Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Davacı 3. kişi vekili, müvekkilinin alacaklıya ait iş yerinde kiracı olduğunu, alacaklının borçlular ile anlaşarak 28/09/2012 tarihinde müvekkiline ait malları borçlulara aitmiş gibi haczettirdiğini, bu mallara ait faturaları ibraz ettiklerini, mahcuzların borçlularla hiçbir ilgisinin bulunmadığını belirterek haczin kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı alacaklı şirket vekili, haciz adresinin borçlunun takip dayanağı bonoda yazılı adresi olduğunu, borçlu ...'ın haciz mahallinde bizzat bulunduğunu, takibi uzatmaya yönelik açılan davanın kötü niyetli ve haksız olduğunu, mahcuzların davalı borçluya ait olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece, yapılan yargılama sonunda, ödeme emirlerinin takip talebindeki adreslerden farklı adreslere tebliğ edilerek takibin kesinleştirildiği, haciz sırasında borçlu ... tarafından işyerinin anahtarı hazurun ...'a verilerek işyerinin içine girilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, takip dosyasındaki işlemler de dikkate alındığında alacaklının 3. kişinin kira borcundan dolayı borçlulardan aldığı senede dayalı alacağını borçlular hakkında danışıklı takip yaparak, 3. kişiye ait malların haczedilmesi suretiyle tahsil-edilmesi amacını güttüğü gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiş, karar davalı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava 3.kişinin, İİK’nun 96. maddesine dayalı olarak açtığı istihkak davasına ilişkindir.
İcra takibinin borçluları olan ... ve...., haciz mahallinde bulunmadıkları gibi, sonradan haciz ve istihkak iddiasından da haberdar edilmemişlerdir. Haciz mahallinde bulunmayan borçluların tamamı davaya dahil edilmeksizin karar verilerek savunma hakkının kısıtlanması doğru değildir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup re'sen dikkate alınması gerekir. Bu durumda mahkemece davacıya süre verilerek takip borçlularından .... ve ...'ye dava dilekçesinin tebliği ile taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Böyle bir uygulama, Anayasa’nın 36. maddesi ile teminat altına alınan ve 18.05.1954 tarihinde ana metnini imzalayıp, 25.09.1989 tarih, 89/14563 sayılı kararnameyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bağlayıcı yetkisini tanıyan Ülkemizde de geçerlilik kazanmış bulunan AİHS’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da bir gereğidir. Taraf teşkili usulüne uygun olarak sağlanmadan yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün İİK'nun 366 ve 6100 sayılı HMK'nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına; İİK'nun 366/3. maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine ve 419,00 TL peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 04.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi..