İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kesin olarak verilen kararın; 24.10.2019 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Kanun'un 29 uncu maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesine eklenen üçüncü fıkrasındaki düzenleme gereğince temyiz yolunun açılması üzerine; 5271 sayılı Kanunu’nun 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin on birinci alt bendi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.04.2018 tarihli ve 2018/16 Esas, 2018/190 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının son cümlesi, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun (3713 sayılı Kanun) 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
2. Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 18.01.2019 tarihli ve 2018/2417 Esas, 2019/117 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
3. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nca tanzim olunan 14.09.2021 tarihli onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
Sanık müdafiinin temyiz istemi özetle; suçun yasal unsurlarının oluşmadığına, eksik araştırma yapıldığına, sanık hakkında öncelikle ceza verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesinin gerektiğine, etkin pişmanlık sebebiyle tayin edilen cezada en üst hadden indirim yapılması gerektiğine, hata hükümlerinin uygulanmasının gerektiğine ve sair nedenlere ilişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Dosyada bulunan ikrar içeren sanık savunmaları, tanık beyanları, fotoğraf teşhis tutanakları, veri inceleme raporu, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı, ByLock HTS kaydı ve bilirkişi raporları bir bütün olarak nazara alındığında; hakkındaki kodlama/fişlemeye göre sanığın FETÖ/PDY örgütü içerisinde yer aldığı, kullanımında bulunan GSM hattına tanımlı şekilde münhasıran FETÖ/PDY terör örgütü mensuplarınca kullanılan ByLock isimli kriptolu haberleşme programını kullandığı, örgütsel toplantıların ne zaman yapılacağının ByLock programı üzerinden haber verilmesi ve ByLock içeriklerinde yer alan kişilerin haklarında aynı örgüte üye olmaktan adli işlem yapılan örgüt mensupları ve sanığın da bulunduğu sohbet grubunun grup abisi olması itibariyle sanığın ByLock isimli programı örgütsel talimata uyarak yüklediği ve örgütsel gizliliği temin maksadıyla kullandığı kanaatine varıldığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 24.04.2017 ... ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere ByLock programını kullanmanın başlı başına örgüt üyeliği açısından delil olarak kabulünde zorunluluk bulunduğu, sanığın polis koleji sınavına örgüte müzahir evlerde hazırlandığı, polis kolejinde eğitim gördüğü dönemde örgüte müzahir evlerde kaldığı, hafta sonları örgütsel gizliliğe riayet ederek ankesörlü telefondan kendilerinden sorumlu örgüt mensubuna (grup abisi) haber vererek M.B.K. ve A.S. ile bilikte örgüt mensuplarına ait evlerde sohbet adı altında düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı, deşifre olmamayı temin için "Fatih" kod adını kullandığı, her ne kadar sanık 2015 yılında ByLock programını sildiğini iddia etmiş ise de ByLock mesaj içeriklerinde son mesaj tarihi ile sanığın 08.04.2018 tarihli emniyet ifadesi birlikte değerlendirildiğinde sanığın 2015 yılından sonra da irtibatını devam ettirdiği, Adıyaman İline geldikte sonra mahrem imamlar Hasan kod adlı H.Y. ve Murat kod adlı M.K. tarafından düzenlenen örgütsel toplantılara katıldığı, bu kapsamda ve HTS kayıtları itibariyle sanığın mahrem imamlar ile iletişiminin bulunduğu, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra örgütsel talimat gereği ByLock yüklü GSM hattının takılı bulunduğu cep telefonunu kırdığı, bilirkişi raporu ve sanık ikrarının bu hususu doğruladığı, sanığın bu şekilde çeşitlilik, süreklilik ve yoğunluk gösteren eylemleriyle örgüt hiyerarşisine dahil olduğu, örgüt ile organik bağ kurarak örgüt üyesi vasfını kazandığı, bu itibarla üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan cezalandırılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
Sanığın üzerine atılı suçun bu şekilde tamamlandığı kabul edilmiş olmakla birlikte hazırlık aşamasında emniyet ek ifadesi ile sanık etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunmuştur. Bu kapsamda emniyet ve savcılık ifadeleri kapsamında hazırlanan etkin pişmanlık raporu mahkememize gönderilmiştir.
Sanık mahkememiz huzurundaki savunmasında etkin pişmanlık kapsamındaki beyanlarını tekrar etmiştir.
Vicdani kanaat sistemine dayanan ceza muhakemesinde delil araçları ve kaynakları arasında gerçeklik açısından bir hiyerarşi bulunmadığı gözetilerek ikrarın diğer deliller gibi doğruluk derecesinin değerlendirilmesi gerekir.
Gerçekten de, bir kimsenin suçlu olmadığı halde kendisini suçlu sayması veya bir başkasının suçunu kabullenmesi mümkündür. O halde, ikrarın hangi aşamada gerçekleştiği ve özgür iradeye dayalı olup olmadığı, ikrarda bulunanın beyanının ciddiyetini ve bundan doğacak sonuçları bilip bilmediği, ikrarın başkaca deliller ile veya emarelerle desteklenip desteklenmediği, hayatın olağan akışına uygun düşüp düşmediği, kuşkudan arınmışlığını ve belirliliğini zayıflatacak biçimde ikrardan dönülüp dönülmediği gibi hususlar da göz önünde bulundurulmak suretiyle somut olaydaki sanık ikrarının delil değeri ortaya konulmalı ve ispat sorunu bu şekilde çözümlenmelidir.
Dosyadaki beyan ve delillerin kıymetlendirilip şüpheli hallerde şüphenin sanık yararına yorumu gerektiğine ilişkin ceza hukukunun genel ilkesinin gözetilip ve maddi delillerle savunmanın uyarlı olup olmadığının da tartışılarak evvela olgusal dünyaya ait maddi sorunun, hadisenin oluş biçiminin belirlenmesi ve bilahare normatif dünyanın içinde yer alan ve hukuki sorun olan vasıflandırmanın halli gerekir.
Tüm bu anlatımlar ve gerekçeler itibariyle, sanığın örgütle ilk temasının nasıl gerçekleştiğini, polis kolejinde eğitim gördüğü dönemde tanığı örgüt mensuplarını, eylemlerini, kullandıklarını kod isimlerini ve kendisinin örgütsel eylemlerini samimi olarak anlattığı, ilk gözaltı itibariyle sanık hakkında ByLock iddiasının bulunmaması nedeniyle sanığın örgüt kapsamında bildiklerinin tamamını anlatmadığı, ByLock kullanıldığı tespit edilen sanığın ikinci kez gözaltına alındığı, 13.12.2017 tarihli emniyet ifadesinde sanığın tanıdığı örgüt mensupları ve eylemleri hakkında bilgi verdiği, polis okulunda eğitim gördüğü dönemde ve görev yaptığı Ankara ve Adıyaman İlleri itibariyle örgüte bağlı evlerde düzenlenen sohbetlere gittiğini, ByLock programının kendisine M.D. tarafından yüklenildiğini, ByLock programını 2015 yılı başlarında sildiğini beyan etmekle birlikte görev yaptığı süreçte tanıdığı örgüt mensuplarına ilişkin teşhislerde bulunduğu, bu kapsamda göstermiş olduğu etkin pişmanlığın derecesi, Adıyaman İl Emniyet Müdürlüğünün yazısı ile sanığın ifadesinde geçen kişiler hakkında soruşturma yapıldığının mahkememizce bilinmesi dikkate alındığında sanığın ikrarının samimi olduğu, beyanlarının birbiriyle bağlantılı, tutarlı ve kesintisiz olduğu, netice itibariyle sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün yapısı ve faaliyeti çerçevesinde sonuca etkili bilgiler verdiği ve teşhislerde bulunduğu ve olayın bu şekilde oluştuğu vicdani kanaatine varılmıştır.
