Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Ceyhan 1. Asliye Hukuk Mahkemesi hükmüne karşı, davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması sonunda Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu kez davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkili ve eşi ...'nın kendilerinin çocuğu olmayan ...'yı kendi çocuklarıymış gibi nüfusa kaydettirdiklerini ileri sürerek nüfus kayıtlarının düzeltilmesini istemiş, 20.11.2014 tarihli oturumda davacı vekili talebi "çocuk ...'nın davacı ...'nın çocuğu olmadığının tespiti" olarak açıklamış, ilk derece mahkemesince "verilen kesin süre içerisinde çocuk ...'nın gerçek anne ve babasının açık kimlik bilgilerinin bildirilmediği" gerekçesiyle davanın usulden reddine dair verilen karar davacı vekilince istinaf edilmiş, Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, bu son karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’un 94.maddesinin 3. fıkrasında; (kesin) sürelerde yapılması gerekli işlemin yapılmaması halinde, o işlemi yapma hakkının ortadan kalkacağı belirtilmiştir.
Kural olarak hakimin verdiği süre kesin değildir. Kesinlik için şu iki koşuldan biri gerçekleşmelidir: İlk koşul, hakimin kesin olduğunu belirtmeksizin verdiği ilk sürede işlemin yapılmaması nedeniyle ilgili tarafın yeniden süre talep hakkının varlığı karşısında, bu talep üzerine hakimin verdiği ikinci sürenin kesin olması, bu kesinliğin yasadan kaynaklanmasıdır (HMK.m.94,2. fıkra 3.cümle). Bu halde ikinci kez verilen sürenin kesin olduğu belirtilmemiş, ihtar edilmemiş olsa bile sonuç değişmez.
İkincisi ise, yasaya göre hakimin tayin ettiği ilk sürenin kesin olduğuna da karar verebilmesi (HMK mad. 94,2. fıkra 1 .cümle) ancak, kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için buna ilişkin ara kararının yasaya ve içtihatlara uygun şekilde oluşturulması ve sonuçlarının da ilgili tarafa ihtar edilmiş olması gereklidir.
Yargısal kesin süreyle sadece taraflar değil hakim de bağlıdır. Zira kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usuli kazanılmış hak doğacağından, hakimin bu tür ara kararından dönmesi hukuken geçersizdir.
Ne var ki, açıklanan bu sonuçların doğması için mahkemece süre ve kesin süre ile ilgili verilecek ara kararı her türlü yanlış anlamayı önleyecek biçimde açık ve eksiksiz yazılmalı, yapılacak işler tereddüde yer vermeyecek şekilde teker teker belirtilmelidir. Bunun yanı sıra verilen sürenin yeterli olması, emredilen işlerin gerekli ve yapılabilir nitelik taşıması, ayrıca süreye uyulmamanın sonuçlarının açıkça hakim tarafından anlatılması, tarafların uyarılması da gereklidir.
Somut olayda dava, ...'nın çocuk ...'nın annesi olmadığının tespiti istemine ilişkin olduğuna ve çocuk ...'nın gerçek anne ve babasının tespitine yönelik talep bulunmadığına göre, davacı yanın çocuğun gerçek anne ve babasının kimlik bilgilerini mahkemeye bildirme yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Buna göre, uygun olmadığı halde verilen kesin süreye uyulmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf isteminin esastan reddine dair kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi hükmünün, işin esası incelenerek delillerin toplanması, somut olaydaki iddia ile ilgili olarak DNA araştırması yaptırılıp sonucuna göre karar verilmesi için bozulması gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı HMK'nin 373/1 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nin 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 02.12.2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.