayan sayın çoğunluk düşüncesine katılmıyorum.