Mahkumiyet

5237 sayılı TCK.nın 268/1. maddesinde düzenlenen başkalarına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçunun oluşabilmesi için işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılarak soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin kimlik bilgileri verilen mağdur hakkında yapılmasına neden olunması gerekir. Bir adli soruşturma ya da kovuşturma işlemi olmaksızın kimlik bilgilerinin gizlenmesi amacıyla başkalarına ait kimlik bilgilerinin kullanılması ve verilen kimlik bilgilerine göre resmi belge düzenlenmesi halinde TCK.nın 206. maddesinde düzenlenen resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyanda bulunma suçu, bir resmi belge düzenlenmemiş olması halinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 40/1. maddesinde düzenlenen kimliği bildirmeme kabahati oluşur.
Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın olay tarihi olan 15.04.2014 günü hırsızlık suçunu işlediği şüphelisi olarak kolluk görevlilerince durdurulduğu esnada kardeşi olan mağdur ...'a ait nüfus cüzdanını kolluk görevlilerine ibraz ettiği, üzerindeki fotoğrafa dair yapılan kontrolde sanık ile nüfus cüzdanı üzerindeki fotoğraf arasında farklılık bulunmaması nedeniyle polis merkezine götürüldüğünde sanığın gerçek kimliğinin ... olduğunu beyan ettiği,olay tutanakları ve tüm soruşturma evrakının sanığın gerçek kimlik bilgilerine göre düzenlenip imzalandığı, yapılan soruşturma sonucunda sanık hakkında Bakırköy 15. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2014/232 Esas, 2016/216 Karar sayılı dosyasında mala zarar verme ve nitelikli hırsızlık suçlarından kamu davasının açıldığı anlaşılan somut olayda; sanık hakkında atılı nitelikli

hırsızlık ve mala zarar verme suçlarından yargılama sonunda delil yetersizliğinden verilen ve kesinleşen beraat kararları karşısında sanığın "işlediği bir suçtan" söz edilemeyeceği cihetle TCK'nın 268/1 maddesinde düzenlenen başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçu oluşmadığı gibi kolluk görevlilerine ibraz edilen nüfus cüzdanına göre de bir resmi belgenin düzenlenmemesi nedeniyle TCK.nın 206/1. maddesinde tanımlanan "resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan’ suçunun da oluşmadığı, eylemin Kabahatler Kanunu'nun 40. maddesinde “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınılması veya gerçeğe aykırı beyanda bulunulması” şeklinde tanımlanan “kimliği bildirmeme” kabahatini oluşturacağı, bunun da aynı maddeye göre idari yaptırımı gerektirdiği, ancak anılan Yasanın 20/2-c maddesi uyarınca soruşturma zamanaşımı süresinin 3 yıl olduğu, kabahat tarihinden inceleme tarihine kadar bu sürenin gerçekleştiği anlaşılmakla, sanığın ve Cumhuriyet Savcısının temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmekle hükmün 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta anılan Yasanın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, 5326 sayılı Kanunun 20/2-c maddesi uyarınca sanığın kabahat oluşturan eylemiyle ilgili soruşturma zamanaşımı dolduğundan hakkında aynı Kanunun 20/1. maddesi gereğince İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 16.06.2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.