Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan yukarıda tarih ve numarası yazılı önalım davasına dair kararın temyiz incelemesi duruşmalı olarak davalı tarafından süresi içinde istenilmekle gün tayin edilerek taraflara gönderilen davetiyelerin tebliğ edilmesi üzerine belli günde davalı vekili ... geldi. Davacı taraftan gelen olmadı. Hazır bulunanın sözlü açıklaması dinlendikten sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği görüşülüp düşünüldü.
Dava, önalım hakkına ilişkin payın iptali ile davacılar adına tesciline ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi üzerine, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Önalım davasına konu payın ilişkin bulunduğu taşınmaz paydaşlarca özel olarak kendi aralarında taksim edilip her bir paydaş belirli bir kısmı kullanırken bunlardan biri kendisinin kullandığı yeri ve bu yere tekabül eden payı bir üçüncü şahsa satarsa satıcı zamanında bu yerde hak iddia etmeyen davacının tapuda yapılan satış nedeniyle önalım hakkını kullanması Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ile bağdaşmaz. Kötü niyet iddiası 14.2.1951 gün ve 17 / 1 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden nazara alınması gerekir. Bu gibi halde savunmanın genişletilmesi söz konusu değildir. Eylemli paylaşmanın varlığı halinde davanın reddi gerekir.
Olayımıza gelince ; dava konusu edilen 24.700 m2 alanlı tarla nitelikli 19 No’lu parseldeki 1 / 4 pay taşınmazın paydaşlarından ...tarafından 12.8.2005 tarihinde 45.000 TL bedelle davalıya satılmıştır. Davacı da yasal hak düşürücü süre içinde 4.4.2006 tarihinde açtığı dava ile önalım hakkının tanınmasını istemiştir. Bu davaya karşı davalı 25.2.2009 tarihli dilekçesi ile taşınmazın satımdan uzun süre önce fiilen bölündüğünü, davacıların kendi bölümlerini ... isimli kişiye kiraya verdiklerini halen devekuşu çiftliği olarak kullanıldığını, davanın reddini savunmuştur. Yukarıda açıklandığı üzere fiili taksim savunması davanın her aşamasında ileri sürülebileceği gibi mahkemece de kendiliğinden gözetilmelidir. Davalının bu yöndeki savunması doğrultusunda dinlenen tanıkları taşınmaz üzerindeki bir bölümün tanıklardan ... tarafından 2004 yılı sonunda devekuşu çiftliği olarak kullanılmak üzere üç yıllığına davacı ...’dan kiralandığını beyan etmişlerdir. Her ne kadar davalı tarafından bu konuda sunulan kira sözleşmesinde kiralayan olarak atılan imzanın davacı ...’a ait olmadığı Adli Tıp Kurumu raporu ile ortaya çıkmış ise de geçerli bir kira sözleşmesinden söz
edebilmek için sözleşmenin yazılı olması gerekmediği gibi yerinde yapılan keşif sonrasında ziraat ve mülk bilirkişileri tarafından düzenlenen 25.7.2007 tarihli raporda da, taşınmazın bir kısmı boş iken bir kısmına sebze ekildiği, bir kısmında restoran binasının, bir kısmında devekuşu çiftliğinin yer aldığı belirtilmiştir. Bu şekilde taşınmazın dört farklı şekilde tasarruf edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte davalı tanıklarının sadece devekuşu çiftliği konusunda beyanları alınmış ve sözleşmedeki imzanın aidiyeti konusunda inceleme ile yetinilmiştir. Taşınmazın diğer bölümlerinin kim tarafından, ne zamandan beri hangi sıfatla kullanıldığı konusunda bir araştırma yapılmamıştır. Bu durumda mahkemece gerekirse yerinde yeniden keşif yapılarak tanıkların taşınmazın diğer bölümlerinin tasarrufu konusunda beyanları da alınıp tüm deliller bir birlikte değerlendirilmek suretiyle davalının fiili taksim yönündeki savunması konusunda varılacak sonuç çerçevesinde işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile HUMK.nun 428.maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA ve Yargıtay duruşması için kendisini vekille temsil ettiren davalı yararına takdir edilen 825 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 19.7.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.