Cezanın Belirlenmesi ve Bireyselleştirilmesi Amacıyla Yapılan Değerlendirme
suçun işleniş biçimi, eylemin niteliği, suç sebep ve saikleri, sanığın örgüt içindeki konumu, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızma ve bu sızan kişilerin 15 Temmuz askeri kalkışmada yer alması gibi bir durum itibariyle Devlet içerisinde yapılanarak güç kazanmayı ve nihayetinde devleti ele geçirmeyi hedefleyen örgüt üyelerinin bir kısmının memur olmaması hatta emniyet mensubu olması itibariyle operasyonel anlamda herhangi bir etkinlik yapabilecek görevde ve konumda bulunmayan başkaca örgüt üyesiyle sanığın mevcut konumunun aynı seviye ve şartlarda değerlendirilmesinin ceza adaleti ve hakkaniyete aykırı olacağı düşünülmüş ise de bu sanığın etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunması ve bu pişmanlığını dile getirmesi ve bu kapsamda tespit ve teşhislerde bulunması nedeniyle cezası tayin edilirken takdiren alt sınırdan belirlenmesi yoluna gidilmiştir.
Yasal artırım nedeni: Sanığın üyesi olduğu kabul edilen örgütün hukuki niteliği nedeniyle verilen cezadan 3713 sayılı Kanun'un 5/1 maddesi gereğince artırım yapılmıştır.
Etkin pişmanlık: Sanığın etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunması, gerekli tespit ve teşhis işlemleri yapması ve bu kapsamda sanık beyanları itibariyle emniyetçe hazırlanan raporun derecesi dikkate alınarak 5237 sayılı TCK'nın 221/4-son cümlesi gereğince cezasından takdiren 2/3 oranında indirim yapılmasının hakkaniyete uygun olacağı değerlendirilmiştir. Zira sanık soruşturma aşamasından itibaren aleyhine deliller soruşturma dosyasına yansıdıkça etkin pişman olduğunu belirterek beyanda bulunduğu, ilk gözaltı işlemi itibariyle sonuca etkili bilgi vermediği, ByLock kullandığı tespit edildikten sonra sanığın kısmi olarak kendisi ve tanıdığı örgüt mensupları hakkında beyanda bulunduğu, hülasa bilinmeyen örgütsel eylemleri açısından delillerin ortaya çıkmasında sonra beyanda bulunduğu, keza emniyet ek ifadesinde sanığın Adıyaman İlindeki kendi ve tanıdığı örgüt mensuplarının eylemlerine ilişkin beyanda bulunmadığı, 2015 yılında ByLock programını sildiğini beyan etmesine rağmen 06.06.2015 tarihli ByLock mesaj içeriğinin bulunduğu, esasen sanığın bildiği bazı şeyleri anlatmakta halen tereddüt yaşadığı-kararsız kaldığı anlaşılmakla sanık hakkında üst hadden indirim yapılması cihetine gidilmemiştir.
Takdiri indirim: Sanığa verilen cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri, sanığın etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunması ve gerekli tespit ve teşhis işleminde bulunması dikkate alınarak sanığa verilen cezadan 5237 sayılı TCK'nın 62/1 maddesi gereğince indirim uygulanmıştır.
Mükerrirlere özgü infaz rejimi: Sanığın silahlı terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması nedeniyle verilen cezanın TCK'nın 58/9 maddesinin amir hükmü gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Bölge Adliye Mahkemesince, incelenen dosya kapsamına ve gerekçeye göre İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular ile hukuki vasıflandırma ve cezanın kişiselleştirilmesi yönünden hükümde herhangi bir isabetsizlik görülmediğinden sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan inceleme sonunda;
a) Amacı, yapılanması ve faaliyet yöntemlerine ilişkin ayrıntıları, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih, 2017/16-956 Esas ve 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen, Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ve Dairemizin müstakar kararlarında açıklandığı üzere, FETÖ/PDY, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmayı ve yerine başka bir düzen getirmeyi amaçlayan bir terör örgütüdür.
b) Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih, 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararında ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespit edilmesi halinde sanığın örgütle bağlantısını gösteren bir delil olarak kabul edilmesi mümkündür.
c) Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal düzene karşı işlenen suçlar soruşturma bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas saylı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde düzenlenen veri inceleme raporunun, müsnet suç yönünden; gizli tanık beyanına ve gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir belge olarak kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır.
d) Mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına göre, 329187 ID numarası üzerinden ByLock programını örgütsel haberleşme amacıyla kullanan, KOM Daire Başkanlığı tarafından gönderilen veri inceleme raporunda, "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı en üst seviyede olan kişi" olarak kodlanan, örgütsel toplantılara katılan, örgütün nihai amacını gerçekleştirmek için stratejik önemi haiz mahrem yapılanması içerisinde yer alarak mahrem imamlar vasıtasıyla organik bağını sürdüren, kod adı kullanan sanığın, anılan örgütün hiyerarşik yapısına organik bağla katılıp süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluluk arz eden faaliyetlerde bulunmak suretiyle üyesi olduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
e) Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK madde 21/1). Fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımındaki maddi unsurları bilmeyen bir kimse, kasten hareket etmiş olmaz (TCK madde 30/1). 5237 sayılı TCK’nın, “Hata” kenar başlıklı 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleştiği durumlarda, sanığın kasten hareket ettiğinden bahsedilemeyecek ve somut olayda tipik eylem gerçekleşmiş olsa da 5271 sayılı CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraat kararı verilecektir.
Hata (yanılma); kişinin tasavvuru, zihninden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi, normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şey olduğundan farklı bir biçimde algılanması halinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi halinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası bir algılama hatası olduğu halde, yasak hatası bir değerlendirme hatasıdır.
Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas, 2017/3 Karar sayılı dosyasında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; FETÖ/PDY terör örgütünün, başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanında büyük bir kesimce böylece algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce erişinceye kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında, örgütün ustaca gizlenen amacını bilenler ve bu amaçla örgütte görev alanlar açısından, suç tarihine bakılmaksızın ve suç tarihinden önce anılan yapının terör örgütü olduğuna ilişkin bir mahkeme kararı verilmiş olması da aranmaksızın hata savunmalarına itibar edilemeyeceğinde kuşku bulunmamakta ise de; terör örgütü olduğunu bilmeksizin içinde yer alan veya yardım eden sanıklar yönünden mensup olduğu ya da yardım ettiği yapının Anayasal düzeni zorla değiştirme, Anayasaya uygun olmayan yöntemlerle iktidarı ele geçirmeyi amaçlayan bir terör örgütü olduğunu veya terör örgütüne dönüştüğünü anladığı veyahut expost bir değerlendirme ile dış aleme yansıyan olay ve olgular itibariyle kendisinden anlamasının beklendiği tarihten itibaren davranışları ile bu örgütten ayrılma iradesini ortaya koyup koymadığı ve bu bağlamda TCK’nın 30/1 inci maddesinde düzenlenen suçun maddi unsurlarında hata şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği somut olayın özelliğine göre değerlendirilmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, örgütteki konumu, faaliyetlerinin önemi ve irtibatının devam ettiği tarih itibariyle örgütün nihai amacını bilmediği yönündeki savunmasına itibar edilmemesi yerindedir.
f) Kabul ve uygulamaya göre,
Temel cezanın önce 3713 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince arttırılıp sonra 5237 sayılı Kanun'un 221 inci maddesinin dördüncü fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca indirilmesi gerektiği gözetilmeden 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin dördüncü fıkrasına muhalefet edilmesi, sonuç ceza miktarını değiştirmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
g) Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği aşamalarda ileri sürülen esasa müessir iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, özleri değiştirmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu ve yaptırımın eleştiri dışında kanuni bağlamda şahsileştirilmek suretiyle uygulandığı anlaşılmakla, incelenen hükümde hukuka aykırılık saptanmamıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 18.01.2019 tarihli ve 2018/2417 Esas, 2019/117 sayılı Kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Adıyaman 2. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2023 tarihinde karar verildi.