Esastan ret

Taraflar arasındaki haksız rekabetin tespiti, meni ve tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne, dava, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin ikinci fıkrası gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddine karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin Reeder markasıyla 2009 yılından günümüze kadar e-kitap okuyucu, tablet, bilgisayar vb. taşınabilir elektronik bilgi işleme ve iletişim cihazları sektöründe hem yurt içi hem de yurtdışı müşterilerine hizmet verdiğini, davalı şirketin kurmuş olduğu "www.sikayetvar.com" adlı internet sitesi üzerinden müvekkilinin davalı şirket nedeniyle kazanç ve itibar kaybına uğradığını, şikayetlerin büyük kısmının gerçeği yansıtmadığını, yıllık ücret ödeyen şirketlerin şikayetlerinin ya yayınlanmadığını ya da firmaya teşekkür mahiyetinde geri dönüşler yapıldığını, bu şekilde potansiyel tüketiciler üzerinde etkide bulunulduğunu, davalının eylemlerinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun haksız rekabete ilişkin hükümleri kapsamında haksız rekabete sebebiyet verdiğini ileri sürerek davalıya ait "www.sikayetvar.com" adlı internet sitesinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile müvekkilinin müşteri kaybı oranı hesabı ile uğranılan zararının tespitini, haksız rekabetin men’ini, hüküm özetinin ilanını, şimdilik 1.000,00 TL maddi ve 15.000,00 TL manevi tazminatın ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, 05.03.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle maddi tazminat talebini 250.000,00 TL'ye yükseltmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; mezkûr internet sitesinin 2001 yılında kurulduğunu, site kapsamındaki içeriklerin tamamen üye kullanıcılar tarafından oluşturulduğunu, müvekkili tarafından bu içeriklere hiçbir surette müdahale edilmediğini, ancak bünyesinde oluşturduğu redaktör kadrosu ile hukuka ve ahlaka mugayir içeriklerin çıkarıldığını, hiçbir firmanın cevap hakkının kısıtlanmadığını, üye firmalara verilen öncelik hakkı ile şikayetin yayınlanmadan çözülmesi imkanının tanındığını savunarak davanın reddini istemiştir.

1.Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 06.04.2017 tarihli ve 2016/707 E., 2017/240 K sayılı kararıyla görevli mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiş, kararın istinaf edilmeden kesinleşmesi üzerine dosya Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.

2.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı şirketin sahibi olduğu internet sitesinde yer alan şikayetler yoluyla davacı şirketin ve ürünlerinin kötülendiği, davalı şirketin bu şikayetler yoluyla müşteri kitlesi üzerinde etki ettiği ve davacı şirket gibi şirketleri de kendi sitesine üye olmaya zorlayarak bundan ticari kazanç elde ettiği, bu durumun 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'un (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesi anlamında dürüstlük kuralına aykırılık teşkil ettiği ve haksız rekabet oluşturduğu, davalı şirketin kendi platformunda yayınladığı tespit ve kabullerine göre okuyanların %45'inin ürünü satın almaktan vazgeçtiğinin beyan edildiği, bu nedenle %45 sipariş kaybının olduğu, davacı şirketin piyasa reel ekonomik değer kaybının da oluştuğu, ancak dosya kapsamından davacının, davalının haksız rekabet eyleminden dolayı kayıplarının net olarak belirlenemediği, davalının sunduğu belgelere göre davalının sitesindeki Reeder ile ilgili şikayetlerin tarih olarak en eskisinin 02 Mart 2013 tarihli olduğu, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca zarar miktarının tam olarak ispat edilememesi durumunda hâkimin hakkaniyete uygun bir miktar tayin edebileceği, dava tarihine kadar ki dönem için davacı lehine maddi tazminatın 10.000,00 TL, manevi tazminat talebinin 5.000,00 TL olarak kabul edilmesinin hakkaniyete uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne haksız rekabetin men'ine, tazminat talebinin kısmen kabulü ile 10.000,00 TL maddi ve 5.000,00 TL manevi tazminatın işleyecek ticari faizle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, haksız rekabete sebebiyet veren içeriğin ilgili internet sitesinden çıkarılmasına ya da erişiminin engellenmesine, kararın kesinleşmesinden sonra ilanına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

1.Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirketin gerçekleştirdiği haksız rekabet eylemi nedeniyle müvekkili şirketin uğramış olduğu fiili maddi kaybın ve yoksun kalınan kazancın 10.000,00 TL'nin çok üstünde bulunduğunu, davalı şirketin kurduğu platform aracılığıyla uzun süreden beri haksız rekabet ilkelerine aykırı eylemlerine devam ettiğini, haksız rekabetin devam ettiği süreç içerisinde müvekkili şirketin ticari kayıtlarında iptal edilen siparişlerin bulunduğunu, davalı şirket tarafından kurulan platformda yayınlanan ve gerçeği yansıtmayan iddiaların okunma sayılarının çok yüksek olduğunu, müvekkili şirkete ağır hakaret ve suçlamaların yapıldığını, cevap için bir buton veya girişin bulunmadığını, davalı şirketin kendi platformundan yayınladığı tespit ve kabullerine göre, okuyanların %45’inin ürünü satın almaktan vazgeçtiğinin kabul ve beyan edildiğini, hükmedilen manevi tazminatın yetersiz olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.

