Esastan ret
Taraflar arasındaki alacak ve tapu iptal tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 21.03.2023 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp, hazır bulunan davacı vekili Avukat ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı müvekkili ile davalılar arasında davalı şirketlerdeki hisselerin davalılar ..., ... veya ...'in istediği bir kişiye devri hakkında sözleşme yapıldığını, müvekkilinin hisselerini devrettiğini, müvekkiline ödenmesi gereken 5.000.000,00 TL'nin 2.000.000,00 TL' lik kısmının çek ile ödendiğini, bakiye kısmın ödenmediğini, ayrıca protokolle öngörülen muhtelif taşınmazların devrine yönelik yükümlülüklerin de ihlal edildiğini ileri sürerek ödenmeyen devir bedelinin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini, davalılardan ... ve ...'e ait muhtelif taşınmazların tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tapuya kayıt ve tescilini; tescil talebinin Mahkemece yerinde görülmemesi halinde, taşınmazların keşifle belirlenecek bedellerine mahsuben şimdilik fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL'nin davalılardan müşterek ve müteselsilen tahsilini, taleplerine dava tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi uygulanmasını talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, hisse devirlerinin sadece davalı ... adına yapıldığını ve diğer davalılara husumet yöneltilmesinin doğru olmadığını, davacının kötü niyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasında imzalanan sözleşmede gayrimenkul devirleri için vade konulmuş ise de; hukuki engel nedeniyle edimlerin yerine getirilemediği, ancak engel ortadan kalktıktan sonra sözleşmedeki karşılıklı edimlerin kısmen yerine getirilmiş olduğu, tarafların karşılıklı olarak sözleşmeyi devam ettirmeme niyetinde iseler karşılıklı olarak birbirlerine son bir ihtar çekmeleri ve ifaya uygun olarak mehil tayin etmelerinin gerektiği, bu hali ile sözleşmenin ayakta olduğu, dolayısıyla davalıların zamanaşımı itirazlarının yerinde olmadığı ve açılan davanın dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
2.Davalılar vekilinin protokolde belirtilen taşınmazların tapu kayıtlarına konulan ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebi üzerine 19.12.2019 tarihli ek karar ile; mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararda tedbirlerin kaldırılmasına yönelik hüküm tesis edilmediği, ihtiyati tedbir kararının etkisinin aksi belirtilmediği takdirde nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceği gerekçesi ile tedbirlerin kaldırılmasına yönelik talebin reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme kararının kendi içinde çelişkili olduğunu, protokolde devir ve teslimlere dayalı tarihlerin kesin ve net olarak ortaya konulduğunu, bu nedenle ihtarnameye gerek olmadığını, istinaf mahkemesince sözleşmeye konu taşınmazların devre engel durumlarının olup olmadığı, engel varsa taşınmazların kıymetlerinin takdir edilmesi gerektiğini belirterek ve re'sen gözetilecek sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
2. Davalılar vekili ek karara yönelik istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbirlerin kaldırılması talebinin kabul edilmesi gerektiği, bu şekilde ek karar ile asıl kararın birbiri ile çeliştiğini belirterek kararı istinaf etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile protokolde taşınmazların karşılıklı devrine ilişkin hükümlerin bulunduğu, taşınmazların kıymetlerinin takdirine ve keşif yapılmasına bu nedenle gerek olmadığı, dava tarihi itibariyle tapu kayıtlarının celbedildiği, yargılama sırasında taşınmazların devrine ilişkin bir beyanda bulunulmadığı, yeniden tapu kayıtlarının celbine gerek olmadığı, karşılıklı edimlerin yerine getirilmediği ve dava açıldığı sıradaki haklılık durumu nazara alınarak davalılar lehine 2.725,00 TL maktu vekâlet ücreti takdirinin yerinde olduğu, tarafların karşılıklı olarak edimlerini yerine getirmedikleri, ihtarname ile de birbirlerini temerrüde düşürmedikleri, taraflarca feshedilmeyen protokolün halen ayakta olduğu, aksi belirtilmedikçe tedbir kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğinden mahkemece davalıların tedbirin kaldırılması talebinin reddedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin asıl karara yönelik, davalılar vekilinin ise ek karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; sözleşmede hangi edimlerin hangi tarihte yerine getirileceğinin kararlaştırıldığını, bu nedenle ihtarnameye gerek olmadığını, müvekkilinin protokolün asıl amacı olan şirket hisselerinin devri edimini yerine getirdiğini, bunun dışında müvekkiline yüklenen diğer edimlerin değersiz ve maddi olarak küçük edimler olduğunu, bu durumun yerel mahkemece tespit edilmediğini, müvekkilinin iyi niyetle edimlerin ifasını beklerken davalıların şirkete ve şahıslarına ait malları muvazaalı olarak devir ve ipotek işlemleri ile aşırı borçlanmaya yönelik iş ve işlemler yapmaya başladıklarını, davalılar açısından taşınmazlar üzerinde haciz, ipotek, satış vs. olup olmadığı hususlarının araştırılmadığını, sözleşmeye konu bir kısım gayrimenkullerin dava dışı kişilere satıldığını, dolayısıyla borcun ifasının mümkün olmaması durumunda da ihtarın gereksiz olduğunu belirterek ve resen nazara alınacak sebeplerle kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, taraflar arasında akdedilen sözleşmeden kaynaklanan alacak ve tapu iptal ve tescil, aksi kanaatte olunması halinde taşınmaz bedelinin tahsili istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan protokol şartlarının yerine getirilip getirilmediği, davacının davalıdan alacaklı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (6098 sayılı Kanun) 237 nci maddesi, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun ( 2644 sayılı Kanun) 26 ncı maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (4721 sayılı Kanun) 706 ncı maddesi, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun (1512 sayılı Kanun) 60 ncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 89 uncu maddesi
1. 4721 sayılı Kanun' un 706 ncı maddesi, "Taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması, resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır" şeklindedir. 6098 sayılı Kanun'un 237 nci maddesinde taşınmaz satımının geçerli olması için getirilen resmî senede bağlanması şartı, taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri için de öngörülmüştür. 2644 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesine göre taşınmaz satışları için Tapu Sicil Müdürü veya tapu sicil görevlileri yetkili iken, 1512 sayılı Kanun'un 60 ıncı maddesinin üçüncü fıkrası ve 89 uncu maddelerinde taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce re’sen düzenleme şeklinde yapılacağı kuralı getirilmiştir.
2. Anılan düzenlemeler uyarınca tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerin geçerli olmaları için resmî şekilde yapılmaları zorunlu olup; dava konusu adi yazılı protokolde bir kısım maddeler taşınmaz mülkiyetinin devrine yönelik vaat içermekte olup, bu tür sözleşmelerin noterde re’sen düzenleme şeklinde yapılmaları geçerlilik şartıdır. Emredici kural gereği, resmî şekle uyulmadan yapılan sözleşmeler geçersizdir ve geçersiz sözleşme gereğince taraflar aldıklarını iade ile yükümlüdür.
3.Bu itibarla taraflar arasında akdedilen sözleşmenin resmi şekle aykırı olduğu gözetilmeksizin değerlendirme yapılmak suretiyle hüküm tesisi doğru olmamış, hükmün bozulması gerekmiştir.
Açıklanan sebeplerle;
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Bozma sebebine göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Takdir olunan 8.400,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalılardan alınarak, davacıya verilmesine,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.