Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen itirazın iptali davasında davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili ile davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; ... plaka sayılı aracın müvekkili şirket tarafından sigortalandığını, sigortalı aracın 01.12.2013 günü ... 'ın sevk ve idaresindeki araç ile çarpışmak suretiyle maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 19 uncu maddesinin b bendinde belirtilen işaretlemenin eksik yapılmasından kaynaklandığını bu nedenle davalı idarenin asli kusurlu olduğunu, meydana gelen kaza nedeniyle müvekkili şirket tarafından sigortalısına 17.01.2014 tarihinde 18.057,26 TL ödeme yapıldığını müvekkili şirkete ödenen 4.514,00 TL düşüldükten sonra kalan 13.543,00 TL için Diyarbakır 2. İcra Müdürlüğünün 2014/5640 esas sayılı dosyasından takip başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek 13.543,00 TL asıl alacak 460,83 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 14.003,83 TL yönünden itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; yargı yolu ve husumet yönünden itirazda bulunarak dava konusu kazanın Diyarbakır-Silvan yolunun yapım çalışmaları devam eden kesimde meydana geldiğini, yol yapım çalışmalarının devam ettiği yerde kazaların önlenmesi için gerekli işaretlemelerin yapıldığını, davacının işaretleme levhalarına dikkat etmeyerek 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 47 nci maddesini ihlal ettiğini, kazanın meydana gelmesinde müvekkili kurumun kusuru bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabul, kısmen reddi ile Diyarbakır 2. İcra Müdürlüğü'nün 2014/5640 sayılı takip dosyasında 10.834,35 TL asıl alacak ve 368,66 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.203,01 TL'ye yönelik itirazın iptali ile takibin bu miktar için 10.834,35 TL asıl alacağa takip tarihi olan 13.06.2014 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmak suretiyle devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı şirket tarafından sigortalanan aracın sürücüsünün kusursuz olduğunun bilirkişi raporlarında tespit edildiğini, bu doğrultuda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 61 inci maddesinin “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” şeklinde düzenlendiğini, dava dışı ... Baran ile davalının, haksız fiildden kaynaklanan sorumluluk uyarınca müteselsil sorumlu olduklarını, dolayısıyla davalının ödenen tazminattan bakiye kalan tüm tazminattan sorumlu olacağını, dolayısıyla %60 üzerinden değil, Allianz Sigorta A.Ş’nin yaptığı ödeme düşüldükten sonra kalan tüm miktardan sorumlu tutulması gerektiğini, her ne kadar davalı kurum, kazada kendilerinin bir kusurlarının bulunmadığını, araç sürücülerinin kusurlu olduğunu ve zarar miktarının fazla olduğunu ileri sürmüş ise de, bu iddiaların tamamen soyut nitelikte ve dayanaktan yoksun olduğunu, bu çerçevede davalı kurumun temyiz başvurusunun reddi gerektiğini belirtmiştir.

2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalı idarenin sorumlu olduğu devlet yollarında yapacağı her türlü yapım, bakım ve onarım çalışmalarında trafik güvenliğinin sağlanması yönünden gerekli tedbirlerin alındığını, çalışma esas ve tekniklerine uygun olarak işaretlemeler yapılmış olduğunu, bilirkişilerce kazada zarar gördüğü iddia olunan araca dair yaptıkları hesaplamanın son derece subjektif ve afaki olduğunu, kaldı ki 2013 model Peugeot marka bir araçta bu derece yüksek hasar meydana gelmiş olmasının hayatın olağan akışına da uygun olmadığını belirtmiştir.

Uyuşmazlık, kasko poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, zarardan sorumlu olduğu iddia edilen davalıdan rücuen tahsilini teminen Diyarbakır 2. İcra Müdürlüğü'nün 2014/5640 sayılı icra dosyası ile başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427 vd. maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1472 inci maddesi, İcra İflas Kanunu 67 inci maddesi, Kasko Sigortası Genel Şartları.

1. İlk Derece Mahkemesinin nihai kararlarının bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili ile davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;
Davacı vekili ile davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,
492 Sayılı Harçlar Kanunu’nun 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
21.03.2023 tarihinde Başkan ... ve Üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) zarar sigortalarında halefiyeti düzenleyen 1472 nci maddesi, “Sigortacı, sigorta tazminatını ödediğinde hukuken sigortalının yerine geçer. Sigortalının gerçekleşen zarardan dolayı sorumlulara karşı dava ... varsa bu hak tazmin ettiği bedel kadar sigortacıya intikal eder. Sorumlulara karşı bir dava veya takip başlatılmışsa sigortacı mahkemenin veya diğer tarafın onayı gerekmeksizin halefiyet kuralı uyarınca sigortalısına yaptığı ödemeyi ispat ederek dava veya takibi kaldığı yerden devam ettirebilir.” hükmünü amirdir. Madde metninden anlaşılacağı üzere mal (zarar) sigortalarında sigortacı, sigortalı zarar görenin zararını karşıladıktan sonra halefiyet prensibi gereğince sigortalının zarar sorumlularına karşı sahip olduğu dava ve takip hakkını elde etmekte, hatta sigortalı tarafından açılmış dava veya takibi mahkemenin ve diğer tarafın onayı olmaksızın devam ettirebilmektedir. Düzenlemeden hakkın sigortalı zarar görenin haksız fiil sebebiyle sorumlulara karşı kullanabileceği tüm yetkileri içerdiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda; davacı, dava dışı zarar görene ait aracı mal sigortası türlerinden olan kasko sigortası ile sigortalamış, sigortalı araç davalının Karayolları Trafik Kanunu’ndan kaynaklı işaretlemelere ilişkin görevini eksik yapması, dava dışı sürücü ... ’ın ise aracın sevk ve idaresine ilişkin sürüş kurallarına uymaması sebebiyle meydana gelen kaza sonucunda hasarlanmış ve davacı gerçekleşen bu riziko (hasar) sonrasında sigorta sözleşmesi uyarınca sigortalısının zararını karşılamıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 61 inci maddesi “Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır.” şeklindedir. Sigortalı aracın zarar görmesine dava dışı ... Baran ile davalının birlikte kusurlu eylemleri sebebiyet verdiğine göre dava dışı ... ve davalı, zarar görene (sigortalı) karşı müteselsil olarak sorumludurlar. Müteselsil sorumluluk ilkesi TTK 1472 nci madde uyarınca davacı sigortacının sigortalısına halefen açtığı dava bakımından da geçerlidir. Hal böyle olunca davacı sigortacının açmış olduğu iş bu davada da müteselsil sorumluluk ilkesi gereğince davalı ...’nün zararın tümünden sorumlu tutulması gerekirken, mahkemece eldeki davada tatbik imkanı bulunmayan TBK’nın 167/2 nci maddesine yanlış anlam verilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Ayrıca 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/J maddesinde harçtan muaf kurumlar belirlenmiş olup davalı ... de bu kurumlar arasında yer almasına karşın mahkemece harçtan sorumluluğuna karar verilmesi doğru değildir.
Açıklanan sebeplerle yerel mahkeme kararının davacı yararına bozulması gerektiğini düşündüğümüzden sayın çoğunluğun onama yönünde tezahür eden görüşüne iştirak edemiyoruz.