Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili dava dilekçesinde, taraflar arasında ortaklığın giderilmesi davasına konu ... adresinde bulunan arsanın üzerinde bulunan binaya ilişkin 2007 tarihinde protokol imzalandığını, davalı tarafından protokolün gereklerinin yerine getirilemediğini ve dava konusu taşınmazdaki hisselerini diğer hissedarlar olan davacılara devredileceğinin taahhüt edildiğini açıklayarak taşınmazın tamamının mülkiyetinin vekil edenleri ... ve ... adına tespitine, aksi kanaat hasıl olursa muhdesatın aidiyetinin vekil edenleri adına tespitine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davalının dava konusu binanın müteahhitliğini yaparak yapımında bizzat çalıştığını, bir kısım malzemelerin ve işçi ücretlerinin davalı tarafından ödendiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece; tüm maliklerin kendi imkanları doğrultusunda inşaata katkıda bulundukları, dava konusu binanın davacılar ile davalı tarafça ortaklaşa yapıldığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosya kapsamından; dava konusu 81 ada 143 parsel sayılı taşınmazın satış yolu ile davacılar ile davalı adlarına müşterek mülkiyet hükümlerine göre kayıtlı bulunduğu, 2007 tarihli protokol ile dava konusu arsa üzerine... Başkanlığı'nın 30.07.2002 tarih 2002/179 nolu inşaat ruhsatı ile 7.3.2006 tarih 2005/187 nolu ilave kat ruhsatlarına istinaden müştereken yapılan binanın paylaşımı ve uyulması gereken ortak hükümlerin belirlendiği, 2009 tarihli tahhüt senedi ile davalı ... tarafından 81 ada 143 parselde bulunan arsa ve binadaki 1/3 hisse bedelini ödeyemediğinden hisseden çıkmayı, hissedarlara devretmeyi, binanın müteahhitliğini tamamlamayı ve dükkanlardaki faaliyetin aynı/benzerini 0.3 km'de yapmamayı taahhüt ettiği, dosya arasında mevcut ... 2.Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2010/42 Esas, 2013/661 Karar sayılı dava dosyasında, bahsi geçen taahhüt senedine dayalı alacak ve tapu iptali ve tescil davası açıldığı, davaya konu taahhüt senedindeki imzanın davalıya ait olup olmadığının tespit edilememesi ve davalının senedi imzalamadığına dair yeminli beyanı gereğince davanın reddine karar verildiği, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2014/5507 Esas, 2014/10742 Karar sayılı ilamı ile onandığı, aynı Dairenin 2014/16982 Esas, 2014/14403 Karar sayılı ilamı ile karar düzeltme isteğininin reddine karar verildiği ve 4.11.2014 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. ... 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2012/21 Esas sayılı dava dosyası ile taraflar arasında ortaklığın giderilmesine ilişkin olarak görülen davada; mülkiyet iddiası yönünden dava açılması için süre verilmesi üzerine eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davacı taraf dava dilekçesinde, kendi gelirleri ile aldıkları arsaya davalının ortak edildiğini, taşınmaz üzerine yapılan binanın tüm masraflarının da davacılar tarafından karşılandığını, davalı tarafından protokol ve taahhüt senedinin gereklerinin yerine getirilmediğini, ortaklığın giderilmesi davasında mülkiyetin tespiti davası açılması için süre tanındığını açıklayarak taşınmazın tamamının mülkiyetinin davacılara ait olduğunun tespitine, aksi halde muhdesatın davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş, yargılama aşamalarındaki beyanlarında da, davaya konu arsa ücretinin davacı ... tarafından ödendiği hususunun ... 2. Noterliği'nin 10370 yevmiye numaralı satış vaadi sözleşmesi ile sabit olduğunu, binanın yapımına dair masrafların davacılar tarafından ödendiğinin de dosyaya sunulan faturalar ve tanık beyanları ile anlaşıldığını belirterek taşınmazın tamamının mülkiyetinin davacılara ait olduğunun tespitine, aksi halde muhdesatın davacılara ait olduğunun tespitine karar verilmesini istemişlerdir.
Açıklanan beyanlara göre dava, dava konusu taşınmazın mülkiyetinin tamamının davacılara ait olduğunun tespiti, aksi kanaat hasıl olduğu takdirde taşınmaz üzerindeki binanın davacılara ait olduğunun tespiti istemine ilişkindir. Her ne kadar davacılar vekili, taşınmaz bedelinin davacı ... tarafından ödendiğini gösteren satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunduklarını ancak Mahkemece bu yönde hüküm kurulmadığını iddia ederek temyiz isteğinde bulunmuş ise de, davacı tarafça tapu iptali ve tescil istemine yönelik usulüne uygun şekilde harcı yatırılarak açılmış bir dava bulunmadığı görülmüştür. Taşınmazın tamamının davacılara ait olduğunun tespiti isteğine gelince; bilindiği üzere tespit davası, kendine özgü davalardan olup dava sonucunda istihsal edilecek ilamın icra ve infaz kabiliyeti bulunmamaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da bu davaların uygulama alanı sınırlıdır. Tespit davaları eda davalarının öncüsüdür, bu nedenle eda davası açılmasının mümkün olduğu hallerde, tespit davası açılmasında güncel hukuki yararın bulunmadığı kabul edilmektedir. Hukuki yararının bulunması dava şart olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re'sen gözetilir. Şu halde, davacılar tarafından davaya konu 81 ada 143 parsel sayılı taşınmazda davalıya ait 1/3 hissenin iptali ve adlarına tescili yönünden usulüne uygun açılmış bir dava bulunmadığı ve eda davası açma imkanı mevcut iken tespit davasının dinlenemeyeceği gözönünde bulundurulduğunda taşınmazın tamamının mülkiyetinin davacılara ait olduğunun tespiti istemi yönünden de davanın reddine karar verilmesi gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, dosyanın içeriğine, toplanan delillere ve tanık beyanlarına göre dava konusu taşınmaz üzerinde bulunan binanın, tarafların ortak katkısı ile meydana getirildiğinin belirlendiği, az yukarıda zikredildiği üzere davacıların taşınmazın tamamının mülkiyetinin tespitine karar verilmesini istemelerinde hukuki yarar bulunmadığı anlaşıldığından, Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmemiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nun Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HMUK.nun 428. maddesi uyarınca HUMK’nın 438. maddesi uyarınca ONANMASINA, taraflarca HUMK'nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 8,20 TL'nin temyiz eden davacılardan alınmasına, 07.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.