... ile ... aralarındaki katılma alacağı davasının reddine dair ... Aile Mahkemesi'nden verilen ... sayılı hükmün Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili, dava dilekçesinde; ... parselde bulunan meskenin evlilik süresi içerisinde alındığını, davalı adına tapuda kayıtlı bulunduğunu açıklayarak edinilmiş mallara katılma rejiminden doğan davaya konu evin davacının payına isabet eden 10.000 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmesini istemiş, 23.05.2012 tarihli ıslah dilekçesiyle de, istek miktarını 40.000 TL' ye yükseltmiştir.
Davalı vekili, 29.11.2011 tarihli cevap dilekçesinde; davacının ev hanımı olduğunu bu nedenle katkısının olamayacağını, herhangi bir gelirinin bulunmadığını açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, “…davaya konu taşınmazın 14.10.2004 tarihinde taraflar evli iken alındığını, tarafların 25.02.2011 tarihinde boşandıklarını, davanın açıldığı tarihte katkı payına konu alacak kaynağı olan evin satışının daha önceden yapılmış olması nedeniyle mevcut olmadığı gibi, tasfiye edilecek alacağa konu bir evin bulunmadığını, satışın hileli olduğuna ilişkin tapu iptali ve tescil davasının da olmadığını…” gerekçe göstermek suretiyle davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına ilişkin ilk kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dairece yapılan temyiz incelemesi sonunda ... sayılı ilamı ile özetle öncelikle davaya konu taşınmazın tapu kaydının getirtilmesi gerektiği belirtilmiş olup, devamında mahkemenin gerekçesinin hatalı olduğu belirtilerek, şayet mesken edinilmiş mal ise TMK'nun 219/2-5. bendi uyarınca, “edinilmiş malların yerlerine geçen değerler” de, edinilmiş mal sayıldığı, bu bakımdan satılan taşınmazın kaim (ikame) ya da edinilmiş malın yerine geçen değer varken TMK’nun 219. maddesine aykırı bir biçimde tasfiyeye tabi tutulacak mal mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddinin hatalı olduğu, taraf delilleri birlikte değerlendirilerek davacının mal rejiminden kaynaklanan alacağı konusunda nitelendirme de yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, dosya kapsamıyla örtüşmeyen bir gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olduğu açıklanmış ve bu yönden bozmaya sevk edilmiştir.
./.

Bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde Mahkemece, davacının da söz konusu satış işlemini öğrendiği ve satışa rızasının olduğu, evlilik birliği içerisinde tarafların menkul yada gayrımenkul birikim yapmalarının mümkün olacağı gibi; sağlık harcaması, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlar gibi sebeplerle edinilen menkul ya da gayrimenkullerin elden çıkarılmasının, mümkün olabileceği, davaya konu olayda davaya konu taşınmazın mal kaçırmak kastı ile elden çıkarıldığının ispatlanamadığı, satış sonucu elde edilen paranın da mevcut olduğunun ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya kapsamı, toplanan deliller ve bozma sonrası dosya arasına alınan tapu kaydından dava konusu edilen (9) nolu meskenin eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu 14.10.2004 tarihinde satış yolu ile edinilip tapuda davalı adına tescil edildiği anlaşılmaktadır. Yine tapu kayıtlarının incelenmesinden, bu meskenin taraflar arasındaki 18.02.2005 tarihinde açılan 08.02.2007 tarihinde verilen ret kararının kesinleştiği boşanma davasından kısa süre önce 08.02.2005 tarihinde davalı tarafından teyzesine satılarak elden çıkarılmış olduğu görülmektedir. Tarafların ilk boşanma davasından sonra bir daha biraraya gelmedikleri, sonradan 03.07.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 25.02.2011 tarihinde kesinleşmesi ile boşanmış oldukları da sabittir. Alacak talebine konu taşınmaz redle sonuçlanan ilk boşanma davasından çok kısa süre önce elden çıkarılmış olmasına ve tarafların bu davadan sonra bir daha bir araya gelmediklerinden, hayatın olağan akışına göre; bu devrin TMK'nun 229/2. maddesi uyarınca diğer eşin katılma alacağını azaltmak kasdıyla yapıldığının kabulü gerekir.
Diğer yandan TMK'nun 229/2. maddesinde düzenlenen duruma uygun düşen şekilde yapılan devirlerde; devir sonucu elde edilen karşılığın (satış bedelinin), mal rejiminin sona erdiği tarihte mevcut olmaması; artık değere katılma alacağının talep edilmesine engel değildir. O halde TMK'nun 229/2. maddesi uyarınca devredilen bu taşınmaz malın "eklenecek değer" olarak kabul edilip, TMK'nun 232 ve 235/2. maddeleri gözetilerek gerektiğinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılarak, davacının hesaplanacak, artık değere katılma alacağının hükmedilmesi gerekirken; yazılı şekilde talebin reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir.

Davacı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerle yerinde olduğundan kabulüyle hükmün HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla ve HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 25,20 TL peşin harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, 06.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.