Kısmen Kabul

Taraflar arasındaki kooperatif yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna dayalı rücuen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı vekili ve davalı Lütfü Akyol vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; tarafların, S.S. ... Yapı Kooperatifinin geçen dönem yönetim kurulu üyeliğini yaptığını, dönem sonunda yapılan kongrede ibra edilmediklerini, yerlerine seçilen yönetim kurulunun, "Menşei belli olmayan ödemeler" yaptıkları iddiasıyla, bu davanın taraflarını teşkil eden eski yöneticilere 64.000,00 TL lik borç çıkardığını, bu borcun kooperatife ödenmesi için önce noterden ihtar çekildiğini, sonra da Çanakkale 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde 2006/559 Esas sayılı dosya ile dava açıldığını, parayı taksitler halinde ödemek için kooperatifle protokol yaptığını, ceza davası açılması sebbeiyle protokole bağlanan borcun tamamı olan 78.000,00 TL yi ödediğini, bu ödemenin Kooperatifler Kanununun 98. ve TTK nın 336/1. ve 5. maddesindeki teselsül kuralı gereğince taraflar arasında müteselsilen taksimi gerekeceğini ileri sürerek 52.000,00 TL nin faiz ve yargılama giderleri ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

1.Davalı Lütfü Akyol vekili cevap dilekçesinde özetle, açılan bu davanın haksız ve yersiz olduğunu, müvekkilinin, 1935 doğumlu olup okur yazarlığı olmayan kendi halinde bir insan olduğunu, kendisi yönetim kurulu üyesi olmasına rağmen okur yazar olmamasından dolayı yönetim kurulundaki görev dağılımında hiçbir imza yetkisinin bulunmadığını, bu davayı açan davacı ve diğer davalı ...'ın müvekkilinin görev aldığı dönemde her türlü işlemi yaptığını ve imzaladığını, kooperatif üyelerine karşı sorumluluk ve zimmet varsa bu suçu işleyenlerin yönetimde imzaya ve temsile yetkili diğer yöneticiler ... ve davacı ... olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.

2.Davalı ..., davaya cevap vermemiştir.

Mahkemenin 20.05.2014 tarih ve 2014/9752 E., 2015/7424 K. sayılı kararı ile davanın taraflarının dava kendisine ihbar edilen kooperatifte yönetim kurulu başkan ve üyeleri olarak görev yaptıkları, yönetim kurulunun değişmesini müteakiben sonraki yönetim kurulunun zarar olarak gösterdiği meblağ olarak 77.999,13 TL nin davacı tarafça kooperatife ödendiği, kooperatifin zarara uğratılmasına neden olan işlemlere ilişkin davalı yanca makul ve makbul bir açıklama yapılamayarak harcamalara ilişkin bilgi-belge vs. deliller de sunulamadığı, usulsüz harcamaların kendilerine yapıldığı iddia edilen dava dışı kimselerin defter ve belgelerinin incelenmesinin eldeki davanın konusu itibariyle yapılamayacağı, kooperatifin defter ve diğer kayıtları üzerinde yaptırılan bilirkişi incelemesinde harcamaların usulsüz olduğunun anlaşıldığı, kooperatifin zarara uğratıldığı olgusunun bilirkişi raporlarına göre sabit olduğu, zararın anlaşma yoluna gidilmek suretiyle davacı tarafça ödendiği, davacının davalıların hissesine isabet eden kısmı istemeye hakkı olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 52.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

1. Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı Lütfü Akyol vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 19.11.2015 tarih 2014/9752 E. 2015/7424 K. Sayılı ilamı ile davacının herhangi bir mahkeme kararına ya da diğer davalıların muvafakatına dayalı olmaksızın yaptığı ödemenin rücuen tahsili talep edildiğinden gerçekten tarafların kooperatife karşı sorumlu olup olmadıklarının, sorumlu iseler miktarlarının tespiti gerektiği, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarının çelişkili olduğu, kooperatif nezdinde bulunan tüm bilgi, belge, defterler ile banka kayıtları getirtilerek, Çanakkale Valiliği Sanayi ve Ticaret Müdürlüğünce düzenlenen 26.09.2007 tarihli ve 6 sayılı ön inceleme raporu kapsamı da dikkate alınarak, kooperatifler konusunda uzmanlığı bulunan bilirkişi kurulundan rapor alınarak taraflardan oluşan yönetim kurulunun kooperatife karşı tek tek veya birlikte sorumlu olup olmadıkları ve miktarı tespit ettirilerek taraflarca alınarak rapora yönelik itiraz ileri sürülmesi halinde itirazları karşılayacak ve Yargıtay denetimine elverişli bulunacak ek rapor alınması suretiyle sonuca uygun hüküm tesisi gerektiği, rücu gerekecek bir alacağın varlığının tespiti halinde davalıların sorumlu oldukları tutarların tespiti ile ayrı ayrı bu tutaraların davalılardan tahsili gerekirken, yeni bir uyuşmazlığa yol açacak şekilde müteselsilen tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı, son olarak sorumlu olunacak bir miktarın varlığının tespiti halinde davacı tarafça ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin de bu kapsamda incelenerek hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların sorumluluğunu belirleyen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

A. Temyiz Yoluna Başvuran
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemenin 20.05.2014 tarih 2007/25 Esas 2014/130 K. Sayılı kararının sadece davalılardan ... tarafından temyiz edildiği, diğer davalı ... yönünden hüküm kesinleştiği halde yeniden ve daha az miktarda davalı ... yönünden hüküm kurulduğunu ileri sürerek mahkeme kararının anılan yönden bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; dosya kapsamındaki beyanlardan davacı ve diğer davalının, görevleri sona erdikten sonra 26.09.2016 tarihinde Halk Bankası ... Şubesinden 6500 TL yi birlikte çektikleri, paranın diğer davalı kooperatif başkanı ... tarafından alındığı, ancak bu paranın ne yapıldığını bilmediği, tüm para çekme işlemlerini birlikte yaptıkları, ancak ödemeleri diğer davalının yapıp takip ettiğinin bizzat davacı tarafından beyan edilmiş olmasına rağmen davacı ve davalının isticvapla beyanları alınarak davalı müvekkil ...'un yönetim kurulu toplantılarına katılıp katılmadığı, para çekme, ödeme ve muhasebeleştirme işlemlerine katılıp katılmadığının sorulması, inkar halinde imza incelemesi yaptırılması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, bozma ilamına aykırı olarak vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan müştereken müteselsilen tahsiline karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek mahkeme kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.

Uyuşmazlık, kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna dayalı rücuen tazminat istemine ilişkindir.

1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427 ncı ve devamı maddeleri

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Lütfü Akyol vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde görülmemiştir

2.Usulü kazanılmış hak kavramı anlam itibariyle, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Usulü müktesep hak müessesesi kanunda düzenlenmiş olmamakla beraber davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09/05/1960 T., 21/9; 04/02/1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı) 6100 sayılı HMK'da da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de, bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtayın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır. Çünkü, mahkemenin bozma kararına uyması ile, bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü müktesep hak doğmuştur.

Somut olayda, Mahkeme tarafından davalılar ... ve ... aleyhine verilen ilk karar davalı ... tarafından temyiz edilmediğinden bu davalı yönünden davacı lehine kazanılmış hak doğmuştur. Dairemiz bozma ilamında davalı ... yönünden lehe bozma yapılmadığı halde mahkemece bozmaya uyularak verilen ikinci kararda davalı ... yönünden ilk kararda verilen hükmün kurulması gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1.Davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının davacı yararına BOZULMASINA,

Temyiz peşin harcın istek halinde davacı ve davalıya iadesine,

Karara karşı karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,

15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.