2.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin firmaları üyeliğe zorladığı iddiasına ilişkin dosyaya tek bir somut delilin sunulamadığını, davacı firmayı üyeliğe zorlamak adına ne yaptığının somut olarak ortaya konulamadığını, cevap verme veya şikayetçiye ait iletişim bilgilerine erişimin sağlanması hakkının üye olsun ya da olmasın hiç bir firma için kısıtlanmadığını, yazılan her şikayetin firmaya derhal bildirildiğini ve cevap mahiyetinde gönderilen metinlerin herhangi bir harf ya da kelime sınırlamasına tabi tutulmaksızın şikayetin altında yayınlandığını, müvekkil şirket hakkında benzer olaylar ile ilgili olarak açılmış ve lehine sonuçlanmış pek çok emsal kararın bulunduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı internet sitesine üye olmayan işletmeler hakkındaki şikayetlerin doğrudan yayımlanması suretiyle müşteriler nezdinde hemen o anda olumsuz kanaatin oluşmasına neden olunduğu halde üye iş yerleri için şikayete cevap verme zamanı konusunda bir eşitsizliğin yaratıldığı, böylelikle üye olmayan iş yerleri aleyhine daha başlangıçta sonradan tersine çevirebilmenin çok zor olacağı olumsuz bir kanaat oluştuğu halde üye iş yerlerinin lehine başlangıçta yayımlansaydı şikayet olarak kamuya açıklanacak bir olayın yayımlanmadan önce tersine çevrilip teşekkür mesajı şeklinde yayımlanması imkanının sağlandığı, bu iş modelinin veya çalışma şeklinin ise iş yerlerini dolaylı bir şekilde üyeliğe zorlayan ve üye iş yerlerinin lehine, üye olmayanların ise aleyhine sonradan telafisi imkansız ve haksız bir menfaat sağlayan ve rakipler arasındaki ilişkileri etkileyen, aldatıcı veya dürüstlük kuralına aykırı bir uygulama olduğunun açık bulunduğu, ayrıca bu durumun davalının üye sayısını artırıp haksız gelir sağlamasına yol açtığı, davalının bu uygulamasının 6102 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesi uyarınca rakipler arasında veya tedarik edenlerle müşteriler arasındaki ilişkileri etkileyen aldatıcı veya dürüstlük kuralına diğer şekillerdeki aykırı davranışlar ile ticari uygulamalar anlamında haksız rekabet teşkil edeceği gerekçesiyle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkilinin firmaları üyeliğe zorladığı iddiasına ilişkin iddianın gerçeği yansıtmadığını ve bu hususun kanıtlanamadığını, Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan denetimler sonucunda hazırlanan raporlarda üye olsun ya da olmasın tüm firmalara ücretsiz cevap hakkıının verildiğinin ve şikayetçinin iletişim bilgilerinin ilgili firmayla paylaşıldığının açıkça tespit edildiğini, yazılan her şikayetin firmaya derhal bildirildiğini ve cevap mahiyetinde gönderilen metinlerin herhangi bir harf ya da kelime sınırlamasına tabi tutulmaksızın şikayetin altında yayınlandığını, müvekkil şirket hakkında benzer olaylar ile ilgili olarak açılmış ve lehine sonuçlanmış pek çok emsal kararın bulunduğunu, bir siteye üye olunuz denilmesinin ücret ödeyiniz demekle aynı anlama gelmediğini, bilirkişinin bu beyanı yanlış anlayıp tanımladığını, dolaylı yoldan üyeliğe zorlama şeklinde bir uygulamanın hukuk düzeninde yeri olamayacağını, cevap hakkının firmalara herhangi bir sınırlandırmaya tabi olmadan kullandırıldığını, müvekkilinin sahte şikayet yazımına müsade etmediğini belirterek mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalının haksız rekabet eylemlerinin tespiti, men'i ile maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2.6102 sayılı Kanun'un (6102 sayılı Kanun) 54 üncü maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 50 nci maddesinin 2 nci fıkrası.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.