Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili; dava konusu 165 ada 15 parselin davacıya ait olduğunu, bu parsel bitişiğinde ise 165 ada 43 ve 44 parsellerin olduğunu ve bu parsellerde bina yapma çalışmaları esnasında davacının sınırlarına tecavüz edildiğini ve arsanın bir kısmının yok olmasına neden olunduğunu, taşınmazda heyelan meydana geldiğini ve davacının arsasının bir kısmının koptuğunu diğer kısmının ise heyelan tehdidi altında olduğunu, daha önce de davalı tarafından arsanın bir kısmına müdahale edildiğini ve müdahalenin men’i davasının kabul edildiğini, bahçede bulunan 2 adet kivi, 1adet incir, 5-6 kök asmanın yok olduğunu, davacıya ait parsel sınırında bulunan taş duvarın da eski müdahale ile yıkıldığını, davalının verdiği zarardan ötürü bahçe tarımının da yapılamadığını, bu nedenle taşınmaza yapılan müdahalenin men’i ve taşınmazın eski hale getirilmesini, taşınmazın eski hale getirilmesi mümkün olmadığı takdirde haksız olarak elatılan kısmın değeri belirlenerek tespit masrafları da dahil edilerek tazmin edilmesini taşınmazın gelecekte zarar görmemesi için alınması gereken tedbir için de bedelin tespit edilerek tazminini talep etmiştir.
Davalı vekili; elatma olmadığından ve eski hale getirildiğinden davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; bilirkişi raporları doğrultusunda davanın reddine karar verilmiş olup, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
elatmanın önlenmesi, eski hale getirme, eski hale getirme mümkün olmadığı takdirde tazminata ilişkindir.
Mahkemece 06.04.2015 tarihinde dava konusu edilen taşınmazda yapılan keşif sonrasında alınan 08.10.2015 tarihli Fen Bilirkişisinin raporunda pafta zemine uygulanmak suretiyle davacı ve davalıya ait taşınmazların sınırları belirlenmiş olup davacının taşınmazının 165 ada 15 parsel, davalının taşınmazının 165 ada 43 parsel olduğu, davalıya ait 44 parselin ise imar uygulaması sonucunda 52 parsele dönüştüğü, taraflar arasında daha önce de elatmanın önlenmesi davası açıldığı bu davada davalı tarafından davacı taşınmazına müdahale edildiği belirtilen kısmın mavi renkli A harfi ile gösterilen 13 m2 lik kısım olduğu, şimdi ise davacının taşınmazına davalı tarafça turuncu renkli B harfli kısımdan yaklaşık 55 m2 müdahale edildiği; yine İnşaat, Ziraat ve Jeoloji bilirkişilerince ortak olarak düzenlenen 15.10.2015 tarihli raporda ise; davalı taşınmazlarında yapılan kazı çalışmaları nedeniyle davacıya ait taşınmazda göçmelerin olduğu kazı etki alanı içinde kalan taşınmazın bu bölümünün büyüklüğünün de fen raporunda belirtildiği gibi 55 m2 olduğu, kazı çalışmasına bağlı şev stabilitesinin bozulması sonucunda gelişen lokal heyelanlar olduğu duvar imalatı yapılarak bu durumun önüne geçildiği ve önlem alındığı, eski hale getirme yönünden yapılan değerlendirmede tespit tarihinde göçme olan bölümde yeni duvar yapıldığı, taşınmazın gösterilen sınırlarına uygun olduğu, kazıdan kaynaklı göçme bölgesinin ilk haline dönüştürüldüğü tespit edilmişse de hükme esas alınan bu bilirkişi raporları infaza elverişli değildir. Şöyle ki; İnşaat, Ziraat ve Jeoloji bilirkişilerince müdahale olduğu tespit edilmiş, duvar yapılmak suretiyle müdahalenin giderildiği belirtilmişse de fen bilirkişi raporunda müdahalenin giderilmesi için inşa edildiği belirtilen duvarın davacı taşınmazının kadastral sınırında mı, heyelen sonrası kalan kısım sınırında mı yoksa davalı taşınmazını korumaya yönelik davalı taşınmazının sınırında mı kaldığı krokide net olarak gösterilmediği gibi müdahalenin yapılan bu duvar ile davacının zararını tam olarak giderebilecek nitelikte olup olmadığı hususu da açık değildir. O halde Mahkemece; dava konusu edilen taşınmazlarda yeniden keşif yapılmak suretiyle dava tarihi itibariyle müdahalenin olup olmadığı, müdahale olması halinde tespit edilen kısma hangi tarihte ne şekilde ve tam olarak nereye duvar yapıldığı, yapılan bu duvarın zararı giderecek nitelikte olup olmadığı tespit edilerek hüküm kurmaya elverişli rapor alınması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanarak eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca usul ve yasaya aykırı kararın BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.